16 Haz 2015 11:27

Birincinin Yenilgisi ya da HDP’nin Zaferi

Birincinin Yenilgisi ya da HDP’nin Zaferi

Tahran, 16 Haziran 2015 – 7 Haziran Genel Seçimleri'nde AK Parti’nin uzun bir dönemin ardından oy kaybetmesi ve tek başına iktidar olamaması hala tartışma konusu ve farklı nedenlere bağlanıyor.

MHA, TURAN KESKİN: 2002 yılından beri Türkiye’yi tek başına yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 7 Haziran’da yapılan seçimlerde aldığı % 40,8 oy ile birinci parti olmasına rağmen tarihindeki ilk büyük yenilgiyi yaşamış oldu. Anayasayı değiştirmek için gerekli çoğunluk bir tarafa tek başına hükümet bile kuramayacak vekil sayısı elde etti. Şüphesiz bu yenilginin en önemli tarafı bin bir gece masallarını aratmayacak bin odalı sarayından iki gündür çıkmayan cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Çünkü seçim sürecinde anayasayı ve ettiği cumhurbaşkanlığı yeminini hiçe sayan cumhurun başkanı açık açık eski partisi için seçmenlerden oy istedi ve hatta bunun için mitingler yaptı, açılışlara katıldı ve tüm medya organlarını günlerce öfkeli sesiyle meşgul etti. AKP 2011 genel seçim sonuçlarına göre yaklaşık yüzde 10’luk bir oy kaybı yaşadı. Bu oyların bir kısmı Milliyetçi Hareket Partisine (MHP) gitti. Fakat daha önemli bir kesimi bu seçimin tartışmasız en başarılı partisi Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) geçti. Bu sayede HDP tarihinde ilk kez darbe anayasasının anti-demokratik bir uygulaması olan % 10’luk seçim barajını aşmış oldu. Hatta partinin başarısı beklenenin de ötesinde oldu ve meclise 82 vekil göndermeyi başardı.

 

Türkiye’deki muhalefet kanadı 7 Haziran seçimlerini AKP’nin gerileyişinin başlangıcı olarak değerlendiriyor. Aslında bu başlangıcı 2013 yılının yine Haziran ayında Gezi Parkı protestolarına kadar götürebiliriz. Şehrin en işlek meydanlarından birinde yer alan bu parka ısrarla bir alışveriş merkezi yapmak isteyen dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve hükümeti protesto etmek için milyonlarca insan sokaklara dökülmüştü. Bu sokak gösterileri yoğunluğunu ve kapsamını azaltarak devam etse de AKP’nin bu toplumsal kalkışmayı yönetirken başvurduğu polis şiddeti sonucunda 8 kişi hayatını kaybetmiş yüzlerce insan da yaralanmıştı. Bu olaylara gösterdiği tahammülsüzlük ve uzlaşmaz tavırlar AKP’nin geniş kitleler nezdindeki meşruiyetini önemli ölçüde sarsmıştı. Aynı yılın Aralık ayında hükümette önemli yerler işgal eden bazı bakan ve milletvekillerinin adının karıştığı bir rüşvet ve yolsuzluk soruşturması başlatılmıştı. Partinin ve hükümetin lideri olan Erdoğan kendi aile bireylerinin de adının karıştığı bu soruşturmaları savcı ve hâkimlere doğrudan müdahale ederek bertaraf etmeyi başardı. Bu süreçte kamuya ait kaynakların hükümete yakın işadamlarına ve şirketlere çeşitli yöntemlerle aktarıldığı da ortaya çıkmıştı. AKP seçmenleri dâhil toplumun önemli bir kesimi bu yolsuzlukların ve kanunsuzlukların örtbas edilmesinden büyük derecede rahatsızlık duymuştu. Ama hükümet olayı devletin çeşitli kademelerinde örgütlenmiş bir cemaat yapılanmasının komplosu olarak gösterip suça bulaşmış üyelerini korumayı seçti. 2014 yılında yapılan seçim ile Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı seçildi. Fakat geçtiğimiz pazar günü yapılan seçimlere kadar eski partisinin bir üyesi gibi davranmayı devam ettirerek açık açık seçmenlerden anayasayı değiştirip Amerikan tipi bir başkanlık sistemi getirmek için 400 vekil istediğini dile getirdi.

 

AKP 13 yıllık iktidarı sırasında önemli ekonomik ve sosyal dönüşümler gerçekleştirdi. 2009 yılında resmi olarak duyurulan ve çeşitli isimlerle adlandırılan “Çözüm Süreci” belki de bu seçimlerde en belirleyici olan projelerden biriydi. Bu sürece göre devlet resmi yollarla PKK temsilcileri ve İmralı Adasında tutuklu bulunan örgüt lideri Abdullah Öcalan ile görüşerek ülkedeki çatışmalı ortamı sona erdirdi. Böylece son 30 yıldır silahlı mücadele yürüten Kürtler silahtan arındırılmış ve barış ortamında siyasi bir mücadele alanı yaratma fırsatını yakalamış oldular. Fakat bu süreç DAİŞ çetelerinin Suriye’nin kuzeyinde kurulmuş Kürt kanton bölgelerine saldırmasıyla önemli bir güven kaybına uğradı. Son çıkan video kayıtlarında da belgelendiği üzere AKP hükümeti Suriye’deki radikal gruplara aleni olarak silah ve mühimmat yardımında bulunmuştu. Özellikle Kobane şehrinde yoğunlaşan çatışmalar Türkiye’deki Kürt nüfus üzerinde önemli travmatik etkiler yarattı. Erdoğan’ın Suriye sınırına yakın bir şehirde yaptığı konuşmada dile getirdiği “Kobane düştü düşecek” cümlesi Kürtler arasında ciddi bir rahatsızlığa neden oldu. Kentin DAİŞ gruplarının eline geçmeye başladığı bir anda Türkiye’de patlak veren protesto gösterilerinde 50’ye yakın vatandaş hayatını kaybetti. Özetle AKP hükümetinin özellikle Suriye’de yürüttüğü dış politika kendi ülkesindeki Kürtlerle yürütmeye çalıştığı müzakereleri olumsuz yönde etkiledi.

اردوغان

 

 

HDP’nin Dili ve Ezilenlerin Zaferi

Halkların Demokratik Partisi ana omurgasını örgütlü Kürt muhalefetinin oluşturduğu ve toplumun farklı birçok kesiminden muhalif grupların dâhil olduğu bir çatı partisidir. Daha önceki genel seçimlerde % 10’luk seçim barajından ötürü bağımsız adaylarla mecliste varlığını sürdüren Kürt hareketi bu seçimlerde çok daha geniş toplumsal kesimleri bir araya getirerek seçime parti olarak katılma kararı aldı. Bu çoğulcu yapı ile HDP toplumsal olarak dışlanmış bütün grupları kapsayacak bir parti programı hazırladı. Öncelikle 1980 askeri darbesi sonucunda hazırlanan anayasayı değiştirerek tüm kimlik ve aidiyetlerin tanındığı ve bunun yasal güvenceye alınacağı daha demokratik ve eşitlikçi bir anayasa yapılmasını gündemine aldı. Güçlü bir merkeziyetçiliğin karşısına güçlendirilmiş yerel yönetimler ve koordinasyon sağlayan bir merkez vurgusu ile çıkıldı. Parti programında belirgin bir şekilde ekolojik ve daha adil bölüşümün olduğu bir ekonomi modelinin altı çizildi. Daha sonra milletvekilliği için şimdiye dek görmezden gelinen birçok gruptan önde gelen isimleri aday olarak gösterdi. Yezidiler ve Süryaniler gibi yerel yönetimlerde ağırlığı olan küçük grupların temsilcilerini listelerinden aday olarak gösterdi. HDP bu sayede sadece Kürt sorunu etrafında bir siyaset üreten parti konumundan Türkiye’nin tüm sorunlarına eğilen ve 13 yıllık AKP iktidarı sırasında dezavantajlı duruma düşen yoksulları, kadınları, gençleri, Kürtleri ve diğer etnik grupları kucaklayan Türkiyelileşmiş bir parti konumuna geldi. Üstelik yönetim kademesinde eş-başkanlık sistemini geliştirerek önemli pozisyonlarda bulunan her erkek yöneticiyle beraber bir de kadın yönetici yetkili kılındı. Böylece hem siyasette kadınların katılımına daha yer açılmış hem de yöneticilerin yetkileri paylaşılmış oldu.

 

HDP seçim yarışına “Erdoğan’ı Başkan Yaptırmayacağız” sözü ile başladı. Çünkü HDP’nin seçim barajını aşamadığı durumda AKP hükümeti kurmak ve hatta anayasa değişikliğini referanduma götürmek için çoğunluğu sağlayacaktı. Bu durumda AKP’nin kaderi tamamen HDP’nin barajı geçip geçememesine bağlı hale geldi. HDP’nin genç ve dinamik eş başkanı olan Selahattin Demirtaş seçim süreci boyunca bu söylemi dile getirmekten geri durmadı: “Seni Başkan Yaptırmayacağız!”. Seçim sonuçlarına bakıldığında bu söylemin toplum tarafından kabul gördüğü söylenebilir. Zira Erdoğan’ın ısrarla dayattığı başkanlık sistemine AKP tabanında önemli bir kesimin de sıcak bakmadığı biliniyordu. Sonuçların ortaya çıkan ilk sonucu Erdoğan’ın beklediği sistem değişikliğinin uzun bir süre daha gündeme gelmeyecek şekilde rafa kaldırılması oldu.

Öte yandan, Suriye’nin kuzeyinde Kürtler ve radikal İslamcı gruplar arasında 2013 yılından beri süregelen yoğun çatışmaların HDP’nin, en azından Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı şehirlerde, oyunu arttırmasına yol açtığı söylenebilir. Türkiye’de yaşayan Kürtler açık bir şekilde AKP hükümetinin ve Erdoğan’ın Suriye’de rejim değişikliği beklentisi ile radikal İslamcı grupları desteklediğini gördü.  Kobane özelinde bir protesto dalgasına yol açan bu cinnet atmosferinde özellikle Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile ortak hareket edilmesinin Kürtler arasında önemli bir milliyetçi kabarmaya da yol açtığı söylenebilir. Çatışmaların en yoğun olduğu zamanlarda Türkiye’den binlerce genç Suriye’deki soydaşları ile dayanışmak ve savaşa katılmak üzere sınırı geçti. Kuzey Suriye’deki savaş yoğunluğunu yitirse de her hafta onlarca gencin cenazesi Türkiye’ye gelmeye devam etmektedir. Bu durumun yarattığı küskünlüğün sonucunda 7 Haziran seçimlerinde AKP, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı şehirlerde hezimete uğrayarak tamamen silindi. HDP 14 şehirde birinci parti olurken birçok il ve ilçede oy oranı % 70’lerin üstüne çıktı. AKP’nin bu şehirlerdeki oy kaybı % 20’leri bulan oranlara erişti.

Seçimlerin bütün anket ve araştırma şirketlerinin tahminlerini de aşacak bir oy oranı ile sonuçlanmasının ardından HDP’nin uluslar arası destek ve dayanışma ağları bir kez daha ortaya çıktı.. Öte yandan tüm bölgesel dengeleri değiştiren bu seçim sonucunda Filistin’deki Hamas’tan, Yunanistan’daki Syriza’ya, Bask bölgesi temsilcilerinden İspanya Podemos Partisine kadar birçok taban hareketi HDP’nin zaferini coşkuyla tebrik ettiler. Erdoğan’ın ve AKP hükümetinin neo-Osmanlıcı hayaller ile bölgesel güç olma hedefi Türkiye halklarını yüzyıllardır dost ve ittifak içinde olduğu komşu halklardan uzaklaştırmış ve hatta düşmanlaştırmıştır. Bu kibirli ve hasmane siyaset etme biçiminin sonuna gelinmese bile önemli bir kırılma yaşandığı ortadadır. Medyanın çok önemli bir kısmını, polis teşkilatını, istihbarat örgütünü ve devletin neredeyse tüm kurumlarını kendi parti hedefleri için kullanan AKP’nin bu yenilgisi Ortadoğu’nun tüm mazlum halkları için bir umut ışığı olacaktır.

 

News ID 1855615

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha