Hürmüz Boğazı meselesi artık yalnızca bir isim tartışmasından ibaret değil. Donald Trump’ın hayal dünyasında bu stratejik su yolunun adını kendi adıyla değiştirmekten söz etmesi ve Bernie Sanders’ın buna karşılık Trump’a “Siz bir başkansınız, deli bir kral değil” diye seslenmesi, tartışmayı farklı bir boyuta taşıdı. Öyle ki Amerikalı bir senatör, ülkesinin başkanını İngiltere tarihinin en tartışmalı krallarından biri olan III. George ile karşılaştırdı.
Sanders, Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın kendi adıyla yeniden adlandırılmasına ilişkin açıklamalarına tepki olarak X sosyal medya platformunda yaptığı paylaşımda şunları söyledi:
“Hayır, Bay Trump. Amerikan halkı Hürmüz Boğazı’na sizin adınızı vermenizi istemiyor. Onlar, galon başına dizel fiyatını 5,69 dolara, benzin fiyatını ise 4,12 dolara çıkaran İran’daki yasa dışı savaşınıza son vermenizi istiyor.”
Ancak Sanders’ın son cümlesi tüm bu açıklamalarından daha dikkat çekiciydi:
“Siz bir başkansınız, deli bir kral değil. Bir başkan gibi davranın.”
Bu ifade sıradan bir siyasi göndermeden ibaret değil. Amerikan tarihinin hafızasında “deli kral” ifadesi, açık bir şekilde İngiltere Kralı III. George’a gönderme yapıyor. III. George, 18. yüzyılda Amerikan kolonilerindeki isyana karşı çıktı ve sonunda Britanya İmparatorluğu tarihinin en önemli yenilgilerinden birinin ardından Amerika Birleşik Devletleri’nin bağımsızlığını kabul etmek zorunda kaldı.
Amerika’daki 13 koloni, Londra’nın politikalarına tepki olarak Britanya ile karşı karşıya geldi. III. George ise tutumundan kolayca geri adım atmaya yanaşmadı. Amerikan bağımsızlığının yalnızca bu kolonilerin ayrılmasıyla sınırlı kalmasından ve Britanya İmparatorluğu’nun diğer bölgelerinin de benzer bir yol izlemesinden endişe ediyordu. Bu nedenle imparatorluğun otoritesini korumak onun için büyük önem taşıyordu.
Ancak savaşın sonucu Londra’nın beklentilerinin tam tersi oldu. Sekiz yıl süren savaş, Britanya’nın yenilgisi ve 1783 yılında Amerika’nın bağımsızlığının tanınmasıyla sona erdi. Sanders’ın Trump’a yönelik göndermesinin anlam kazandığı nokta da tam olarak burasıdır.
Sanders, iki tarihsel görüntü arasında bağlantı kurmaya çalışıyor: Bir yanda askeri güç ve kraliyet otoritesine dayanarak isyanı kontrol edebileceğini düşünen bir kral, diğer yanda ise bugün eleştirmenleri tarafından tehdit, baskı ve güç gösterisine gereğinden fazla başvurmakla suçlanan bir başkan.
Elbette III. George’u yalnızca “deli kral” şeklinde tanımlamak mümkün değil. Gerçekten de hayatının belirli dönemlerinde ağır hastalıklar yaşadı ve bazı dönemlerde olağandışı davranışlar ile ciddi zihinsel karmaşa belirtileri gösterdi. Yaşamının son yıllarında ise sağlık durumu büyük ölçüde kötüleşti ve kamu hayatından fiilen çekildi.
Bununla birlikte saltanatının önemli bir bölümünü aktif şekilde geçirdi. Tarım, sanat, bilim ve müziğe ilgi duyuyordu. Hatta kendisine “Çiftçi George” lakabı da verilmişti.
Bu nedenle günümüzde yapılan karşılaştırma başka bir açıdan da dikkat çekiyor. Amerikalı tarihçi Rick Atkinson, III. George ile Trump’ı karşılaştırırken şu ifadeyi kullandı:
III. George, Trump’ın yanında Abraham Lincoln sayılır. Bu söz, Trump’a yönelik eleştirinin boyutunu açıkça ortaya koyuyor. Atkinson, III. George’un kusursuz bir hükümdar olduğunu söylemiyor. Asıl vurgusu, Amerikan siyasi kültüründe “deli kral” olarak bilinen bir figürün dahi Trump’ın davranışları ve siyasi tarzıyla karşılaştırıldığında oldukça farklı bir profile sahip görünebileceği yönünde.
Bu açıdan bakıldığında Hürmüz Boğazı meselesi de daha büyük bir anlam kazanıyor. Hürmüz Boğazı, dünyanın en önemli enerji geçiş noktalarından biri ve adı, Amerika Birleşik Devletleri’nin ve bugünkü Amerikan siyasi sisteminin ortaya çıkmasından yüzyıllar önce yerleşmiş durumda.
Dolayısıyla bir başkanın bu su yolunun adını kendi adıyla değiştirmeyi gündeme getirmesi, ister sembolik ister siyasi bir tutum olarak ortaya konulsun, Trump’ın eleştirmenleri açısından gücün aşırı biçimde kişiselleştirilmesinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Sanders’ın hedef aldığı nokta tam olarak bu. Sanders’a göre İran’daki savaş ve kriz bölgenin güvenliğini ve küresel ekonomiyi etkilerken, ABD Başkanı’nın önceliği kişisel güç gösterisi yapmak ya da tarihi bir su yoluna kendi adını vermek olmamalı. Sanders’ın bakış açısına göre öncelik savaşı sona erdirmek olmalı; tehditleri sürdürmek, çatışmanın kapsamını genişletmek veya uluslararası bir krizi başkanın güç gösterisine dönüştürmek değil.
Bu eleştiri yalnızca Trump’ın İran politikasına yönelik de değil. Trump’ın eleştirmenleri, onun dış politika anlayışının birçok uluslararası krizde azami baskı, askeri tehdit ve ABD’nin taleplerini güç yoluyla kabul ettirme yaklaşımına dayandığını savunuyor.
Böyle bir yaklaşımın sorunu ise güç gösterisinin her zaman siyasi sonuç elde etmek anlamına gelmemesi.
III. George’un tarihi, Trump’ın eleştirmenlerine tam da bu konuda klasik bir örnek sunuyor: Askeri güç bir krizi belirli bir süre kontrol altında tutabilir; ancak siyasi bir çözüm üretemediği takdirde sonuçta tamamen ters bir sonuç doğurabilir.
III. George, Britanya İmparatorluğu’nu korumak istiyordu; ancak Amerika’yı kaybetti. Şimdi Sanders, Trump’ın da savaş ve tehditlerde ısrar etmek yerine başkanlık makamının sınırlarını dikkate alması gerektiğini söylüyor. Bu nedenle “Siz bir başkansınız, deli bir kral değil” sözünü yalnızca Trump’a yönelik sözlü bir saldırı olarak değerlendirmek doğru olmaz.
Bu ifade aynı zamanda Amerikan siyasi tarihinin temel anlatılarından birine gönderme yapıyor: Amerikan Devrimi, bir kralın merkezileşmiş iktidarına karşı gerçekleşti ve yeni cumhuriyet, yöneticinin gücünün sınırlandırılması fikri üzerine kuruldu.
Aradan yaklaşık 250 yıl geçtikten sonra, Amerikalı bir senatör aynı tarihsel görüntüyü ülkesinin başkanının karşısına koyuyor.
Sanders’ın mesajı açık: ABD Başkanı, ne kadar büyük askeri ve siyasi güce sahip olursa olsun kral değildir. Savaş, tehdit ve güç gösterisi siyasetin ve diplomasinin yerini alırsa tarih, en büyük güçlerin bile sonunda tam olarak istemedikleri sonuçlarla karşılaşabileceğini göstermiştir.
yorumunuz