2015 yılında Ankara ile PKK arasında başlayan barış süreci, Suriye'deki savaşın tırmanması ve Türkiye'nin Suriye'nin Kürt bölgelerine yönelik saldırılarının ardından bir kez daha başarısız oldu. O zamandan sonra, PKK Lideri Abdullah Öcalan ile Türkiye arasında tekrar bir müzakere süreci başlayacağına dair kimse umutlu değildi. Ancak, Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, geçtiğimiz ekim ayında partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamada, “Bırakın Öcalan gelsin ve TBMM’de DEM Parti grup toplantısında konuşsun, terörün tamamen bittiğini haykırsın. Bu kararlılığı gösterirse umut hakkından yararlanmasının önü ardına kadar açılsın.” dedi.
Bahçeli, konuşmasının başında, bu açıklamaların tarihsel bir değişim yaratabileceğini ifade etti, çünkü her konu ve kriz Meclis'te ele alınmalı ve Kürt vatandaşlarının endişelerini gidermek için demokratik reformlar yapılmalıdır.
PKK ile Türkiye arasında yeni barış görüşmelerine karşıt bir tutum sergileyen Bahçeli, bu açıklamalarla meclisteki en milliyetçi unsurların bile barış görüşmeleri için hazır olduklarını gösterdi. AK Parti'nin müttefiki olan Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) iktidar koalisyonunun kilit oyuncularından biri olduğu ancak tarihsel olarak PKK ve lideriyle her türlü müzakereye veya ilişkiye karşı olduğu unutulmamalıdır.
Kim barışa ihtiyaç duyuyor: Erdoğan mı yoksa PKK mı?
Erdoğan'ın barış görüşmelerine ihtiyaç duyduğunu belirtmek gerekir, çünkü 2028'deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir kez daha aday olamayacak. Bu nedenle anayasanın değiştirilmesi ve Kürtlerin oyları ile DEM Parti’nin desteğine ihtiyaç duyuyor. Mevcut durumda Kürtler, Türkiye'nin ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi'ni (CHP) destekliyor ve geçtiğimiz seçimde Erdoğan'ın partisi çok küçük bir farkla kazandı ve büyük şehirlerin belediyelerini kaybetti. Bu nedenle Erdoğan ve partisinin, bir sonraki seçimde tamamen iktidardan düşme riski bulunmaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin çok kritik olan ekonomik durumu ve savaşın çeşitli iç ve dış cephelerdeki devasa meliyeti, milliyetçileri sakinleştirmek ve Kürtleri kendine çekmek için Erdoğan'ı bu kez Devlet Bağçeli aracılığıyla barış sürecini yeniden başlatmak üzere konuşmaya zorladı.
Bölgesel düzeyde de önemli yeni faktörler ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin çevresindeki ülkelerde, özellikle Suriye, Lübnan ve Irak'ta durum değişmiştir. İsrail ve ABD’nin bölge için planları var, bu planlarda Türkiye'nin yeri yok. ABD ve İsrail'in desteğiyle Türkiye sınırlarında bulunan Suriyeli Kürtlerin silahlı varlığı, önümüzdeki günlerde Şam'ın onayıyla Suriye'nin merkezi hükümetinin yetkisi altında Suriye'deki Kürt bölgelerinde resmen silahlandırılabilir. Ankara, tüm bunları kendisi için bir tehdit olarak görmektedir. Aslında Ankara, PKK'dan çok barışa daha fazla ihtiyaç duymaktadır.
Öcalan'ın çağrısının uygulanabilirliğine dair şüpheler
Ancak, Bahçeli'nin açıklamaları ve Erdoğan hükümetinin barış görüşmeleri için olumlu sinyaller vermesinin ardından, Ahmet Türk, Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder, Tülay Hatimoğulları, Tuncer Bakırhan, Cengiz Çiçek ve Faik Özgür Erol’dan oluşan DEM Parti heyeti dün PKK lideri Abdullah Öcalan ile üçüncü kez görüştü.
Heyet, ziyaretin ardından İstanbul Taksim'de bir otelde düzenlenen basın toplantısında terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın çağrısını okudu. Heyet bu PKK Liderinin çağrısını okuyarak, barış görüşmelerinin resmen yeni bir aşamaya geldiğini duyurdu.
Bu çağrının ardından yaşlanan Öcalan'ın yeni fotoğrafı kısa sürede dünya basınında geniş yankı buldu. Umut penceresinin açılması ve elli yıllık savaşın sona ermesi yönünde umut verici ifadeler açıklansa da pek çok siyasetçi, sivil toplum, bölgesel ve uluslararası çevreler, anlaşmanın en önemli maddesi olan PKK'nın askeri kanadının silahsızlandırılmasının uygulanabilirliği konusunda kuşkularını dile getirdiler.
Mesele şu ki, Ankara yönetimi geçmişte defalarca verdiği sözlere rağmen ülkedeki Kürtlerin hukukunu hiçbir zaman tanımadı. Çeşitli bahanelerle belediyeler ve TBMM’de Kürtlerin yasal temsilcilerini görevden aldı. Her yıl binlerce Kürt gencini ve öğrencisi tutuklayıp cezaevlerine gönderen Türkiye hükümetinin geçmişi göz önüne alındığında, pratik bir kararlılık ve yasal güvenceler olmaazsa bu kez PKK Öcalan'ın çağrısına uymayabilir.
Aslında PKK'nın silahsızlandırılması meselesi barış sürecinin önündeki en önemli engellerden biridir. Öcalan 2015 yılında da PKK'ya silah bırakma çağrısı yapmıştı, ancak Kobani meselesi ve Türkiye sınırında bağımsız bir Kürt yönetiminin kurulması bu sürecin başarısızlığa uğramasına yol açtı ve Öcalan’ın çağrısı sonçsuz kaldı.
PKK ne istiyor?
PKK'nin üst düzey yöneticilerinden Cemil Bayık, son günlerde verdiği bir röportajda, ‘’Öcalan liderimiz ve taleplerine cevap veririz. Ancak PKK güvence istiyor. Yıllardır Kandil'de Türkiye'ye karşı mücadele eden Öcalan ve diğer PKK yöneticilerinin kaderini belirleyecek bir garanti’’ demişti.
Ayrıca, birkaç bin kişiden fazla olduğu söylenen PKK militanlarının geleceği, Türkiye'ye nasıl döneceği, Türk vatandaşo olmayan PKK üyelerinin akıbeti ve Türkiye’de yaşayan Kürtlerin kültürel, sosyal ve siyasal haklarının sağlanmasına ilişkin garantiler de Kandil ve PKK yöneticileri tarafından gündeme getiriliyor.
Bir diğer önemli husus ise Türk toplumunun büyük çoğunluğu Kürtlerin varlığının Türk anayasasında bile tanınmaması gerektiğini savunmaktadır. Türkiye'deki bu toplumsal kutuplaşma kolaylıkla çözülebilecek bir sorun değil.
Öcalan, hiçbir partinin zorla kapatılmadığını, PKK'nin de emirle değil gönüllü olarak devlete ve topluma entegre olmasını istediğini belirtiyor. Bir diğer dikkat çeken konu ise, PYD gibi Suriye Kürt silahlı grupları da dahil olmak üzere PKK'nın uydu gruplarına doğrudan atıfta bulunulmamasıdır. Bu durum, yakın gelecekte Türkiye ile PKK arasındaki barış sürecinde anlaşmazlıklara yol açabilir.
Türkiye'deki barış sürecinin eksik halkası
Abdullah Öcalan’ın yaptığı 'silah bırakma' çağrısının ardından Suriye'de Demokratik Birlik Partisi (PYD) Başkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim şunları konuştu: “Demokratik siyasetin yolu, özgür örgütlenme, diplomasinin yolu açılır, özgürlükler gelişirse biz de silahlarımızı elbette kenara bırakabiliriz. Öcalan bunu da PKK’nin kongresine bıraktı. Kongreyi toplayıp gerekli görürlerse silah bırakıp kendilerini feshedecekler.
Şimdi sıra Türkiye’de, onlar hangi adımı atacaklar. Önderlik nasıl tüm sorumluluğu üstleniyorsa, Türk devleti de sorumluluğu üstlenmeli. Bu adım adım yapılacak şeylerdir. Silah bırakma kararı partinin alacağı karardır. Kendilerini feshetme kararı yine PKK’ye aittir.
Öcalan bu sorumluluğu alacağını söylüyor. Önderlik ‘kararı kongrede siz alın’ diyor. Şimdi Türkiye’nin alacağı kararlar var. Kuzey ve Doğu Suriye olarak durumumuz farklıdır. Suriye rejimi ile ne yapacağımıza dair yöneticilerimiz oturup kararlarını vereceklerdir.”
TBMM Başkan Vekili ve İstanbul milletvekili Sırrı Süreyya Önder de, Öcalan’ın metinde yer vermediği ancak toplantının sonunda kendisinden kısa bir mesaj paylaşılmasını istediğini belirtti. Önder, “Dört saat süren toplantıdan şu notu da paylaşmak istiyorum. Bu perspektifi ortaya koyarken şüphesiz pratikte silahların bırakılması ve PKK’nın kendini feshi, demokratik siyasetin ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir notunu da bizlere iletti. Onu da sizinle paylaşmış olayım” şeklinde açıklama yaptı.
Kürtlerle ilgili kökleşmiş krizlerin çözümü tarafların kapsamlı bir işbirliğini gerektirir. Barış sürecinin eksik halkası ise sürecin hukukun üstünlüğü, adalet, eşitlik ve özgürlük ilkeleri doğrultusunda ve demokratik bir sistemde gerçekleşmemesidir. Dolayısıyla Türkiye'nin, Kürt toplumunun kaygılarını gidermek için iyi niyet ve güvenle pratik adımlar atması gerekiyor, aksi takdirde 50 yıllık Kandil Savaşı'nın kısa sürede sona ermesi beklenemez.
yorumunuz