6 Aralık 2015 - 16:46
Dibi boylayan ülkemiz

Tahran, 6 Aralık 2015 - İnsanın ülkesinin dibi boyladığını adım adım izlemesi, katlanması zor bir iş. Katlanmak, dahası umutsuzluğa kapılmamak lazım, orası ayrı. Geçen hafta tam bir kâbus gibiydi, daha kötüsü memleketi idare edenlerin durumun vehametini hâlâ kavramamış, sadece kuyruğu dik tutma peşine düşmüş olması.

Ülkede kıyamet kopuyor, iktidarda olanlar hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ediyor, dahası AB’den üç beş milyon koparmayı “başarı” sayıyor, nutuklar atıyor. Son olarak Rusya ile çıkardıkları kriz ters tepince, Katar’a doğalgaz peşine düşüyor. Sanki, kışı geçirecek gaz, tavuk satacak yer bulununca her şey düzelecek. Nasıl büyük bir türbülans içinde olduğumuzun gerçekten farkında değil gibiler. Büyüğü, küçüğü sert çıkan adam rolü oynamak peşinde. Kimse takmayınca hırslarını bizden çıkaracaklar, çıkarıyorlar. Gazeteciler hapse, barış adamı mezara; Kürtlerin gençleri ellerde silah hendek, barikat başına; Türklerin gençleri onları kovalamaya, ölmeye, öldürmeye… Dibi boylamanın tarifi bu değilse nedir?

Sahiden inanıyorlar 
Birkaç şuursuz, tüm bu olanların nedeninin “yükselen Türkiye’yi durdurma gayreti”olduğuna sahiden inanıyor belli ki, işin kötüsü hepimizden bu avuntuya inanmamız bekleniyor. Daha dün, “üst akıl”Türkiye’ye tuzak kurdu diye, Batı’yi suçlayanlar, işler ters gidince NATO’nun, AB’nin, ABD’nin kapısında nöbet bekliyor. Hani, “yedi düvel ile savaşıyorduk”, hani “PKK ile değil, Almanya ile, Fransa ile, özetle diyarı küffar ilesavaşıyorduk”, bu “Müslümanlar ile kâfirlerin savaşı” idi? Kimse dün söylediklerini hatırlamasın, hatırlatmasın istiyorlar. Bir ara, zannediyorlardı ki, demokrasi gibi dertleri olmayan Rusya ile daha iyi anlaşabilirler, “gücü gücü yetene” siyasetinin sonunun başlarına patlayacağını hiç hesaba katmadılar. Birden bire “Avrupa ortak evimiz” oldu, Obama bize hak verdi” oldu, “NATO arkamızda”oldu. İnsan azıcık sıkılır, utanır, ama yok. İşin sonunda, bir ara üye olmaya gayret etmeye bile tenezzül edilmeyen AB’nin kapı bekçisi olduk.

Anlamak çok mu zordu? 
AB karşısında hayal kırıklığına uğrayanlara gelince; ne bekliyordunuz? Malta’da sürgün düştüğünde, koşullardan şikâyet ettiği İngiliz’e “Sir, medeniyet dediğiniz bu mudur” diye sorduğunda “Evet, budur”cevabını alan göz doktoru Esat Paşa durumuna düştüler. Ne bekliyordunuz, neden birileri gelip sizin ülkenize “demokrasi”getirsin? Batılı veya Doğulu herkes kendi çıkarı peşinde. AB süreci, her iki taraf için de uygun olduğu sürece, kazanımları olmadı değil, ama bakın o kazanımlar bile garanti değilmiş. Herkesin demokrasi mücadelesini kendisi üstlenmesi gerekiyormuş! Bunu anlamak çok mu zordu? Daha sonra, demokratikleşme için AK Partisi’ne tam vekâlet veren “tembel demokratlar”, 2009 sonunda, “sivil istibdadeskisinin yerini alabilir” dediğimde beni “darbeci”, “Ergenekoncu” ilan etmişti. Önemli olan bana ne dendiği değil, böyle diye diye ne hale geldiğimiz. Kimseyi suçlamıyorum, olanlara kahrediyorum. 
İki sene boyunca şöyle veya böyle devam eden “barış süreci”nden büyük bir beklentim hiç olmadı, ama doğrusu her şeyin bu kadar ters tepeceğini ben bile düşünmedim. “Bu süreçte daha fazla demokratikleşmek yerine Türkiye daha az demokratik bir yer oldu, bu işte bir terslik yok mu” diyecek olduk, iktidar “barış istemiyorlar” dedi, Kürt siyasi çevreleri sessizlikle geçiştirdi. Çatışmalı siyasete dönüş tüm taraflar için felaket olur dedik, kulak asan olmadı, her durumu izah eden teorileri vardı. Kimseye sitem etmiyorum, olanlara kahrediyorum.

Kısacası tünelin ucu görünmüyor, sanki daha da uzağa düşüyor, ama bu tünelin mutlaka bir çıkışı vardır değil mi? Yani, inşallah vardır!

M.M

News Code 1857837

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • 8 + 1 =