5 Eyl 2026 12:23

Yaptırım mı, Yanılsama mı? ABD’nin İran’ın Mali Damarlarına İlişkin İddiası

Yaptırım mı, Yanılsama mı? ABD’nin İran’ın Mali Damarlarına İlişkin İddiası

ABD’nin İran’a yönelik yeni yaptırımları “mali damarları kesme” olarak sunuluyor. Ancak uzmanlara göre bir bankaya yaptırım uygulanması, İran’ın tüm finansal ağının çökmesi anlamına gelmiyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, son açıklamalarında Washington’ın İran’ın ekonomik ağını çökertme kapasitesine ilişkin abartılı bir tablo çizerek, Türkiye’deki bir bankaya uygulanan yaptırımlarla İran’ın “hayati mali damarlarının kesildiğini” öne sürdü. Ancak bu iddia, İran ekonomisinde belirleyici bir gelişmeden ziyade, Donald Trump yönetiminin yaptırımların İran ekonomisini tamamen felç etme noktasına geldiği algısını oluşturmaya yönelik söyleminin bir parçası olarak değerlendirilebilir.
Bessent, cuma günü yaptığı açıklamada, Golden Global Yatırım Bankası ile Türkiye’deki iki iştirakinin yaptırım listesine alındığını duyurdu. ABD Hazine Bakanlığı, söz konusu yapının İran’ın petrol gelirlerinin Çin’den Türkiye’ye aktarılmasında, bu kaynakların bir bölümünün nakit ve altına dönüştürülmesinde ve bazı İranlı kurumlara bankacılık hizmeti sağlanmasında rol oynadığını iddia ediyor. Bessent ayrıca gelecek hafta başka bir bankanın da yaptırım hedefi olabileceğini ve diğer ülkeler İran’la ekonomik iş birliğini bırakana kadar bu sürecin devam edeceğini söyledi.

Elbette yaptırım kararı gerçektir ve inkâr edilemez. ABD, Türkiye merkezli bir finans kuruluşunu yaptırım listesine alarak kuruluşun dolar merkezli finans sistemine erişimini ciddi ölçüde kısıtlıyor. Ancak “bir bankaya yaptırım uygulanması” ile “bir ülkenin mali damarlarının kesilmesi” arasında büyük bir fark bulunuyor. Trump yönetiminin söylemi tam da bu noktada devreye giriyor.

İran, yıllardır ABD’nin ağır yaptırımları altında bulunuyor ve dış ticaretini sürdürebilmek için finansal ve ticari ağlarının önemli bir bölümünü bu baskılara karşı yeniden yapılandırdı. Tahran, dış ticaretinde yalnızca tek bir bankaya, tek bir para transfer kanalına veya tek bir ülkeye bağlı değil. Döviz büroları, dolaylı ticaret, takas yöntemleri, dolar dışındaki para birimlerinin kullanımı, aracı şirketler ve farklı ticaret ortaklarıyla iş birliği, yaptırımların etkisini azaltmak amacıyla oluşturulan mekanizmalar arasında yer alıyor. Dolayısıyla bir kanalın kapatılması, İran’ın tüm mali akışlarının durduğu anlamına gelmiyor.

Daha da önemlisi, Golden Global’e yönelik yaptırım kararı Washington’ın hâlâ İran’ın finansal kanallarını tespit etmeye ve hedef almaya çalıştığını gösteriyor. Eğer İran’ın tüm mali damarları zaten kesilmiş olsaydı, yeni kanalların tespit edilip yaptırım kapsamına alınmasına ihtiyaç kalmazdı. ABD Hazine Bakanlığı’nın sürekli olarak yeni bankaları, şirketleri ve aracıları hedef alması, İran’ın ticaret ve para transfer ağlarının hâlâ faaliyet gösterdiğini ve Washington’ın bu ağı aşamalı olarak daraltmaya çalıştığını gösteriyor.

Elbette yaptırım kararı gerçektir ve inkâr edilemez. ABD, Türkiye merkezli bir finans kuruluşunu yaptırım listesine alarak kuruluşun dolar merkezli finans sistemine erişimini ciddi ölçüde kısıtlıyor. Ancak “bir bankaya yaptırım uygulanması” ile “bir ülkenin mali damarlarının kesilmesi” arasında büyük bir fark bulunuyor.

Bessent’in petrol fiyatlarına ilişkin açıklamaları da mevcut piyasa koşullarıyla tam olarak örtüşmüyor. Bessent, küresel arzın artmasıyla ham petrol fiyatlarının 40-50 dolar seviyesine gerileyebileceğini öngördü. Ancak Orta Doğu’daki askeri ve jeopolitik gerilimlerin devam ettiği bir ortamda petrol piyasası şu an bu tabloyu doğrulamıyor. Brent petrolü cuma günü yaklaşık 95 dolar seviyesinde işlem gördü ve bir haftada yüzde 6’dan fazla yükseldi. Yani mevcut fiyat, Bessent’in sözünü ettiği seviyenin yaklaşık iki katında bulunuyor.

Bu iddia ile gerçeklik arasındaki fark önem taşıyor. Trump yönetimi aynı anda iki mesaj vermeye çalışıyor: Birincisi, ABD’nin İran’a yönelik ekonomik baskısının İran ekonomisini boğduğu; ikincisi ise Washington’ın enerji arzını artırarak petrol fiyatlarını ciddi ölçüde düşürebileceği. Ancak petrol piyasası tek bir hükümetin kararlarıyla şekillenmiyor. Savaşlar, jeopolitik riskler, deniz taşımacılığı güzergâhları, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği, büyük üreticilerin ihracat seviyeleri ve piyasa beklentileri de fiyatlar üzerinde belirleyici rol oynuyor.

Siyasi açıdan bakıldığında ise “İran’ın mali damarlarını kestik” söylemi, İran ekonomisinin çöktüğüne dair bir rapordan çok, yabancı bankalar ve şirketlere yönelik bir tehdit mesajı niteliği taşıyor. ABD; Türkiye, BAE, Çin ve diğer ülkelerdeki banka ve finans kuruluşlarını İran’la iş yapmanın ağır sonuçları olacağına ikna etmeye çalışıyor. İkincil yaptırımların temel amacı da bu: Washington, yaptırım gücünü ABD sınırlarının ötesine taşımak ve yabancı şirketleri İran’la ticaret yapmak ile ABD finans sistemine erişim arasında seçim yapmaya zorlamak istiyor.

Bu politikanın İran’a maliyet oluşturduğu inkâr edilemez. Para transfer kanallarının daralması, dış ticaret maliyetlerinin artması, ihracat gelirlerinin ülkeye geri getirilmesinin zorlaşması ve İran’la çalışan banka ve şirketlerin karşı karşıya kaldığı risklerin artması gerçek bir ekonomik baskı oluşturuyor. Ancak ekonomik baskı ile ekonomik çöküş aynı şey değildir. Bir bankaya yaptırım uygulanması da bir ülkenin tüm finansal ağının yok edildiği anlamına gelmez.

İranlı ekonomi yetkilileri de son günlerde yaptırımlara ve savaş kaynaklı kısıtlamalara rağmen ülkenin piyasayı yönetebilecek kaynak ve araçlara sahip olduğunu vurguluyor. İran Merkez Bankası Başkanı da ülkenin yeterli döviz kaynağına sahip olduğunu ve Merkez Bankası’nın piyasaya müdahale etmeye hazır olduğunu açıkladı. Elbette bu açıklamalar İran ekonomisinin sorun yaşamadığı anlamına gelmiyor. Ancak Washington’ın söyleminde öne çıkan “çökmüş İran ekonomisi” tablosunun, İran ekonomisinin gerçek ve karmaşık yapısıyla tam olarak örtüşmediğini gösteriyor.

Sonuç olarak Bessent’in “ekonomik izolasyon operasyonu” olarak tanımladığı süreç, İran ekonomisini tamamen devre dışı bırakacak nihai bir darbeden ziyade, devam eden maksimum ekonomik baskı ve ekonomik savaş politikası olarak görülmeli.

ABD, İran’la ticaretin maliyetini artırabilir, bankaları yaptırım kapsamına alabilir ve finansal kanalları tek tek hedefleyebilir. Ancak buradan hareketle “İran’ın mali damarları kesildi” sonucuna varmak, mevcut kanıtların ortaya koyduğundan çok daha büyük bir iddiadır.

Asıl sorun, bu tür söylemlerin ekonomik baskı ile stratejik başarıyı birbirine karıştırmasıdır. Washington bir bankayı dolar merkezli finans sisteminin dışına çıkarabilir. Ancak İran’ın tüm ticaret, ihracat, para transferi ve dış ekonomik ilişkilerini tamamen durdurabildiğini henüz kanıtlamış değil. Bu gerçekleşmediği sürece “İran’ın hayati mali damarları kesildi” gibi ifadeler, ekonomik durumun kesin bir tanımından çok, Trump yönetiminin yaptırım gücünü göstermek amacıyla yürüttüğü psikolojik ve siyasi söylemin bir parçası olarak kalacaktır.

News ID 1938341

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha