14 Eyl 2026 21:38

Trump'ın Ortadoğu macerası ABD müttefiklerini nasıl çıkmaza sürükledi?

Trump'ın Ortadoğu macerası ABD müttefiklerini nasıl çıkmaza sürükledi?

ABD merkezli  The Washington Post gazetesi, bölgedeki son gelişmelere ilişkin yayımladığı analizde, Trump yönetiminin İran ile olan mücadelesinde giderek bir "bataklığa" saplandığına dikkat çekti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, ülkesinin askeri gücüne dayanarak bölgesel dengeleri kısa sürede değiştirebileceğini öngördüğü strateji, artık Washington’ın bölgedeki ortaklarını da ciddi şekilde zorlayan bir sürece evrildi. Yemen, Irak, Fars Körfezi ve küresel enerji hatlarında yaşanan gelişmeler, sahadaki çatışmanın ABD ile İran arasındaki doğrudan bir hesaplaşmanın ötesine geçerek, geniş kapsamlı ekonomik ve güvenlik riskleri barındıran bölgesel bir krize dönüştüğünü ortaya koyuyor.

ABD merkezli  The Washington Post gazetesi, bölgedeki son gelişmelere ilişkin yayımladığı analizde, Trump yönetiminin İran ile olan mücadelesinde giderek bir "bataklığa" saplandığına dikkat çekti. Haberde, Yemen ve Irak’ta İran yanlısı güçlerin faaliyetlerini artırmasıyla birlikte, Tahran’ın bölgedeki baskı araçlarının son günlerde belirgin bir şekilde güçlendiği vurgulandı.

Hürmüz ve Babülmendep boğazlarındaki durumu mercek altına alan gazete, küresel enerji transferinin kritik iki güzergahının artık sırasıyla İran ve Yemen’deki Ensarullah Hareketi’nin  kontrolü veya etkisi altına girdiğini belirtti. Söz konusu durum, Suudi Arabistan’ın petrol ihracatında Fars Körfezi’ne olan bağımlılığını azaltmak için yöneldiği Kızıldeniz rotasının güvenliğinin de doğrudan Babülmendep ve bölgedeki istikrarsızlığa endeksli olması nedeniyle, Riyad için de hayati bir risk teşkil ediyor.
Bu durum, İran üzerindeki baskının yalnızca Tahran’ın petrol ihracatını sekteye uğratmakla kalmayıp, aynı zamanda ABD müttefiklerinin ihracat rotalarını da doğrudan etkileyebileceği anlamına geliyor. İşte tam bu noktada, geleneksel “maksimum baskı” stratejisi ciddi bir çıkmazla karşı karşıya kalıyor; zira küresel ekonomi, enerji piyasaları ve deniz ticaret rotaları düşünüldüğünde, bir aktörü etkilemeden sonuçlarının diğerlerine sirayet etmeyeceği bir sistem artık mümkün değil.

Washington Post, analizin devamında şu çarpıcı tespitte bulunuyor: “Bu tablo, İran’ın yıllardır hazırlığını yaptığı bir anın yansımasıdır. Tahran’ın bölgesel ağı, çatışmalar sırasında çeşitli hasarlar almasına rağmen esnek bir yapıya sahip olduğunu kanıtlamıştır.” Bu değerlendirme şu anlama geliyor: Bazı Amerikan karar vericilerinin aksine, askeri müdahale İran’ın bölgesel kapasitesini çökertmeye yetmemiş; aksine bu ağın bir kısmı yeni koşullara uyum sağlamayı başarmıştır.
Bu durum stratejik açıdan kritik bir öneme sahip. ABD, geçtiğimiz yıllarda İran yanlısı grupların kapasitelerini zayıflatarak ve Tahran’a doğrudan baskı uygulayarak İran’ın bölgedeki etki alanını kısıtlamaya çalışmıştı. Ancak bugün Yemen ve Irak’ta tanık olduğumuz manzara, bu bölgesel ağların tek bir karar merkezine veya tek tip bir askeri güce bağımlı olmadığını gösteriyor. Söz konusu ağların sahip olduğu esneklik, tek bir noktaya uygulanan baskının diğer noktaları söndürmeye yetmediğini, aksine bazı durumlarda baskının yeni kapasitelerin devreye girmesine neden olduğunu ortaya koyuyor.
Bu bağlamda Suudi Arabistan, mevcut durumun yarattığı sarsıcı sonuçlardan en derinden etkilenen ülkelerin başında geliyor. Washington Post, Riyad'ı ABD'nin Fars Körfezi'ndeki en kilit müttefiklerinden biri olarak tanımlarken, diğer yandan Suudi Arabistan'ın petrol ihracatının, Doğu-Batı boru hattına yönelik son saldırıdan önce dahi geçen ay son on yılın en düşük seviyesine gerilediğini rapor ediyor. Şimdi ise alternatif ihracat rotalarına yönelik tehditler, Suudi Arabistan'ın hem ekonomisi hem de güvenlik stratejileri üzerindeki baskıyı daha da artırıyor.

Bu tablo, Trump'ın bölgesel politikalarında ciddi bir çelişkiye işaret ediyor. ABD, müttefiklerinin güvenliğini ve istikrarını artırmayı hedeflediğini iddia etse de, çatışmaların sürmesi Suudi Arabistan ve diğer zengin Arap ülkelerini; enerji tesisleri, deniz rotaları ve ihracat hatlarının güvenliği konusunda her zamankinden daha endişeli bir hale getirdi. Başka bir deyişle, Washington'ın izlediği siyasetin doğurduğu maliyetin önemli bir kısmı, doğrudan ülkenin müttefiklerine yüklenmiş durumda.

Washington Post, analizinde Suudi Arabistan'ın ötesine geçerek, ABD askeri varlığına ev sahipliği yapan Fars Körfezi’ne kıyısı olan Arap ülkeleri ve Ürdün'ün de Trump'ın başlattığı bu çatışmanın ağır bedelini ödediğini vurguluyor. Bu analiz, meselenin artık sadece Tahran ve Washington arasındaki bir anlaşmazlıktan ibaret olmadığını, aksine ABD'nin müttefiklerini de içine çeken geniş kapsamlı bir "güvenlik sonuçları zincirinin" oluştuğunu göstermesi bakımından büyük önem taşıyor.

Gerçekte Trump, ABD’nin askeri gücüne yaslanarak çatışmanın asıl maliyetini karşı tarafa yıkabileceğini sanmıştı. Ancak rakip, bölgenin coğrafyasını, enerji koridorlarını ve kendi müttefik ağını baskı sahasının bir parçasına dönüştürebildiğinde kriz işte tam bu noktada içinden çıkılması güç bir hal alıyor. Böyle bir ortamda ABD’nin askeri üstünlüğü dahi siyasi bir zaferin garantisi olmaktan uzak.
Trump’ın asıl ikilemi şu: Savaş askeri güçle başlatılabilir, ama yalnızca askeri güçle yönetilemez. Her yeni saldırı yeni bir misilleme doğurabilir; her ek baskı ise çatışmanın kapsamını başka bir coğrafyaya taşıyabilir. ABD’nin geçmiş yıllarda bölgede defalarca zorlanmasına yol açan döngü, işte tam olarak budur.

Washington Post’un analizi bu açıdan Beyaz Saray’a yönelik ciddi bir uyarı olarak okunabilir. Askeri baskının İran’ı geri adımatacağı ve ABD müttefiklerini daha güvenli bir konuma getireceği varsayılmıştıysa, şimdi sorulması gereken soru şudur: Neden enerji koridorları daha kırılgan hale geldi, neden Washington’ın müttefikleri daha fazla bedel ödüyor ve neden İran’ın bölgesel ağı hâlâ denklem üzerine etki edebiliyor?

Trump’ın “bataklığı”, ABD bu çıkmazdan kurtulmak için askeri güce her başvurduğunda daha da derinleşiyor; zira bu sefer ekonomik, güvenlik ve siyasi maliyetler de aynı oranda artıyor. Belki de Batı Asya’nın bugünkü en önemli gerçeği budur: ABD hâlâ bölgenin en güçlü askeri aktörü, ancak askeri güç tek başına coğrafyayı değiştiremez, siyasi ağları yok edemez veya bölgesel aktörlerin iradesini teslim olmaya zorlayamaz. Trump, savaşı tırmandırma ihtimali yüksek olsa da, ona son vermenin başlatmaktan çok daha zor olacağı gerçeğiyle artık her zamankinden daha yakından yüzleşiyor.

News ID 1938562

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha