Türk uzmanlar İslam Devrimi'ni değerlendirdi

Mehr Haber Ajansı muhabiri İran İslam Devrimi zaferinin 42. yıldönümü münasebetiyle Türk Gazeteci-Yazar Ramazan Bursa ve Moskova Devlet Üniversite Asya ve Afrika Ülkeleri Enstitüsü misafir Profesör Dr. Mehmet Perinçek ile bir röportaj gerçekleştirdi.

İran'da 1979'da gerçekleştirilen İslam Devrimi 42. yılına girdi. Bu özel gün her sene İran’da halk tarafından kutlanırken bu sene de koronavirüs nedeniyle online olarak kutlanmaktadır.

İran Devriminin gerçekleşmesiyle birlikte egemenlik ve bağımsızlık konusunda büyük kazanımlar elde eden İran halkı, her zaman İslam dünyası ve özellikle Filistin halkının yanında olmaya çaba sarfetmiştir.

Mehr Haber Ajansı muhabiri İran İslam Devrimi zaferinin 42. yıldönümü münasebetiyle Türk Gazeteci-Yazar Ramazan Bursa ve Moskova Devlet Üniversite Asya ve Afrika Ülkeleri Enstitüsü misafir Profesör Dr. Mehmet Perinçek  ile bir röportaj gerçekleştirerek, devrimin bölgedeki gelişmeler üzerindeki etkilerini sordu.

Aşağıdaki yazıda bu röportajı okuyabilirsiniz:

1- İran İslam Devrimi’nin zaferinden 42 yıl geçiyor. Size göre, Bu olayın bölgedeki mevcut gelişmeler üzerinde nasıl bir etkisi olmuştur?

Bursa: İran İslam Devrimi,  20. Yüzyılın en önemli olaylarından biridir. İran’da İslam Devrimi’nin olması bölgedeki birçok denklemi sarstı ve bölgedeki dinamiklerin yeniden oluşmasını sağladı.

İkinci Dünya Harbi’nden önce bölgede hakim iki güç vardı; İngiltere ve Fransa. İkinci Dünya Harbi sonrası, SSCB’nin Ortadoğu’da etkinliğini artırması ile İngiltere ve Fransa yerini ABD’ye bırakmıştır.

ABD’nin bölgede üç amacı olmuştur; 1) Siyonist İsrail’in güvenliğini tesis etmek 2) Petrol ve diğer enerji kaynaklarının kontrolünü ele geçirmek 3) SSCB’nin bölgedeki etkinliğini azaltmak ve kırmak.

Truman Doktrini,  ABD’nin Ortadoğu’yu da içine alan çevreleme politikasını hayata geçirdiği bir süreçtir.

Perinçek: İran Devrimi'nin günümüz gelişmelerine etkisini değerlendirecek olursak tabii burada altının çizilmesi gereken nokta, İran'ın, İran Devrimi ile ABD’den, onun stratejisinden ve onun güdümünden kopmasıdır. Türkiye ve bölge ülkeleri açısından İran'ın Tahran'dan yönetilmeye başlanması ve İran halkının iradesinin İran'da egemen hale gelmiş olması en önemli kazanımdır.

İran Washington'dan değil, Tahran'dan yönetilmelidir ve İran devrimi de Şah rejimini yıkarak ve Şah rejiminden kurtularak ABD güdümünden de çıkmıştır. Bu bakımdan İran'ın bağımsızlığı İran halkı kadar bizim için yani Türkiye için ve bölge ülkeleri açısından da çok önemlidir.

İran'ın bağımsızlığı demek Türkiye'nin bağımsızlığı demektir. İran'ın toprak bütünlüğü demek Irak'ın, Suriye'nin, Türkiye'nin, bölge ülkelerinin toprak bütünlüğü anlamına gelir. Bu bakımdan İran Devrimi, İran'ın ABD'den kopması açısından çok önemlidir.

Eğer İran Devrimi olmasaydı İran Washington'un kontrolü altında olacaktı bu da tabii Türkiye ve bölge ülkeleri açısından bir tehdit teşkil edecekti. Tam tersini de söylemek mümkündür. ABD güdümündeki Türkiye, ABD güdümündeki Irak, ABD güdümündeki Suriye de bölge açısından tehdittir, İran açısından tehdittir. Bu bakımdan İran'ın ABD kontrolünden çıkması ve Şah rejiminden kurtulması bölgeyi de ferahlatmıştır.

Bursa: İran, İslam Devrimi ile birlikte “İsrail’i yok etmek, özgür ve bağımsız Filistin devletini kurmak” siyasetini benimsemiş, bu çerçevede Filistin direnişine ekonomik, siyasi ve silah yardımı yapmıştır.

Bunun dışında sadece ABD güdümünden çıkarak bir tehdit ortadan kalkmamış oluyor. Bunun yanında bölge ülkeleri ve Türkiye de ciddi bir müttefik kazanmış oluyor, çünkü bağımsız İran Türkiye'nin bugün açısından en büyük müttefiki bir bölge barışının ve bölgede istikrarın ve refahın sağlanması açısından da bir garanti teşkil etmektedir. Bugün bunu çok daha iyi anlıyoruz.

Belki İran Devrimi olmasaydı, Astane süreci olmayacaktı. İran devrimi olmasaydı belki bugün ABD'nin "Büyük Orta Doğu" projesine karşı, ABD'nin "Büyük Kürdistan" projesine karşı Türkiye ve İran ortak hareket edemeyecekti. İran Devrim olmasaydı, Güney Kafkasya'da son dönemde yaşanan İran, Türkiye, Azerbaycan arasındaki uyum ve işbirliği olmayacaktı. Dolayısıyla İran devrimiyle İran'ın bağımsızlığını kazanmış olması bugün de Batı emperyalizminin bölgedeki planlarına karşı mücadeleyi güçlü hale getirmiştir.

2- İslam Devrimi'nin zaferinden sonra İran'ın önemli eylemlerinden biri Müslüman topluma dikkat etmek ve ezilen insanları, özellikle de masum Filistin halkını desteklemek olmuştur. Siz İran’ın Hamas’ı ve Gazze halkını destekleme yönündeki eylemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bursa: İran, İslam Devrimi ile birlikte “İsrail’i yok etmek, özgür ve bağımsız Filistin devletini kurmak” siyasetini benimsemiş, bu çerçevede Filistin direnişine ekonomik, siyasi ve silah yardımı yapmıştır.

Bugün Hamas ve diğer direniş gruplarının açıklamaları,  İran’ın Filistin davasına verdiği desteği anlamak konusunda belirleyicidir.

Hamas Lideri İsmail Heniyye ve diğer önde gelen isimler, İran’ın Filistin davasına verdiği desteğin, mücadelelerinde belirleyici bir rolü olduğunu her zaman sitayişle ifade etmişlerdir.

Perinçek: İslam dünyası halklarının hemen hemen hepsi ezilen milletlere ait halklardır ve bugün de emperyalizmin hedefindedir; ve emperyalist güçlerin en fazla sömürmek üzerine çullandığı, üzerine baskı yaptığı halklardır. Dolayısıyla İslam dünyası ve İslam dünyasının halkları bugün emperyalizme karşı ve siyonizme karşı mücadelenin temel merkezlerinden birini oluşturmaktadır.

Filistin de bu davanın emperyalizme ve siyonizme karşı mücadelenin önemli sembollerinden bir tanesidir. Bugün emperyalizm dediğimizde tabii bunun iki büyük gücü vardır ki büyük güçünden bir tanesi ABD’dir. Bir tanesi de İsrail'dir. İşte Filistin de İsrail'e karşı mücadelenin en önemli sembollerinden bir tanesidir.

Tabii İsrail sadece Filistin'e karşı değil bütün bölge ülkelerine yönelik bir tehdittir. İsrail, bölgede yaşayan bir halktan meydana gelmektedir. Ancak bölge ülkeleriyle barış içerisinde yaşamak istememektedir. Tam tersine bölge ülkelerinin topraklarına gözünü dikmiştir, işgalcidir. Bunun yanında sadece Filistin üzerinde işgal söz konusu değildir. Sadece Golan Tepeleri’nde işgal söz konusu değildir. "Büyük Kürdistan" projesinin en önemli mimarlarından ve destekçilerinden bir tanesidir. İsrail "Büyük Kürdistan" projesi yani ikinci İsrail projesi üzerinden de Türkiye'yi, Suriye'yi ve İran'ı bölmek istemektedir.

Dolayısıyla İsrail'in frenlenmesi, Filistin halkının mücadelesi, İran'ın Filistin halkına desteği bütün bölge ülkelerini yakından ilgilendirmekte ve bütün ülke bölge ülkelerinin de çıkarınadır.

Tabii burada İsrail ve Batı emperyalizmi, İslam dünyasını, İslam ülkelerini Sünni ve Şii olarak bölmek istemektedir. Çünkü İsrail karşısında yekvücut birleşmiş bir İslam dünyası istemiyor, işine gelmiyor. Sünni ve Şii olarak bölmeye çalışıyor. Buna karşı uyanık olunmalıdır. İslam dünyası içerisinde ne Sünnicilik'in ne de Şiicilik'in yani mezhepçiliğin hiçbir faydası yoktur. Tam tersine bu İsrail'in planlarının başında gelmektedir. Buna karşı da hepimiz uyanık olmalıyız. Bunun yanında İsrail İslam dünyasını bölmek açısından ABD ile son dönemde yeni bir proje içerisine girmiştir. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn gibi ülkelerle ilişkilerin normalleştirilmesi adı altında Türkiye'ye ve İran'a karşı bir cephe yaratılmak istenmektedir. Buna karşı da Türkiye ve İran ve bölge ülkeleri uyanık olmalıdır. İslam dünyası içerisindeki Fars Körfezi ülkelerini, ABD ve İsrail kendi tarafına çekerek Müslüman dünyasına ve bölgeye karşı da kullanma amacı içerisindedir.

İran'ın Filistin'e desteği söylediğimiz gibi önemli bir örnektir. Yine Şehit Kasım Süleymani'nin bölgedeki mücadelesi de bunun önemli örneklerinden bir tanesidir. İsrail'in ve ABD emperyalizmine karşı Sünni, Şii demeden hiçbir mezhep ve saire ayrımı gözetmeden bütün bölge halklarının İslam dünyasının bir araya gelmesi hepimizin ülkelerimizin çıkarları açısından, bölgenin refahı ve barışı açısından büyük önem taşımaktadır.

Perinçek: Tabii İsrail sadece Filistin'e karşı değil bütün bölge ülkelerine yönelik bir tehdittir.Filistin halkının mücadelesi, İran'ın Filistin halkına desteği bütün bölge ülkelerini yakından ilgilendirmekte ve bütün ülke bölge ülkelerinin de çıkarınadır.

3- Tarih boyunca farklı ülkelerde birçok devrime tanık olduk. Fransa, ABD, Çin ve Rusya devrimleri İran İslam Devrimi ile birlikte dünyanın en tarihi olaylarından biri olarak sayılıyor. Size göre İran devriminin diğer devrimlerden ayıran özelliği nedir?

Perinçek: Tabii her ülkenin devrimleri kendine özgüdür. Çünkü her ülkenin devrimleri kendi yatağında gelişir. Kendi tarihinde, kendi kültür, gelenek ve birikimine göre şekil alır. Dolayısıyla belki devrimler arasında ortak noktalar ve saire görülebilir ama her ülkenin ve her halkın devrimi kendine özgü olmaktadır. Burada tabii bizim açımızdan, bugünün dünyası açısından bu devrimlerin neye hizmet ettiği ve emperyalizme karşı tavrı en fazla bizi ilgilendirmektedir ve İran devriminin de tabii antiemperyalist bir devrim olması bölgenin geleceği açısından önemli bir rol oynayacaktır. İran Devrimi İran'ı emperyalist halkadan zincirlerden koparmıştır. Bu da bizim değerlendirmemizde en önemli rolü oynamaktadır.

İşte bütün devrimleri, Türk devrimini, Rus devrimini Çin Devrimi'ni ve İran Devrimi'nin ortak noktası da budur. Hepsinin anti emperyalizm bir karakter taşımasıdır. Önemli olan budur. Ama tabii bütün bu devrimleri tek tek incelediğimizde de dediğimiz gibi hepsinin kendine özgü farklı özellikleri bulunmaktadır. Çünkü her halkın her ülkenin geçmişi, tarihi, kültürü, geleneği, birikimi birbirinden farklıdır. Devrimleri de ona göre farklılık gösterecektir. Ama önemli olan anti emperyalist bir nitelik taşımasıdır, bizi birleştiren de bütün devrimlerimizi birleştiren de bu özelliktir, Atatürk Devrimi'nde, Lenin Devrimi'nde, Mao Devrimi'nde İran Devrimi'nde birleştiren bu özelliktir. Güçlü İran Devrimi ile bağımsızlaşan ve güçlü hale gelen İran güçlü bir Türkiye demektir. Türk devrimiyle, Atatürk devrimiyle, emperyalist zincirlerden kopmuş olan ve kendi güçlü bir Türkiye yaratan bağımsız bir Türkiye yaratan Atatürk devrimi de yine güçlü bir İran'ın doğmasına ve ilerlemesine, kurulmasına yol açacaktır. Dolayısıyla güçlü Türkiye güçlü İran'dır, güçlü İran, güçlü Türkiye demektir. Birbirimizin gücünden korkmak değil, tam tersine birbirimizin gücünü kendi bağımsızlığımızın güvencesi olarak görmemiz de gerekir.

News Code 1892416

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • 7 + 0 =