29 May 2026 10:30

Hürmüz Boğazı: Washington'un Yeni Korkusu ve Bölgede Yeni Bir Düzenin Başlangıcı

Hürmüz Boğazı: Washington'un Yeni Korkusu ve Bölgede Yeni Bir Düzenin Başlangıcı

ABD ve Siyonist İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü 40 günlük savaşın ardından Batı Asya bölgesi yeni bir döneme girdi.

ABD ve Siyonist İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü ve başarısızlıkla sonuçlanan 40 günlük savaşın ardından Batı Asya bölgesi yeni bir döneme girdi. Bu dönem, mevcut birçok denklemi değiştirmiş ve savaş öncesi koşullara geri dönüşü neredeyse imkânsız hâle getirmiştir. Söz konusu savaş, yalnızca Washington ve Tel Aviv’in stratejik hedeflerine ulaşmasını engellemekle kalmamış, aynı zamanda bölgedeki birçok ülkenin güvenlik anlayışını ve ABD’ye dayalı güvenlik yaklaşımını yeniden gözden geçirmesine yol açmıştır.

Geçmiş yıllarda Fars Körfezi’ne kıyıs olan Arap ülkeleri, ABD’nin askerî varlığı ve Washington’un güvenlik şemsiyesinin kendi güvenliklerini garanti altına alabileceğini düşünüyordu. Ancak son savaş, bu ödünç güvenliğin kritik anlarda yeterli işlev görmediğini ortaya koydu. Arap ülkeleri, İran’ın misilleme saldırıları sırasında ABD’nin bölgesel müttefiklerini gerçek anlamda savunmaktan çok, krizi kendi çıkarları doğrultusunda yönetmeye odaklandığını fark etti.

Bu durum, bölgedeki güvenlik kavramını yeni bir aşamaya taşıdı. Artık bölge ülkeleri, önceki dönemlere kıyasla daha fazla yerel kapasitelere, bölgesel işbirliğine ve jeopolitik gerçekliklere yöneliyor.

Bu değişim içinde en önemli gelişmelerden biri ise Hürmüz Boğazı’nın hukukî ve güvenlik statüsünde yaşanıyor. Dünya enerji taşımacılığının en kritik geçiş noktalarından biri olan boğazdan küresel petrol ve gazın büyük bölümü geçiyor. Savaş öncesinde ABD, bu stratejik su yolunun güvenliğinin yalnızca kendi askerî varlığıyla sağlanabileceği algısını güçlendirmeye çalışıyordu. Ancak mevcut tablo değişmiş durumda. İran, bundan sonra Hürmüz Boğazı’nın yönetimini “akıllı” bir şekilde sürdüreceğini açıkça dile getiriyor. Bu tavır, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi açısından da başlıca endişelerden biri hâline geldi.

Gerçekte Amerikalılar, savaş öncesinde Hürmüz Boğazı’nı kendi nüfuz alanları içinde değerlendiriyordu. ABD donanmasının bölgede konuşlanması ve Washington’un geçiş güvenliğinin garantörü gibi hareket etmesi, bu algıyı destekliyordu. Ancak İran, yeni bir denge oluşturmayı başardı. Bu yeni dengede Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve geçiş kurallarının belirlenmesindeki rolü artık göz ardı edilemez durumda. Washington açısından bu gelişme, stratejik bir yenilgi anlamına geliyor; zira maksimum baskı politikasının ve savaşın İran’ı zayıflatmak yerine, Tahran’ın jeopolitik konumunu güçlendirdiğini gösteriyor.

Hürmüz Boğazı: Washington'un Yeni Korkusu ve Bölgede Yeni Bir Düzenin Başlangıcı

Umman ile İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden bir tür haraç alacağına dair iddiaların gündeme gelmesi, konunun önemini daha da artırdı.Bu gelişme, Washington’ın sert tepkisini beraberinde getirdi. Zira ABD, Hürmüz Boğazı’nın yönetim mekanizmasında yapılacak her türlü değişikliğin, bölgesel yeni bir düzenin başlangıcı anlamına gelebileceğinin farkında. Bu düzen, bölge ülkelerinin ABD politikalarına bağlı kalmak yerine kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiği bir yapıyı ifade ediyor.

ABD’li yetkililerin sert açıklamalarının ardında da bu derin endişe yatıyor. Donald Trump, alışılmışın dışında bir üslupla yaptığı tehditte, Umman’ın böyle bir plana yönelmesi halinde “patlayacağını” söyledi. Yıllardır Batı’ya yakın ve dengeli aktörlerden biri olarak görülen bir ülkeye yöneltilen bu açık tehdit, Washington’ın bölgede en küçük bir siyasi bağımsızlık işaretini dahi tolere etmediğini ortaya koydu.

Ardından ABD Hazine Bakanı Scott Bessent de küstah bir tonla, Washington’ın Hürmüz Boğazı’nda herhangi bir tarife ya da haraç uygulanmasına izin vermeyeceğini, bu sürece doğrudan ya da dolaylı biçimde dahil olan herkesin hedef alınacağını belirtti. Bessent’in özellikle Umman’a yaptığı vurgu, ABD’nin Maskat ile Tahran’ın pozisyonlarının birbirine yaklaşmasından ciddi rahatsızlık duyduğunu gösterdi.

Ancak bu tehditlere Ummanlı çevrelerden sert tepki geldi. Umman’ın Al Roya gazetesinin editörü Hatem el-Tayi, Trump’ı “savaştan aciz” olarak nitelendirdi ve tehditlerinin, ABD’nin Arap ülkelerini Siyonist rejimle normalleşme projesinde başarısız olmasının bir sonucu olduğunu savundu. Bu çıkış, Arap dünyasındaki bazı elitler arasında da ABD politikalarına yönelik bakışın değiştiğini ve birçok kişinin artık Washington’ın aşağılama ve tehdit diliyle hareket etmesini kabul etmediğini gösteriyor.

Bloomberg yazarı Javier Blas da sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Beyaz Saray ve ABD Hazine Bakanlığı'nın doğrudan tehditleri göz önüne alındığında, Umman'ın İran ile birlikte Hürmüz Boğazı'nda bir tür "geçiş ücreti" veya "transit ücreti" sistemi uygulamak için İran'a katılmayı gerçekten değerlendiriyor gibi göründüğünü belirtti. Bu yorumun önemi, Batılı analistlerin bile artık Hürmüz Boğazı'nda yeni düzenlemelerin oluşma olasılığını ciddi olarak değerlendirmelerinden kaynaklanıyor.

Aslında Hürmüz Boğazı, İran ve Umman coğrafyasının kalbinde yer almaktadır ve bu bölgedeki güvenliğin, yönetimin ve geçiş kurallarının bu iki ülkenin çıkarları göz ardı edilerek tasavvur edilmesi mümkün değildir. Yıllarca ABD, askeri varlık ve siyasi baskı yoluyla küresel enerji hayati damarlarının kontrolünü ele geçirmeye çalıştı, ancak şimdi yeni bir gerçekle karşı karşıya. Bu gerçek, bölge ülkelerinin artık sadece Beyaz Saray politikalarının uygulayıcısı olmak istemediğini gösteriyor.

ABD'li yetkililerin Hürmüz Boğazı hakkındaki son tehditleri, güç gösterisinden çok, Washington'ın bölgedeki güç dengesinin değişmesinden duyduğu derin endişenin bir yansımasıdır. Bölgesel projelerindeki başarısızlıklar, İran'ı kontrol altına alma çabalarındaki yenilgi ve normalleşme sürecini yayma konusundaki yetersizliklerinin ardından ABD, bölgedeki teki kaybı kriziyle her zamankinden daha fazla karşı karşıya. Bu nedenle, tehdit ve yaptırım dili Washington'ın ana aracı haline gelmiş durumda; ancak bu aracın artık geçmişteki etkinliğine sahip olmadığı anlaşılıyor.

Gerçek şu ki, deniz ablukası ve ekonomik yaptırımlar yoluyla dayatma dönemi sona ermektedir. Bölgedeki halklar ve hükümetler, güvenliklerini ve çıkarlarını yönetme haklarını bugün her zamankinden daha fazla vurguluyorlar. Bu koşullarda Hürmüz Boğazı sadece ekonomik bir su yolu değil, aynı zamanda güç dengesinin değiştiğinin ve yeni bir bölgesel düzenin başlangıcının bir simgesi haline gelmiştir; yeni düzende, yerel aktörlerin rolü her zamankinden daha belirleyici olacak ve ABD artık eskisi gibi iradesini bölgeye dayatamayacaktır.

News ID 1936814

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha