26 Ara 2025 10:27

ABD, Venezuela'ya doğrudan saldırabilir mi?

ABD, Venezuela'ya doğrudan saldırabilir mi?

Türk uzman kaleme aldığı bir makalede "ABD’nin Venezuela’ya karşı bir askerî harekât başlatması durumunda bu savaşın klasik anlamda uzun süreli bir kara savaşı şeklinde yürütülmesi beklenemez."görüşünü savundu.

ABD-Venezuela ilişkileri, Donald Trump'ın son günlerde Beyaz Saray'a dönmesinden bu yana en kritik aşamasına girdi; Karayipler'de Skipper tankerinin ele geçirilmesi, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun akrabalarına uygulanan yaptırımlar ve bölgeye binlerce ABD askeri gücünün konuşlandırılması, birçok analistin Washington'un salt ekonomik baskının ötesine geçip sert güç kullanmaya doğru ilerlediğinin bir işareti olarak gördüğü bir dizi eylemdir. Bu gerilim dönemini önceki dönemlerden ayıran şey, yalnızca baskıların yoğunluğu değil, aynı zamanda bu eylemlerin anlam kazandığı stratejik çerçevedir.

Bu gelişmelrre baktığımızda akla gelen ilk soru şudur: ABD Venezuela'ya savaş mı başlatacak?

Türk uzman Dr.Umur Tugay Yücel, kaleme aldığı bir makalede tam da bu soruya yanıt vermiş:

"ABD’nin Venezuela’ya doğrudan savaş açması geçmişte ve bugün zaman zaman gündeme gelmiş olsa da yüksek olasılıklı bir senaryo olarak gözükmüyor. Bunun temel nedeni böyle bir savaşın askerî açıdan mümkün olsa bile siyasi, ekonomik ve jeopolitik maliyetlerinin ABD için son derece ağır olmasıdır. ABD dış politikası açısından Venezuela dosyası bugüne kadar daha çok yaptırımlar, diplomatik baskı, muhalefeti destekleme ve uluslararası izolasyon araçlarıyla yönetilmiştir. Doğrudan askerî müdahale ise “son seçenek” olarak görülmüş pratikte tercih edilmemiştir.

Bununla birlikte teorik olarak ABD’nin Venezuela’ya karşı bir askerî harekât başlatması durumunda bu savaşın klasik anlamda uzun süreli bir kara savaşı şeklinde yürütülmesi beklenemez. En başta Venezuela ile uzun sınırları olan Brezilya ve Kolombiya ABD’ye herhangi bir kara operasyonunda topraklarını açmayacağını ilan etti. Bu durumda doğal olarak Washington’un bir kara operasyonu yapması neredeyse imkânsızdır. Olası bir senaryoda ABD, öncelikle hava ve deniz gücünü kullanarak Venezuela’nın askerî altyapısını, hava savunma sistemlerini ve komuta-kontrol merkezlerini hedef alacaktır. Siber operasyonlar ve elektronik harp unsurlarıyla devletin iletişim ve koordinasyon kapasitesi zayıflatılmaya çalışacaktır. Doğrudan geniş çaplı kara işgali hem coğrafi zorluklar hem de siyasi maliyetler nedeniyle düşük ihtimal olarak değerlendirilebilir.

Böyle bir harekâtın temel amacı Venezuela’yı tamamen işgal etmekten ziyade Maduro hükümetini kısa sürede işlevsiz hâle getirmek veya iç dengelerin rejim aleyhine bozulmasını sağlamaktır. Ancak bu noktada önemli bir belirsizlik var: Venezuela ordusunun ve güvenlik aygıtının ne ölçüde direnç göstereceği. Ordu, rejimle ekonomik ve siyasi olarak iç içe geçmiş durumdadır ve bu durum kısa sürede çözülmesini zorlaştırabilir. Ayrıca Rusya, Çin ve İran gibi aktörlerin dolaylı desteği savaşın öngörüldüğünden daha karmaşık bir hâl almasına neden olabilir. Şuan bile ABD ordusunun onlarca gemisi (bunlar arasında en büyük uçak gemisi bulunuyor.), F-35 uçakları ve onbinlerce askeri Venezuela kıyılarında olmasına rağmen Maduro hükümetine karşı Amerikan caydırıcılığı bir işe yaramadı. Nitekim ne Maduro iktidarı bıraktı ne de Maduro hükümetinde istifalar başladı.

Herhangi bir müdahale de ABD açısından askerî üstünlük sayesinde kısa vadede taktik başarı elde edilmesi mümkün olsa da stratejik kazanç oldukça zordur. Bunun sonucu Latin Amerika’da ABD karşıtlığı ciddi biçimde artacaktır. Nitekim ABD’nin “müdahaleci güç” ve “sömürgeci güç’’ algısı yeniden güçlenecektir. Ayrıca savaşın ekonomik maliyeti ABD kamuoyunda ve Kongre’de ciddi tepkilere yol açabilir. Uluslararası sistem açısından böyle bir savaş devletlerin egemenliği ve müdahale normları konusunda önemli bir kırılma yaratacaktır. Birleşmiş Milletler ve uluslararası hukuk mekanizmalarının etkisizliği daha görünür hâle gelecek ve büyük güçler arasındaki güvensizlik derinleştirecek. Bu durumun da küresel istikrarsızlığı artıracağını rahatlıkla söyleyebiliriz. 

ABD’nin Batı Yarımkürede İlk ve Son Tangosu mu?

Genel olarak değerlendirildiğinde ABD’nin Venezuela’ya yönelik politikaları; enerji çıkarları, ideolojik çatışma, demokrasi söylemi, jeopolitik rekabet ve bölgesel istikrar kaygılarının birleşiminden oluşmaktadır. Bu nedenle Venezuela’nın ABD tarafından “hedef alınması” yalnızca bir rejim ya da lider meselesi değildir. Bu mesele daha geniş bir güç mücadelesinin yansıması olarak görülmelidir. Rusya, Çin, Hindistan, Brezilya, İran, Türkiye ve Kolombiya’nın Venezuela ve Maduro hükümetine sunduğu destek, homojen bir bloktan ziyade çok boyutlu ve çıkar temelli bir ilişkiler ağına işaret etmektedir. Bu ülkeler farklı araçlar ve stratejiler kullanarak ABD’nin Venezuela üzerindeki baskısını sınırlamaya çalışmakta ve ülkenin uluslararası sistemden tamamen dışlanmasını engellemektedir. Açıkçası Venezuela krizinin ulusal bir mesele olmasının ötesinde küresel güç dengeleriyle yakından ilişkili bir sorun olduğunu görmek gerekiyor.

Ayrıca savaşın Venezuela açısından sonuçları son derece yıkıcı olacağı ortadadır. Bu yüzden de göç dalgaları ile birlikte milyonlarca insan komşu ülkelere ve ABD’ye yönelecektir. Rejim değişikliği gerçekleşse bile savaş sonrası dönemde siyasi istikrarın sağlanması garanti olmayacaktır ki bunun örneklerini Afganistan, Irak ve Suriye’de görüyoruz. Zaten Amerikan gücünün tek hedefinin Venezuela olmadığını bilmek gerekiyor. Eğer Venezuela’da başarılı olabilirlerse Küba ve Nikaragua’da Amerikan müdahalelerine maruz kalabilir."

News ID 1933234

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha