6 Oca 2026 18:16

ABD’nin Venezuela’daki haydutluğuna Avrupa'nın tutumu: AB'nin güvenilirliğinin çöküşü

ABD’nin Venezuela’daki haydutluğuna Avrupa'nın tutumu: AB'nin  güvenilirliğinin çöküşü

ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısı karşısında Avrupa’nın sessizliği ve belirsiz tutumu, kısa vadede bu kıtanın ekonomik ve stratejik çıkarlarını koruyor gibi görünse de, uzun vadede Avrupa’nın siyasi, ahlaki ve güvenlik temellerine ağır bedeller yükleyecektir.

ABD, 3 Ocak günü erken saatlerde Venezuela’ya geniş çaplı bir askeri saldırı düzenledi. Başkent Karakas dahil ülkenin birçok bölgesinde hava saldırıları yapıldı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in Amerikan güçlerince kaçırıldı. Trump, Venezuela’yı kendilerinin yöneteceğini duyurdu.

Avrupa ülkelerinin en büyük müffefiki olan ABD'nin askeri saldırıya gösterdiği tepki dünyanın dikkatini çekti. Tepkileri ne açık bir kınama ne de açık bir destekti; Tam tersine hesaplı bir sessizlik ve belirsiz diplomatik bir tavır sergilediler. AB'nin önde gelen isimleri “António Costa”, “Ursula von der Leyen” ve “Kaja Kallas” açıklamalarında "derin endişe", "itidal" ve "barışçıl çözüm" gibi kelimeler kullandılar, ancak hiçbiri ABD’nin "askeri saldırısı", "uluslararası hukukun ihlali" veya "yasadışı askeri müdahale" gibi terimleri anmaya cesaret edemedi.

Gözlemcilere göre, bu sessizlik ve tuhaf tavır yalnızca ilgisizlikten kaynaklanmıyor, aynı zamanda Avrupa'nın ekonomik çıkarları ve Washington'a olan jeopolitik bağımlılığını ön planda tutulduğunu gösteriyor.

Avrupa’nın Çifte Standartlı Yaklaşımı

Avrupa Birliği’nin (AB) ABD'nin Venezuela'ya saldırısına verdiği tepki ile benzer krizlerdeki tutumlarının karşılaştırılması, şok edici bir çifte standart tablosu ortaya koyuyor. Şubat 2022'de Rusya Ukrayna'yı işgal ettiğinde, AB saatler içinde kınama açıklamaları yayınladı, kapsamlı yaptırımlar uyguladı ve "bağımsız bir ülkenin egemenliğinin haksız ihlali"nden bahsetti. Ancak Venezuela örneğinde, kurallara dayalı düzeni yönettiğini iddia eden aynı AB, ABD'nin eylemini tanımlamak için "saldırganlık" veya "askeri müdahale" kelimelerini bile kullanmayı reddetti.

ABD’nin Venezuela’daki haydutluğuna Avrupa'nın tutumu: AB'nin  güvenilirliğinin çöküşü

Son günlerde Brüksel'de düzenlenen Avrupa Birliği basın toplantısında, AB’nin çaresiz ve bağımsız olduğu ortaya çıktı. Avrupa Birliği Komisyonu Sözcüsü Anita Hipper, "Venezuela’daki gelişmeler bir işgal mi, müdahale mi yoksa dış darbe mi olarak adlandırırsınız?" sorusuna, "Bunu ne olarak adlandıracağımız konusunda hiçbir tartışma olmadı" yanıtını verdi. Görünüşte masum olan bu açıklama, aslında Avrupa'nın gerçekle yüzleşme yetersizliğinin veya isteksizliğinin zımni bir itirafıdır. DW muhabiri "Bu uluslararası hukuka uygun muydu?" diye sorduğunda, Avrupalı yetkili, "Olayların hukuki sonuçlarını ve boyutlarını değerlendirmek için henüz çok erken!" diye yanıtladı.

Bu, bağımsız bir ülkenin cumhurbaşkanının kaçırılması ve askeri bir saldırının hukuki değerlendirmesinin "daha fazla zaman" gerektirmediği gerçeğine rağmen böyledir; BM Şartı'nın 2. maddesinin 4. paragrafı, herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı güç tehdidini veya kullanımını açıkça yasaklamaktadır. Ancak Avrupa, bu bariz ilkeyi dile getirmek yerine, "demokratik geçiş fırsatı" gibi terimlerin arkasına saklanmayı tercih etti.

İngiliz Başbakanı Keir Starmer, Londra'nın operasyonda "hiçbir rolü olmadığını" ısrarla vurguladı. Starmer, ABD'nin eylemini kınamaktan kaçınarak sadece şunları kaydetti: "Uluslararası hukuka saygı duyma gerekliliğini her zaman vurguladık."

Bu tür klişe sözler, aynı ilkelerin açıkça ihlal edilmesi karşısındaki sessizlikle birleştiğinde, her şeyden önce siyasi bir aşağılanma işaretidir.

Başlangıçta "Venezuela halkının diktatörlükten kurtuluşu" olarak adlandırdığı olaydan duyduğu sevinci dile getiren Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, iç eleştirilerden sonra "ABD'nin kullandığı yöntem Paris tarafından onaylanmamıştır veya desteklenmemektedir" demek zorunda kaldı, ancak yine de açıkça kınamaktan kaçındı.

Bu çifte standartlı tutum, uluslararası hukukun Avrupa için yalnızca Batı'nın stratejik çıkarları söz konusu olmadığında önemli olduğu mesajını dünyaya açıkça vermektedir. Rusya gibi bir rakip suçlandığında Avrupa hemen hüküm veriyor, ancak stratejik müttefiki ABD aynı eylemi gerçekleştirdiğinde "değerlendirmek için daha fazla zaman" istemeyi tercih ediyor.

Çin ve Rusya da dahil olmak üzere birçok ülke, Batı'nın, özellikle de Avrupa'nın bu yaklaşımını sorguladı. Pekin yaptığı açıklamada, "Batı uluslararası hukuku yalnızca kendisine fayda sağladığında savunur" derken, Moskova ise "bu eylem, uluslararası hukukun Batı'nın başkalarını bastırmak için kullandığı bir araçtan başka bir şey olmadığını gösteriyor" diye vurguladı.

Ekonomik Ve Jeopolitik Çıkarlar: AB Liderlerinin Gizli Amaçları

Uzmanlara göre, Avrupa'nın ABD'nin Venezuela'ya karşı eylemine sessiz kalmasının asıl sebebi ekonomik çıkarlar ve jeopolitik bağımlılıktır. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olan Venezuela, her zaman büyük güçlerin ilgi odağında olmuştur. Rus petrol ve gazına olan bağımlılığını sona erdirdikten sonra enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışan Avrupa, Venezuela kaynaklarına erişimi kaybetme riskini asla kabul edemez.

ABD’nin Venezuela’daki haydutluğuna Avrupa'nın tutumu: AB'nin  güvenilirliğinin çöküşü

ABD'nin Maduro hükümetine karşı uyguladığı yaptırımlar, Avrupa'yı defalarca zor bir duruma soktu; İspanya ve İtalya gibi bazı Avrupa ülkeleri, Venezuela ile tarihi ve ekonomik bağları nedeniyle ilişkilerini sürdürmek isterken, Washington'ın yaptırımlara uyma baskısı, Avrupa’ya başka bir seçenek bırakmadı. Şimdi ABD doğrudan müdahale ederek Venezuela'nın yönetimini ele geçirdiğine göre, Avrupa bu eylemi zımnen destekleyerek yeni Venezuela iktidar yapısında kendi payını güvence altına almayı umuyor.

Ancak petrolün ötesinde, Avrupa'nın ABD'ye olan ekonomik bağımlılığı bu sessizliğin daha önemli bir faktörüdür. Avrupa'yı defalarca gümrük vergileriyle tehdit eden Donald Trump AB'yi "ticaret düşmanı" olarak nitelendiriyor. Böyle bir durumda, Washington'ın politikalarına karşı herhangi bir duruş, ticaret ve ekonomik gerilimlere yol açabilir. Ekonomisi hâlâ koronavirüsün, Ukrayna'daki savaşın ve enerji krizinin sonuçlarından muzdarip olan Avrupa, Washington’un ekonomik yaptırımlarını riske atamaz. Dahası, Avrupa'nın Çin ve Rusya ile jeopolitik rekabetinde Amerika güvenliğine ve stratejik desteğine ihtiyacı var. Avrupa'nın güvenliğinin omurgası olan NATO, Washington'ın liderliği olmadan düşünülemez. Böyle bir durumda, Avrupa, uluslararası hukukun açık ihlallerini görmezden gelmek anlamına gelse bile, ABD ile stratejik bağlarını zayıflatma riskini göze alamaz.

Gelecekteki Maliyetler: Avrupa İçin Diplomatik, Güvenlik ve Ahlaki Sonuçlar

ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısı karşısında Avrupa’nın sessizliği ve belirsiz tutumu, kısa vadede bu kıtanın ekonomik ve stratejik çıkarlarını koruyor gibi görünse de, uzun vadede Avrupa’nın siyasi, ahlaki ve güvenlik temellerine ağır bedeller yükleyecektir.

ABD’nin Venezuela’daki haydutluğuna Avrupa'nın tutumu: AB'nin  güvenilirliğinin çöküşü

1. Küresel Güney’de güvenilirliğin kaybı: Avrupa için en belirgin sonuç, Küresel Güney’deki itibarının zedelenmesidir. Latin Amerika, Afrika, Asya ve Ortadoğu ülkeleri, Batı’nın uluslararası hukuka karşı çifte standardını uzun süredir gözlemliyordu; ancak bu kez daha somut ve inkâr edilemez bir boyut kazanmıştır.

2. İnsan hakları söyleminin çöküşü: Avrupa, on yıllardır kendisini demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü değerlerinin savunucusu olarak tanıtmıştır. Ancak bağımsız bir ülkenin devlet başkanının kaçırılması karşısında AB’nin tavrı, bu değerlerin yalnızca Batı’nın çıkarlarıyla örtüştüğünde geçerli olduğunu göstermiştir. Bu durum, Avrupa’nın insan hakları söylemine ciddi zarar vermektedir.

3. Çok taraflı sistemin zayıflaması: Birleşmiş Milletler, Uluslararası Adalet Divanı ve diğer çok taraflı kurumlar, Avrupa tarafından defaatle “küresel istikrarın temel direkleri” olarak savunulmuştur. Ancak eğer büyük güçler başka ülkeleri cezasız biçimde işgal edip liderlerini uluslararası yargı denetimi olmadan alıkoyabiliyorsa, BM Şartı’nın anlamı fiilen ortadan kalkmaktadır. Avrupa’nın sessizliği, savunduğu uluslararası kurumların zayıflanmasına yol açmaktadır.

4. Avrupa’nın tutumunun güvenlik etkileri: Eğer Avrupa bugün ABD’nin uluslararası hukuka saygı göstermeden bir ülkeye saldırabileceğini kabul ederse, yarın bu tavrın Avrupa'nın kendisine karşı kullanılmayacağının garantisi var mı? “Egemen eşitlik” ve “devletlerin iç işlerine karışmama” ilkeleri çökerse, hiçbir devletin güvenliği kesin olamaz. Bu ilkesel temeller, II. Dünya Savaşı sonrası uluslararası düzenin kurucu taşlarıydı; fakat bugün Avrupa’nın sessizliğiyle sarsılmaktadır.

5. Ahlaki liderlik kapasitesinin çöküşü: Avrupa’nın bugünkü sessizliği, yarın itiraz etmeyi yok edecektir. Stratejik müttefikinin açık uluslararası hukuk ihlaline dahi ses çıkaramayan Avrupa’nın, diğer aktörleri hukuka uymaya çağırması inandırıcılığını yitirecektir.

Ahlaki itibar bir gecede kazanılmaz, ancak planlı bir sessizlikle sonsuza dek kaybedilebilir. Zayıf ve bağımlı bir Avrupa artık kendini özgür dünyanın lideri olarak adlandıramaz, çünkü kritik bir anda uzun vadeli ilkeler yerine kısa vadeli çıkarları tercih etmiştir.

Acı gerçek şu ki, Avrupa sergilediğ bu tavırla sadece itibarını kaybetmekle kalmadı, aynı zamanda karşı olduğunu öne süren güç merkezli mantığı güçlenmesine katkı sağlamış oldu. Avrupa'nın Venezuela'daki ahlaki çöküşü, bu kıtanın değerlere dayalı liderlik iddiasının çöküşünde yeni bir sayfa açtı.

News ID 1933533

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha