6 Nis 2026 10:10

Hark Adası’nın Tarihi Ne Kadar Eski?

Hark Adası’nın Tarihi Ne Kadar Eski?

Araştırmalar, Hark Adası’nın yaklaşık 14 bin yıldır deniz yüzeyinde bulunduğunu göstermektedir.

Araştırmalar, Hark Adası’nın yaklaşık 14 bin yıldır deniz yüzeyinde bulunduğunu göstermektedir. Arkeolojik bulgular ise bu adanın yaklaşık 5 bin yıl önce İran’ın eski uygarlıklarına ait olduğunu doğrulamaktadır.

İran Ulusal Müzesi’nin yayımladığı verilere göre, Fars Körfezi’nin kuzeyinde yer alan Hark Adası, araştırmacılara göre 14 bin yıldan uzun süredir su yüzeyindedir. Bu ada, MÖ 3. binyıldan itibaren Elam (İlam) uygarlığının toprakları içinde yer almıştır. Her ne kadar tarihî kaynaklar adadan ilk kez MÖ 1. yüzyılda bahsetse de, geçmişi çok daha eskiye dayanmaktadır.

1962 yılında Fransız arkeolog Romain Ghirshman başkanlığındaki bir ekip adada kazılar gerçekleştirmiştir. Bu kazılarda bulunan en eski kalıntılar, yaklaşık MÖ 1000 yılına tarihlenen iki mezardır.

Arkeolojik raporlara göre, bu kazılarda “Do Dokhtaran (İki Kız)” olarak bilinen iki taş mezar keşfedilmiştir. Bu mezarlar kayalara oyulmuş olup, üzerlerini kapatan taş levhalar hâlâ korunmuştur.

Hark Adası’nın Tarihi Ne Kadar Eski?

Mezarlardan biri boş bulunmuştur. Diğeri dikkatle açıldığında, içinde yaklaşık 15 kişiye ait karışık hâlde iskelet kalıntıları tespit edilmiştir. Bu kemiklerin, katranla kaplanmış bir sepet içinde başka bir mezarlıktan buraya taşındığı anlaşılmıştır.

Adada mezarların toprağa kazılamayıp kayaya oyulması gerektiği için, mezarlar defalarca kullanılmış; eski kemikler daha eski mezarlara aktarılmıştır.

Bu mezarlarda bulunan bir Roma sikkesi, cesetlerin taşınmasının MS 4. veya 5. yüzyılda gerçekleştiğini göstermektedir.

Belçikalı arkeolog Louis Vanden Berghe de bu adada keşfedilen mezar tapınaklarının (gömü yapılarının) kökeni hakkında şu görüşü ileri sürmektedir:

“Hark’taki mezar tapınakları Palmiryalılara (Palmyra halkına) aittir. Yapı tarzı Part (Arsakî) – Sasani dönemine özgüdür. Girişler, kornişler, sütunlar ve sütun başlıkları Part ve Sasani eserleriyle benzerlik göstermektedir. Tabutların yerleştirildiği bölümler sürgülü sistemdedir; ahşap tabutlar buraya konulabiliyor veya buradan çıkarılabiliyordu. Muhtemelen tabutlar taşınarak kişinin asıl yaşam yerine götürülüyordu.

Ancak bu mezar tapınaklarının çevresindeki kayalara oyulmuş oyuklar (dahmeler), İran iç bölgelerindeki ostodan (kemik saklama yapıları) ile, özellikle Rey’deki Bibi Şehrbanu Dağı’nda bulunan örneklerle büyük benzerlik göstermektedir. Görünüşe göre bu bölgede, ölülerin bedenleri hayvanlara bırakılıyor; etten arınıp kuruduktan sonra kemikler bu yapılarda saklanıyordu.”

Bu nedenle, Palmiryalıların Hark’taki varlığı yaklaşık 2000 yıl öncesine dayanmaktadır. Bu tarihsel farklılıklar, önceki değerlendirmelere dair şüpheleri artırmaktadır. Genel olarak mevcut belgelere dayanarak, Hark Adası’nın adı ilk kez yaklaşık 21 yüzyıl önce tarihî metinlerde kaydedilmiştir. Bundan sonra ise ada daha sık anılmış ve çeşitli tarihsel süreçlerde yer almıştır.
(Kaynak: “Hark Adası’na Tarihsel Bir Bakış”, Mohammad Salari & Kamran Feyz Bakhshian)

2007 yılında (İran takvimine göre 1386) adada bulunan başka bir belge de, Hark’ın İran’ın eski uygarlıklarıyla bağını daha da güçlendirmiştir. Bu bulgu, bir yol inşaatı sırasında ortaya çıkarılan çivi yazılı bir taş kitabedir. Yaklaşık 30 cm boyutlarında olan bu taş, mercan türündedir.

Araştırmacı Rıza Muradi Giyasabadi’nin çözümlemesine göre, bu yazıt yaklaşık MÖ 400 yılına aittir ve şu ifadeyi içermektedir:

“(Burası) kuru ve susuz bir topraktı; ben buraya mutluluk ve refah getirdim.”

Hark Adası, Sasani döneminde de önemli bir liman ve ticaret merkeziydi; bu döneme ait çok sayıda eser adada keşfedilmiştir. Safevi döneminde ise ada hem askerî hem de ticari açıdan özel bir önem kazanmıştır. Daha sonra petrolün keşfi ve İran’ın en büyük petrol ihracat terminalinin burada kurulmasıyla, adanın stratejik önemi daha da artmıştır.

İran Ulusal Müzesi tarafından yayımlanan diğer arkeolojik araştırmalar ise şunu göstermektedir:

“Bir Yunan tapınağının kalıntıları, bir ateşgede, bir manastır, bir Nasturi kilisesi ve eski bir caminin varlığı dikkate alındığında, bu yapıların bu toprakların halkına ait kutsal mekânların kalıntıları olduğu anlaşılmaktadır. Buna dayanarak, bu adanın yüzyıllar ve hatta binyıllar boyunca dünyanın dört büyük dininin takipçileri için bir sığınak ve yaşam alanı olduğu söylenebilir.”

Hark Adası hâlâ tam anlamıyla çözülememiş bir gizemdir ve hakkında çelişkili değerlendirmeler bulunmaktadır. Bu nedenle İranlı arkeologlar, geçen sonbaharda bu adaya yeniden dönerek daha fazla soruya ve belirsizliğe yanıt aramaya başlamışlardır. Ancak bu kazı ve araştırmalar henüz sonuçlanmamıştır.

News ID 1935733

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha