24 May 2026 08:44

Trump ve İran karşısındaki çıkmaz: Tehditten müzakereye

Trump ve İran karşısındaki çıkmaz: Tehditten müzakereye

Son haftalarda Amerikan medyası ve siyasi çevrelerinde Donald Trump’ın İran politikasını değerlendirmek için “geri çekilme”, “teslimiyet” ve “stratejik çıkmaz” gibi kavramların daha sık kullanılmaya başlandığı görülüyor.

Son haftalarda Amerikan medyası ve siyasi çevrelerinde Donald Trump’ın İran politikasını değerlendirmek için “geri çekilme”, “teslimiyet” ve “stratejik çıkmaz” gibi kavramların daha sık kullanılmaya başlandığı görülüyor. Kısa süre öncesine kadar ABD dış politikası için bu tür ifadelerin kullanılması zor görünse de, sahadaki, siyasi ve ekonomik gelişmeler bu tabloyu değiştirmiş durumda.

Bu çerçevede The Atlantic dergisi yayımladığı dikkat çekici bir analizde, Trump’ın İran politikasının fiilen geri adım atma noktasına geldiğini savundu. Analizde Tahran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinde yeni kısıtlamaları kabul etmeden savaş tazminatı, yaptırımların kaldırılması ve bölgesel konumunun güçlendirilmesi gibi talepler gündeme getirdi.

Bugün dikkat çeken temel unsur, Washington’un başlangıçta belirlediği hedeflerle sahadaki sonuçlar arasındaki belirgin fark. Trump yönetimi ve müttefikleri, askeri baskı, psikolojik operasyonlar ve kapsamlı yaptırımlarla İran’ı stratejik geri çekilmeye zorlayabileceklerini düşünüyordu. Ancak gelişmeler, bu hedeflerin gerçekleşmediğini, aksine Tahran’ın caydırıcılık kapasitesinin önemli ölçüde korunduğunu ortaya koydu.

Gerilimin ilk günlerinde Washington, hızlı ve sonuç alıcı bir operasyon görüntüsü vermeye çalışmıştı. İran’ın askeri ve bölgesel kapasitesini zayıflatması beklenen bu süreçte, Orta Doğu’daki güç dengelerinin ABD ve İsrail lehine değişmesi hedefleniyordu. Ancak zaman ilerledikçe, ABD’nin İran’ın kapasitesine ilişkin ilk değerlendirmelerinin gerçeklerle tam örtüşmediği görüldü.

İran’ın stratejik altyapısının tamamen etkisiz hale getirilememesi ve bölgesel ağlarının varlığını sürdürmesi dikkat çekti. Buna karşılık, bölgedeki Amerikan çıkarlarına yönelik tehditlerin genişlemesi ve Washington’un müttefiklerinin artan kırılganlığı, çatışmanın maliyetini hızla yükseltti.

Bu çerçevede Trump’ın İran’a yönelik söylemindeki değişim daha anlamlı hale geliyor. Daha önce “tam yıkım” ifadelerini kullanan ABD Başkanı’nın bugün ateşkes, müzakere ve anlaşmaya daha fazla vurgu yapması yalnızca diplomatik bir taktik olarak görülmüyor. Bu durum aynı zamanda savaşın uzaması ve bunun yaratacağı sonuçlara yönelik artan kaygının işareti olarak değerlendiriliyor.

Washington, çatışmanın uzamasının ekonomik, güvenlik ve siyasi maliyetleri artıracağının farkında. Bu maliyetlerin yalnızca Trump yönetimini değil, ABD’nin küresel konumunu da etkileme potansiyeli bulunuyor.

Sürecin en önemli sonuçlarından biri ise ABD’nin caydırıcılık algısına yönelik etkisi oldu. Washington uzun yıllar boyunca bölgede yenilmez bir güç imajı oluşturmaya çalıştı. Ancak bugün ABD’nin geleneksel müttefikleri bile Washington’un kriz yönetme kapasitesine daha temkinli yaklaşıyor.

Fars Körfezi ülkeleri de son dönemde doğrudan gerilimlerden uzak durmaya çalışırken Tahran ile iletişim kanallarını açık tutma eğilimi gösteriyor. Bu durum, İran’ın bölgesel denklemdeki öneminin bazı alanlarda daha da arttığı yönünde yorumlanıyor.

Öte yandan ABD’nin temel hedeflerinden biri olan ekonomik baskı politikası ve yaptırımlar da tartışma konusu haline gelmiş durumda. Washington hedeflerine ulaşamazsa, İran’a yönelik uluslararası yaklaşımda yeni ayrışmaların ortaya çıkabileceği değerlendiriliyor.

İsrail açısından da süreç yeni zorluklar yaratmış durumda. Tel Aviv, ABD’nin doğrudan müdahalesinin bölgesel güç dengesini kendi lehine değiştireceğini umuyordu. Ancak çatışmaların uzamasıyla birlikte güvenlik ve ekonomik baskılarla beraber uluslararası eleştirilerin de arttığı görülüyor.

ABD içinde de yeni bir Ortadoğu savaşına yönelik desteğin sınırlı olduğu dikkat çekiyor. Irak ve Afganistan deneyimleri hâlâ Amerikan kamuoyunda güçlü bir etkiye sahip. Bu nedenle savaşın uzamasına ilişkin kaygılar yalnızca toplumda değil, siyasi çevrelerde de daha görünür hale gelmiş durumda.

Bu ortamda Trump’ın ateşkes ve müzakere çağrıları, krizden kontrollü bir çıkış arayışı olarak değerlendiriliyor. Ancak Washington’un temel sorunu, artık kendi şartlarını kolaylıkla dayatabilecek bir pozisyonda olmaması olarak gösteriliyor.

Genel tabloya bakıldığında, İran’a yönelik baskı ve doğrudan çatışma stratejisinin Tahran’ın politikalarında beklenen değişimi sağlamadığı, buna karşılık bölgesel güç dengesinin yeniden şekillenmesine katkı sunduğu yönünde değerlendirmeler öne çıkıyor. Buna karşılık ABD ve müttefiklerinin beklenmeyen maliyetlerle karşı karşıya kaldığı ve bunun Washington’un Ortadoğu’daki etkisini daha da zorlayabileceği ifade ediliyor.

News ID 1936742

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha