15 Ağu 2026 19:09

Babülmendeb ve Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ABD'yi nasıl etkileyecek?(+video)

Babülmendeb ve Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ABD'yi nasıl etkileyecek?(+video)

Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr.Merve Suna Özel Özcan, Babülmendeb ve Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasınun Küresel enerji ve ABD'yi nasıl etkiledeiği ile ilgili Mehr'in sorularını yanıtladı.

Hürmüz ve Babülmendep boğazlarında yaşanan gelişmeler, savaşın yalnızca bölgesel güvenlik dengelerini değil, küresel enerji piyasalarını, ticaret güzergâhlarını ve siyasi dengeleri de doğrudan etkilediğini gösteriyor. Bu süreçte artan petrol ve akaryakıt fiyatlarının ABD siyasetine yansımaları, İran ve Yemen ekseninin enerji hatları üzerindeki etkisi ve çatışmanın küresel ekonomiye olası sonuçları giderek daha fazla önem kazanıyor.

Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr.Merve Suna Özel Özcan, Babülmendeb ve Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasınun Küresel enerji ve ABD'yi nasıl etkiledeiği ile ilgili Mehr'in sorularını yanıtladı.

1- Hürmüz Boğazı ile Babülmendep Boğazı’nın aynı anda kapatılması (Suudi Arabistan’a ait gemiler açısından) küresel enerji piyasalarını ne ölçüde etkileyebilir? Hürmüz ve Babülmendep Boğazları’nın (Suudi Arabistan’a ait gemiler açısından) kapalı kalmaya devam etmesi durumunda, taşımacılık, sigorta ve petrol maliyetlerindeki artış bu krizi bölgesel bir çatışmadan kalıcı bir küresel ekonomik krize dönüştürebilir mi?

Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: Küresel anlamda İran-Amerika-İsrail savaşı giderek derinleşen kırılmalar ortaya çıkarmaya başladı. Dolayısıyla burada karşımıza çıkan süreci; geçiş ve güzergâh alanları, enerji krizi ve Kızıldeniz'e kadar uzanan arka plandaki çatışma dinamikleriyle birlikte okumak gerekiyor.

Böyle çift boğazlı bir baskıdan bahsediyorsak, küresel enerji krizinin büyük ihtimalle daha da derinleşeceğini görmek gerekiyor. Zaten 28 Şubat 2026'dan bu yana enerji piyasalarında inanılmaz bir istikrarsızlık ve oynaklık olduğunu görüyoruz.

Bu nedenle Hürmüz'ün yanı sıra Babülmendep'in de kapanması ve buna bağlı olarak piyasalarda yeni sorunların ortaya çıkması halinde, benzin ve petrol fiyatlarının çok daha yüksek seviyelere çıkmasından bahsetmek gerekecek. Bunun yansımalarını Avrupa'da da Asya'da da çok net göreceğiz. Çünkü Babülmendep üzerinden bu bölgelere taşınan ciddi miktarda enerji söz konusu.

Dolayısıyla Babülmendep'te güvenli geçiş alanı tamamen ortadan kalkarsa, başta sigortacılık olmak üzere burada fiyatlandırmaların değişeceğini söyleyebiliriz. Sigorta piyasası da bu süreçte çok önemli aktörlerden biri haline geliyor.

Temmuz itibarıyla yeniden başlayan savaş sürecinde, savaşın getirdiği ek riskler ve yeni sorunlar nedeniyle gemilerin değerlerinde veya bu güzergâhtan geçecek gemiler için talep edilen fiyatlandırmalarda yaklaşık yüzde 10 civarında bir artış ortaya çıktığını görüyoruz.

Bir diğer konu da özellikle Kızıldeniz'deki gelişmeler. Burada özellikle Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını dikkate almak gerekiyor. Çünkü burada sadece bir geçiş güzergâhından bahsetmiyoruz. Aynı zamanda küresel sistem içerisindeki enerji altyapılarını hedef almış oluyorsunuz. Enerjinin arzı, geçişi ve küresel sisteme kazandırılması engellenmiş oluyor.

Askeri olarak açık görünen boğazlar ticari olarak kapalı hale geliyor. Hukuken açık görünen güzergâhlar ise sistemsel olarak kullanılamaz hale gelebiliyor.

Dolayısıyla bu durum Brent petrol fiyatları üzerindeki baskıyı artıracak ve petrol fiyatlarının 120 doların üzerine çıkabileceği bir tabloyu da gündeme getirebilecektir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde enerji piyasalarını yalnızca petrol arzı açısından değil, boğazların güvenliği, sigorta maliyetleri ve küresel ticaret güzergâhları açısından birlikte değerlendirmek gerekiyor.

2- ABD’de petrol ve akaryakıt fiyatlarının yükselmesi, Trump yönetimini ve Cumhuriyetçileri Kongre ara seçimlerinde nasıl etkileyebilir? Benzin fiyatlarındaki artışın Amerikalı tüketiciler üzerindeki baskısı, Trump yönetimi açısından siyasi bir zayıflık noktasına dönüşebilir mi ve ABD’nin çatışmayı sürdürme konusundaki hesaplarını değiştirebilir mi?

Belki dikkat etmemiz gereken sorunlardan bir tanesi de Amerika Birleşik Devletleri'nin bu süreçten nasıl etkileneceği. Malum, kasım ayında seçimler olacak. Bu seçim sürecinde en çok dikkat çeken başlıklardan biri, Amerika'da seçmenin ekonomik durumuna, yani tabiriyle “cüzdan siyasetine” bakması.

Çünkü günün sonunda seçmen, cüzdanında ne kadar para kaldığına bakıyor. 28 Şubat 2026'dan bu yana yaşanan süreçte Amerika açısından en büyük sorunlardan biri de söylemsel çelişkinin ve buna bağlı olarak güven kaybının artması. Trump, başkan olmadan önce ekonomiyi düzelteceğine yönelik önemli vaatlerde bulundu. Ancak bugün ortaya çıkan tablo, bu yaklaşımın tersine döndüğünü gösteriyor.

Trump yönetimi küresel sisteme barış getiremediği gibi, Amerika Birleşik Devletleri'nde de enerji piyasalarının istikrara kavuştuğu veya ekonomik sorunların çözüldüğü bir alan ortaya koyamıyor.

Bu açıdan baktığımızda, seçim sürecinde Amerikan seçmeninin tercihlerini değiştirebileceği bir tabloyla karşı karşıyayız. Çünkü Trump yönetimi açısından siyasi anlamda en önemli zayıflık noktalarından birini benzin fiyatları oluşturuyor. Bir yandan savaşın sorumluluğu Trump ve yönetimine yükleniyor, diğer yandan artan fiyatlar ve ekonomik sorunlar devam ediyor. Buna Amerikan askerlerinin yaşadığı can kayıpları da eklendiğinde, savaşın sürdürülmesi Trump yönetimi açısından yalnızca jeopolitik bir hesap olmaktan çıkıyor; doğrudan seçmenin geleceği ve yaşam koşulları üzerinden değerlendirilen bir mesele haline geliyor.

Ancak coğrafyaya baktığımızda, her geçen gün artan sivil can kayıpları ve sivil altyapıların hedef alınması da küresel ve bölgesel ölçekte çok ciddi baskılar ve sorunlar ortaya çıkarıyor.

Şunu net olarak söylemek gerekiyor: Sivil can kayıplarının yaşandığı hiçbir savaşın kazananı yoktur. Tarih bunun üzerine kuruludur. Her savaş, günün sonunda diplomatik bir çözümle bitmediği takdirde daha fazla can kaybına yol açıyor. Amerika ile İran arasındaki görüşmelerin dondurulmasıyla birlikte de bunu görmeye başladık.

Diplomatik çözüm ve gerilimi düşürme yönünde bir sonuç ortaya çıkmıyor. Aksine enerji yaptırımları ve askeri baskı, maalesef daha büyük sorunları beraberinde getiriyor. Bir yandan da dış yardımlar ve bölgedeki Amerikan askeri varlığı yeniden sorgulanır hale geliyor.

Bununla birlikte Amerika Birleşik Devletleri'ndeki dış yardımlar söz konusu olduğunda akla gelen en önemli başlıklardan biri İsrail. İsrail'in bölgedeki istikrarsızlaştırıcı yaklaşımları ve Amerika'nın İsrail'e yönelik yardımlarının devam edip etmeyeceği sorusu, Amerikan kamuoyunda giderek daha fazla tartışılıyor.

Özellikle son iki yılda Amerikan seçmeninin İsrail ve Filistin konusundaki yaklaşımının önemli ölçüde değişmeye başladığını görüyoruz. Filistin halkını destekleyen ve Gazze'de yaşananların yanlış olduğunu açıkça ifade eden daha güçlü bir Amerikan kamuoyu oluştu. Bu son derece değerli.

Çünkü Amerikan toplumunun farklı kesimleri, İsrail'in politikalarının ve Siyonist hareketin faaliyetlerinin nihayetinde hem Amerika'ya hem de küresel sisteme ne kadar zarar verdiğini tartışmaya başladı. Üniversitelerden kamusal alanlara kadar toplumun farklı kesimlerinde bu vicdani çağrıları görüyoruz.

Bu açıdan, jeopolitik krizler karşısında Amerikan seçmeninin daha esnek bir tutum alıp almayacağı önemli bir soru. Ancak önümüzdeki dönemde bunun daha fazla tartışılacağını düşünüyorum.

Dolayısıyla Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının yanı sıra Suudi Arabistan'ın da çatışümanın içerisine daha fazla dahil olması, önümüzdeki dönemde çok daha büyük ekonomik, siyasi ve güvenlik sorunlarını beraberinde getirebilir.

3- İran Hürmüz Boğazı’nı, Yemen’deki güçler de Babülmendep Boğazı’nı uzun süre kontrol altında tutabilir veya geçişi kısıtlayabilirse, bölgede ekonomik güç dengelerinin değiştiğine tanık olur muyuz? Özellikle ABD ve müttefikleri, bu iki güzergâh yeniden açılmadan İran ve Yemen üzerindeki askeri baskıyı aynı anda sürdürebilir ve küresel enerji piyasalarında yaşanabilecek sert fiyat artışını önleyebilir mi?

İran'ın Hürmüz Boğazı'nı ve Yemen eksenini ekonomik güç baskısına veya yaptırımlara karşı bir duruş alanı haline getirip getirmediği de önemli bir soru. Buradaki temel konu, artık bölgesel ve küresel güç mücadelesinin nasıl değiştiğini görmek.

İran, enerjiyi çok net bir şekilde önemli bir araç olarak kullandı ve kullanmaya devam ediyor. Fakat Hürmüz'ün kapatılmasıyla birlikte Körfez aktörlerinin hem enerjilerini satabilecekleri alanlar hem de sahip oldukları enerjiyi küresel sisteme arz-talep dengesi içerisinde dahil etmeleri ciddi biçimde sınırlandı.

İran ilk aşamada, “Amerikan üslerinin bulunduğu bölgelere saldıracağız” mesajı verdi. Ancak süreç sadece Amerikan üslerine yönelik saldırılarla sınırlı kalmadı. Eş zamanlı olarak bölgedeki enerji altyapıları da hedef alınmaya başlandı. Asıl kırılganlık da burada ortaya çıktı.

Amerika'nın temel yaklaşımı başlangıçta bir Venezuela örneğiyle benzer bir sonuç elde edebileceği yönündeydi. Ancak Venezuela örneğinde olduğu gibi bir tablo ortaya çıkmadı. Aksine, bölge içerisinde İran'ın Amerika'ya karşı konumu çok daha fazla değişti. Şubat 2026'dan bu yana 150 günü aşan savaş sürecinde İran'ın geri adım atmadığını gördük. Bu son derece dikkat çekici.

Dolayısıyla bölgesel denklemde ve jeopolitik güç yaklaşımında tamamen değişen bir tabloyla karşı karşıyayız. Ancak Amerika ve İsrail'in askeri baskıyı ne kadar sürdürebileceğini ve bu askeri baskının sınırlarının nereye kadar uzandığını da çok dikkatli okumamız gerekiyor.

Amerika açısından son derece yüksek maliyetlerden bahsediyoruz. Deniz kuvvetlerinin kullanıldığı ve Amerikan askeri varlığının yoğun olduğu bir coğrafyadan söz ediyoruz. Bölgede yaklaşık 50 bin Amerikan askerinden bahsediliyor. Burada bir güç asimetrisi oluşturma çabası var. Ancak buna karşılık İran'ın bölgedeki, özellikle de küresel enerji piyasaları üzerindeki etkilerine baktığımızda çok daha farklı bir tablo ortaya çıkıyor.

Kısacası bugün karşımızdaki temel tablo, bölgede sadece üç aktörün karşı karşıya geldiği bir savaş süreci değil. Lübnan ve Gazze'yi de bu tabloyla birlikte okumamız gerekiyor. Aynı zamanda bir arabuluculuk masasının yeniden kurulmasına ihtiyaç var.

Bütün bunların yanında bu savaşın 8 milyar insan üzerinde oluşturduğu baskı ve etkileri de göz ardı edilmemeli. Ve elbette en önemli başlıklardan biri sivil can kayıpları. Çünkü sivil can kayıplarının yaşandığı hiçbir savaşın kazananı yoktur.

Maalesef bugün hâlâ arabuluculuk girişimlerinin rafa kaldırıldığı bir süreci üzüntüyle takip ediyoruz. Bu nedenle enerji piyasaları ve seçimlerle ilgili süreçler elbette son derece önemli. Ancak öncelikli olarak yapılması gereken, sivil can kayıplarının önlenmesi ve bu savaşın diplomatik yollarla sona erdirilmesidir.

News ID 1937952

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha