İran yaptırımları Türkiye ve ABD arasındaki sorunları derinleştirebilir

Mehr Haber Ajansı'na konuşan Ortadoğu Araştırmacısı Dr. Yasemin Konukçu, Washington yönetiminin İran'a karşı uyguladığı yaptırımlara dikkati çekerek, "Türkiye ve ABD arasında var olan çeşitli siyasi sorunların derinleşmesi de mümkündür." dedi.

Donald Trump'ın ABD başkanlık koltuğuna oturmasıyla bu ülkenin İran'la olan politikalarında son derece sert bir seyir izleniyor. ABD, İran ve Batılı ülkeler arasında 2015'te imzalanan nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekildikten sonra İran’a yönelik Kasım 2018'de başlatığı petrol ambargosunda, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 8 ülkeye tanıdığı 6 aylık muafiyeti uzatmama kararı almıştı. İran'dan petrol ithal eden bu ülkelere tanınan süre 2 Mayıs'ta sona erdi. Söz konusu ülkeler Türkiye, Çin, Japonya, Güney Kore, Tayvan, Hindistan, İtalya ve Yunanistan'dır. 

ABD'nin İran'a karşı ekonomik baskısı, bölge ülkelerinin bu konuya yönelik yaklaşımı ve İran ile Türkiye’nin bu süreçteki işbirliğini Mehr Haber Ajansı olarak Ortadoğu Araştırmacısı Dr. Yasemin Konukçu'ya sorduk.

1 - ABD, İran’dan petrol ithal eden ve aralarında Türkiye'nin de olduğu 8 ülkeye yaptırımlardan tanıdığı muafiyeti kaldıracağını belirtmiştir. Washington'un bu kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ambargo özellikle İran'ın en önemli ihraç kalemi olan petrol ve petrol ürünlerinin satışını, deniz ticaretini ve bankacılık faaliyetlerini durdurmaya yöneliktir. ABD baskıları sonucunda  halihazırda 20'den fazla ülke İran'dan petrol ithalatına son vermiştir. Nisan ayı itibariyle İran'ın petrol ihracatı 1.25 milyon varile kadar düşmüştür. Petrol ihracatındaki düşüş İran ekonomisi açısından güçlü ve tehlikeli bir sinyal anlamına gelmektedir.

Amerikan yönetimi, İran'ın petrol ihracatının sıfıra kadar çekilmesini hedeflediğini ve tanınan muafiyetin birkaç ay süre ile alındığını daha önce açıklamıştı. Bu nedenle atılan adım beklenen bir karardır. Bundan sonraki aşamada, ambargo uygulamasına Çin, Hindistan ve Türkiye gibi ülkelerin uyup uymadıklarına bağlı olarak yeni  adımların belirleneceğini düşünüyorum. Zira İran'ın en büyük petrol alıcısı olan Çin karara uymayacağını açıkladı. Hindistan'ın tavrı konusunda belirsizlik sürüyor. Türkiye İran'dan en fazla petrol alan üçüncü ülke. Ankara, petrol ithalatının devam etmesi halinde ekonomik açıdan özellikle finansal alanda bir dizi sorunla karşılaşabilir. Ayrıca ambargonun genişletilmesi Ortadoğu’daki siyasi riskleri yükseltiyor. Örneğin deniz taşımacılığının ambargoya dahil edilmesi Körfez’de, gerilimin tırmandırılmasına neden olabilir.

2 - Amerika’nın İran’a karşı bu tutumunun Ortadoğu'da nasıl bir etkisi olabilir?

Dünyada ve Ortadoğu’da dini ve mezhepsel nitelikte gerilimin ve  terör saldırılarının şiddetlendiği bir dönemden geçiyoruz. Ortadoğu’daki jeopolitik gerilim göz önünde bulundurulursa, 2 Mayıs sonrası İran’ın petrol ihracatının fiili olarak engellenmesi ve bu yönde birtakım provakatif eylemlerin gerçekleşmesi mümkündür. Ayrıca Trump yönetimi, İran’dan petrol alan ülkelerin enerji ihtiyaçlarını S. Arabistan ve BAE’den karşılayabileceklerini açıklamıştır. S. Arabistan dünyadaki petrol ihtiyacının %18’lik bir bölümünü karşılamaktadır. Bu oranın yukarı ve fiyatların Trump’ın telkinleri ile aşağıya çekilmesi, Riyad açısından en azından uzun vadede ekonomik zemin kaybıdır.

S. Arabistan yönetimini, Trump’ın askeri alanda sınırsız desteği ve ekonomik talepleri ile Washington’da yükselen Demokrat adayların Yemen sorunu nedeniyle yoğun eleştirileri arasında şekillenecek olan belirsiz bir gelecek beklemektedir. Bu nedenle, Washington’ın Tahran üzerinde hedeflediği ekonomik blokaj gerçekleşirse Riyad ve Abu Dabi, İran’a karşı daha saldırgan bir tavır takınabilir.

3 - ABD’nin muafiyetlerde herhangi bir uzatmaya gitmeyeceğini açıklaması Türkiye'yi nasıl etkileyebilir?

Türkiye resmi olarak ABD'nin tek taraflı olarak aldığı ambargo kararına uymayacağını açıklamış olmakla birlikte genel ekonomik veriler örneğin, cari açık, döviz kurlarındaki dalgalı seyir ve gıda fiyatları göz önünde bulundurulduğunda, Ankara'nın denge arayışında olması beklenebilir. Zira dış ekonomik ilişkilere, pazarlara ve finansal kaynaklara bağımlılık azalmadığı zaman krizin yönetilmesi oldukça zorlaşmaktadır. Bunun yanında Türkiye ve ABD arasında var olan çeşitli siyasi sorunların derinleşmesi de mümkündür.

4 - Sizce bu yaptırımlara İran ve Türkiye'nin karşı ne yapmaları lazım?

Yaptırımlara karşı kısa vadede alternatif mekanizmalar ile ticari ilişkileri sürdürme imkanı vardır. Siyasi alanda ise, ambargo kararına karşı olan ülkeler ve fiilen ambargoyu uygulayan ancak siyasi olarak Washington’un adımlarını desteklemeyen AB ve İngiltere gibi aktörler ortak bir söylem geliştirme arayışına girebilir. Zira genişletilmiş  ekonomik ambargo, bölgede askeri çatışmaya bir adım daha yaklaşmak anlamına geliyor. Dolayısıyla siyasi riskleri yüksek bir karar olan küresel ekonomik ambargo, diplomatik kapasite ve koordinasyon ile belli ölçüde kontrol altında tutulabilir. Bunun yanında yaptırımlardan bağımsız olarak Türkiye ve İran, siyasi karar alıcıları, ekonomi yönetimleri ve çeşitli işçi-işveren örgütlenmeleri ile birlikte var olan yapısal ekonomik sorunlarını yeniden ele almalıdır. ABD yaptırımlarının ekonomik açıdan yıkıcı olmasının önüne geçmek için uzun vadeli ve koordine bir mekanizmanın oluşturulması gereklidir.

5 - New York Times, Trump yönetiminin İran'a daha fazla yaptırım uygulaması durumunda ABD'nin yeni bir savaşa sürüklenebileceğini yazdı. Siz bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Daha öncede belirttiğim gibi İran'a kapsamlı ekonomik yaptırım, Tahran’ın etrafında şekillenen krizi tırmandırmak bağlamında yeni bir aşama ve muhtemelen bu adım son aşama da değil. İki nedenle son aşama değil, İlk olarak bu adım S. Arabistan, BAE ve Bahreyn gibi ülkeler üzerinden veya doğrudan ABD askeri güçlerinin, İran’a ait petrol taşıyan gemileri hedef haline getirmesine dolaylı olarak imkan verebilir. İkinci olarak  ABD'de ülkeyi savaşa sürüklemek isteyen lobiler, siyasi etki kapasitesi olan aktörler ve petrol şirketleri İle bağlantılı siyasiler, (Irak işgalini yakından analiz ettiğimizde görebileceğimiz gibi) savaş siyasetini Beyaz Sarayın gündemi haline getirebilmektedir. Sözü edilen aktörler ve lobilerin ABD siyasetini, askeri saldırı konusunda belli bir angajmana sokabilme kapasitesine sahiptir. Ortadoğu’da yeni ve çok taraflı çatışma tamamen gündem dışı değildir. Ancak, kaçınılmaz bir zaruret de değildir.

6 - Kaleme adığınız bir makalede “Washington’ın askeri saldırıya geçebilmesi için Amerikan kamuoyunun ikna edilmesi uluslararası toplumun onayından daha fazla önem taşımaktadır” diye bir yazınız var. Bu hususta biraz bize bahseder misiniz?

Bir önceki soruyu bağlayarak cevap vermek gerekirse, ABD’de Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, Ortadoğu siyasetinde derin görüş ayrılıklarına sahiptir. Söz konusu görüş ayrılıklarının, iki partinin toplumsal tabanında da belli bir karşılığı vardır. Amerikan kamuoyu, İran’a ekonomik ambargoyu desteklerken askeri ve tek taraflı bir harekete genel olarak uzak görünmektedir. Özellikle nükleer anlaşmaya sadık kalması İran’ın marjinalize edilmesinin önüne geçmektedir. Zira çeşitli kamuoyu yoklamalarına göre, Amerikan vatandaşlarının büyük bir bölümü 2015 yılında varılan mutabakatı desteklemiştir. Buna ilave olarak Irak ve Suriye’de Washington’un zemin kaybetmesi, kamuoyu nezlinde İran’ın askeri hedef haline getirilmesini zorlaştırmaktadır.

News Code 1878331

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • 1 + 16 =