Eski MSB Genel Sekreteri Ümit Yalım Ankara-Atina krizini değerlendirdi

Mehr Haber Ajansı'na konuşan Eski Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri Albay Ümit Yalım,Türk-Yunan ilişkilerindeki gerginliğin sebeplerini anlattı.

Azar Mahdavan- Türkiye-Yunanistan krizi giderek artıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir süredir Suriye için söylediği “Bir gece ansızın gelebiliriz” sözünü artık Yunanistan için de kullanıyor.

Ankara-Atina hattında gerginlik sürürken Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun imzasıyla Avrupa Birliği ülkelerine, NATO ve Birleşmiş Milletler'e, sorunların çözümüne ilişkin Türkiye'nin tutumunu açıklayan mektup gönderildi. Mektupta, Türkiye’nin diyalog ve iş birliği yanlısı tutumuna rağmen Yunanistan’ın diyalogdan kaçındığı, gerginliği tırmandırdığı ve Avrupa Birliğini Ege sorunlarının bir parçası haline getirdiği de belirtildi. 

Mehr Haber Ajansı konu hakkında Eski Türkiye Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri Albay Ümit Yalım ile bir röportaj gerçekleştirdi. Bu röportajı aşağıdaki yazıda okuyabilirsiniz: 

1- Yunanistan ile Türkiye arasında Ege Denizi ve Akdeniz'in güneydoğusundaki gerginlik artmaktadır. Bana göre bu seferki krizde en önemli detay Sayın Erdoğan’ın Yunanistan’a karşı kullandığı “Bir gece ansızın gelebiliriz” cümlesiydi. Bildiğiniz üzere Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan bu tarz konuşmaları Irak ya da Suriye’ye karşı operasyon yapmak istediğinde kullanıyordu. Tabii ki iki ülke arasında çatışma olasılığı çok az ama Sayın Erdoğan’ın böyle ifadeler kullanmasının sebebi nedir?

Yunanistan 2004 yılından itibaren Türkiye egemenliğinde bulunan 20 adayı işgal etti. Lozan Antlaşması ve diğer anlaşmalara göre bu adalar Türkiye’ye ait. Tabii yine bunlar(Yunanistan) Türkiye’ye yakın mesafede bu adalara asker yerleştirdi, şu anda Türkiye Cumhuriyeti’ne ait adalarda 6 binden fazla asker ve 14’den fazla askeri üs açtı ve buralara uçaksavar, top ve diğer silahlar yerleştirmek süreti ile bu adaları Türkiye’ye karşı çevirdi. Bildiğiniz gibi Erdoğan bu adaları işgal etmeniz bizi bağlamaz şeklinde söyledi bunu "işgalle" olarak gündeme getirdi biz de bunu kamuoyunda gündeme getiriyoruz ve Yunanistan'a bu adaları boşaltmasını söylüyoruz. Hatta 6 Şubat 2019 tarihinde eski Yunan başbakanı Aleksis Çipras Türkiye’ye gelmişti ve ben kendisi ile görüştüm ve kendisine Ege’de işgal ettiğiniz adaları ne zaman boşaltacağını sordum ama bana cevap veremedi. Hatta bana adalar Yunanistan’ındır diyemedi. Dolayısıyla bu adalar 1400 yıllardan beri Türkiye egemenliğinde olan adalardır. Ama 2004 yılında Yunanistan bu adaları işgal etti. Asıl sorun buradan kaynaklanıyor. Yani Erdoğan’ın verdiği tepki budur. Biz de bunu gündeme getiriyoruz. Biliyorsunuz devamlı bizim uçaklara karşı it dalaşı yapıyorlar bu da Türkiye için büyük bir sıkıntı. Geçmişe baktığımızda Yunanistan hem 1996 yılında hem de 2006 yılında Ege Denizi ve Akdenizi'nde uluslararası hava sahasında uçan F-16 uçaklarımızı düşürdü. Bunlar da tabii Yunanistan ve Türkiye arasındaki büyük sorunlardan birisi.
 
2- Türkiye, son iki yılda Doğu Akdeniz'deki gerilimi azaltmak için bazı ülkelerle olan sorununu çözmeye çalıştı. Ancak Yunanistan ile ilişkilerinde henüz başarıya ulaşmış değil. Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilim ne kadar ciddi?
 
Bunun sebebi adaların egemenlik konusunda kafaların karışık olmasıdır. Özellikle 12 ada bölgesi var, biliyorsunuz Ege Denizi’nin güneyinden başlıyor ta Meis adasına kadar. Bu adaların egemenlik konusunda hep yanlış düşünceler var, normalde bu 12 adada Trablusgarp Savaşı döneminde 1911–1012 yıllarında İtalyanlar tarafından işgal edilmişti. Sonrasında bu savaş bitince bu savaş 1912 yıllarında Osmanlı Devleti ile İtalya arasında bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Trablusgarp ve Bingazi İtalya’ya verilecek fakat bu 12 ada Osmanlı Devleti'ne geri iade edilecekti. Fakat o sırada 1. Balkan savaşı başladığı için bu devir gerçekleştiremedi.  Sonrasında 1914’de I. Dünya Savaşı başladı. Bir yıl sonra 1915 yılında İtalya bu 12 adayı ilhak ettiğini ilan etti ve Osmanlı Devleti'ne karşı savaş açtı. Sonrasında da Lozan’da bu ilhakı tanımak durumunda kaldık. Lozan Antlaşması’nın 15. maddesine göre İtalya’nın bu adalardaki egemenlik hakkını tanımış olduk. Sonrasında II. Dünya Savaşı sırasında bu 12 adayı önce Almanlar işgal etti arkasından da İngilizler işgal etti. Sonrasında da savaş bitince biz tabii bu Paris Barış Konvansiyonu'na katılmak istedik, fakat Türkiye’nin katılmasını kabul etmediler. Sonrasında da 1947  Paris Barış Antlaşması’nda 12 adanın egemenlik hakkı İtalya’dan alınarak Yunanistan'a verildi. Bu Lozan Antlaşması'nın 15. maddenin şekil ve esas bakımından bir ihlaldir. Antlaşmanın herhangi bir maddesinin değişmesi için imza atan devletin taraf devletin oy birliği ve oy çoklüğü lazım ama 1947 Paris Anlaşması’nın oy birliği de yok oy çokluğu da yok. Dolayısıyla 1969 Viyana Anlaşması’na göre Yunanistan 12 ada üzerinde hakkı yok yani 1947 Paris Anlaşması normal olarak Viyana ve uluslararası hukukuna göre geçerli değil. Dolayısıyla Yunanistan’ın 12 ada  üzerinde egemenlik hakkı yoktur. Sorun buradan kaynaklanıyor. Yunanistan'a Meis Adası’nda çok geniş devasa deniz yetki alanını veriyor. Bundan dolayı da bizim Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığı sınırları engellemeye çalışıyor. Biliyorsunuz Türkiye 2019 yılında Libya ile anlaşma yaparak Doğu Akdeniz kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge ilan etti. Bunlar eksik aslında ama eksik olmasına rağmen Yunanistan direniyor. Temel sorun Yunanistan’ın 12 adadaki egemenlik hakkının olmaması egemenlik hakkı olmayan adalar üzerinde de deniz yetki alanları yani kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge gibi bir takım hak iddia etmesi, bunlar da tabii ileriki günlerde çözülecektir ama şu anda maalesef Yunanistan bu konuda problem çıkartıyor.

Şu Anda Libya ile yapılan anlaşma uygulanıyor ama o anlaşma da eksik. Şimdi tabii biliyorsunuz Kıbrıs’ta sorun var burada tabii Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti 2003 yılından itibaren Mısır ve diğer ülkelerle anlaşmalar yaptı. Anlaşma yaparken maalesef Türk kıta sahanlığına girdi. Türkiye de bunu GKRC’ye belirtti. Bir de 2011 yılı itibari ile BM'de bir karar alındı ve bu karara göre Kıbrıs Adası üzerindeki ve etrafındaki bütün doğal kaynaklar her iki tarafa aittir. Yani hem Türklere hem de Rumlara aittir. Dolayısıyla GKRC’nin yaptığı anlaşmalar geçerli değildir. Orada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin de hakkı vardır. Bunlar tabii zamanla düzelecek.  

Türk hükümetinin yayınlamış olduğu kıta sahanlığı eksiktir. Normalde Girit Adası’nın üzerinden geçmesi lazım çünkü Girit Adası’nın egemenlik konusunda da kafalar karışık. Normalde Osmanlı Devleti 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması ile Girit Adası'nın 4’de birinin Yunanistan’a verdi geri kalanını da Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ'a verdi. Zaman içerisinde Lozan'dan sonra Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ Girit Adası üzerindeki egemenlik haklarından fiilen vazgeçti. Ve böylelikle Türkiye Cumhuriyetine geri döndü. Uluslararası hukuka göre Girit Adası’nın 4’ten üçü Türkiye’nin. Yunanistan bu konu da bayağı zorlandı. Bu konuyu ben gündeme getirmiştim hatta İran basını bunu bayağı tartıştı. Hatta bir Yunanlı akademisyen bizi haklı bulmuştu. Dolayısıyla Türkiye’nin Girit Adası üzerinde hakkı vardı ve bu konu zamanla çözülecek.

3- Görünen o ki ABD, Türk-Yunan münakaşasında macera peşindedir. Bildiğiniz gibi Amerika Yunanistan’da 9 askeri üsse sahiptir. Örneğin Yunan adalarında 145 askeri helikopter ya da 1800 zırhlı aracı konuşlandırılmış. Amerikalılar yaptıkları yığınak ve kurdukları üslerin Rusya'ya karşı olduğunu ifade ediyor. Yunanistan bir cephe ülkesi değil. Yani 1. cephede savaşacak ülkelerden değil. Türkiye, Bulgaristan, Romanya ve Polonya cephe ülkeleri. Rusya'nın ilk savaştığı ülkeler bunlardır. Yunanistan bunlardan sonra 2. cephede savaşacak.. Siz ABD’nin bölgedeki hareketliliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabii ki Türkiye ile ilgili olarak ABD tam sınırın batısında yani Dedeağaç bölgesinde Türkiye’ye karşı deniz üssü ve hava üssü açtı. Tabii bu açık bir şekilde Lozan Antlaşması'na karşı aykırıdır. Lozan Antlaşması'na göre bu bölgeler gayri askeri bölgedir. ABD esasında şunu yapmaya çalışıyor tabii ki Rusya’ya karşı diyor ama Türk boğazlarını devre dışı bırakmak istiyor. Yani Çanakkale ve İstanbul Boğazı’nı devre dışı bırakmak istiyor. Çünkü ABD getirdiği büyük silahları Dedeağaç’ta indiriyor sonra trenlerle Bulgaristan ve Romanya’ya götürüyor. Biliyorsunuz Bulgaristan ve Romanya NATO üyesi ülke. Dikkat ederseniz Çanakkale ve İstanbul Boğazı'nı kullanmadan Karadeniz kıyılarına bir yığınak yapmış oluyor. Burada açık bir şekilde Lozan Antlaşması'nı ihlal ediyor. Bu konuda da tabii biz eleştirimizi yaptık. Türkiye Lozan Antlaşması’na harfiyen uyuyor. Bizim birliklerimiz sınırın 40, 45 metrelik gerisinde. Tabii bazen diyorlar sınırlarda Türk askerleri var. O askerler hudut askerleri muharip askerleri değil. Yani bir Lozan Antlaşması'na uyuyyoruz.
 
4* Türkiye bu gerginliği azaltmak için hangi adımları atacak ya da atması lazım?

Bence adım atması gereken taraf Yunanistan’dır. Çünkü devamlı saldırgan halinde, mesela gayri askeri adaları boşatması lazım. Aynı şekilde Ege’deki it dalaşmasından vazgeçmesi gerekiyor. Böylelikle Türkiye’nin askeri kuvvet kullanmadan bu meseleyi çözülebilir. Bura da hem 1923 Lozan Antlaşması hem 1947 Paris Anlaşması'na göre gayri askeri statüsünde olan adalardaki iki ordu kadar birliğini geri çekmesi lazım. Bölgede barışın devam etmesi hem Türkiye için Hem Yunanistan için hem de tüm bölge için büyük bir avantajdır. Buna her iki tarafta dikkat etmelidir çünkü Türkiye ve Yunanistan'ın barış içerisinde ilişkiler sürdürmesi Suriye’ye de İran’a da Irak’a da ve diğer ülkelere de istikrar sağlayacaktır.
 

News Code 1904697

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha