21 Eyl 2026 12:43

Irak-ABD Savaşından Alınan Ders; İran’ın “Mozaik Savunması” Nedir?

Irak-ABD Savaşından Alınan Ders; İran’ın “Mozaik Savunması” Nedir?

İran’ın “Mozaik Savunması”, tek bir komuta merkezinin hedef alınmasıyla tüm savunma yapısının çökmesini önlemeyi amaçlıyor. Son savaş, bu doktrinin İran’ın savunma kapasitesini korumasını sağlayan başarılı bir savunma modeli olduğunu ortaya koydu.

Mehr Haber Ajansı: 2003 yılında Irak ordusu ABD saldırılarıyla karşı karşıya kaldığında, en büyük sorunlarından biri kuvvetlerin merkezi bir komuta yapısına güçlü biçimde bağlı olmasıydı. Komuta merkezlerinin vurulması ve birlikler arasındaki iletişimin kesilmesiyle Irak’ın savunma koordinasyonu kısa sürede zayıfladı. Ordunun bazı unsurları ise savaşmaya devam etse de bunu koordineli ve bütünlüklü bir şekilde sürdüremedi. ABD güçleri bazı Irak mevzilerini bypass ederek Bağdat’a ilerledi ve Irak ordusunun yeniden toparlanmasına fırsat bırakmadı.

Bu deneyim İran açısından önemli bir ders ortaya koydu: Savunmanın tamamı tek bir merkeze bağlıysa, o merkezin devre dışı bırakılması savunma yapısının büyük bölümünü felç edebilir.

Bu nedenle İran, Irak savaşının ardından ve ABD’nin Afganistan deneyimini de dikkate alarak savunma yapısını zaman içinde daha dağınık ve merkezi olmayan bir komuta anlayışına yöneltti. Devrim Muhafızları, 2005 yılında “mozaik savunma” anlayışını doktrinine dahil etti. Daha sonraki süreçte ise komuta yapısı 31 bölgesel komutanlık şeklinde yeniden düzenlendi.

Mozaik savunma ne anlama geliyor?

Adı karmaşık görünse de bu doktrinin temel mantığı oldukça basit: Savunmanın tek bir merkezi olmamalı; o merkez vurulduğunda bütün sistem aynı anda durmamalı.

Bu modelde her bölge, savunmanın belirli bir bölümünden sorumlu oluyor ve merkezle iletişim kesilse bile önceden belirlenmiş görevler doğrultusunda faaliyet gösterebiliyor. Böylece bir komuta merkezi ya da askeri üs devre dışı bırakılsa bile bütün savunma ağı aynı anda çökmüyor.

Eyalet bazında örgütlenen Devrim Muhafızları, yerel güçlere ve daha küçük, dağınık birliklere verilen rol de bu anlayışın parçaları arasında yer alıyor.

İran aynı zamanda füze, İHA ve diğer askeri kapasitesini mümkün olduğunca farklı noktalara ve yer altı tesislerine dağıtmaya çalışıyor. İran’ın füze kapasitesi üzerine yapılan çalışmalar, füze ve fırlatıcıların hayatta kalma kabiliyetini artırmak amacıyla yer altı tünellerinden yararlanıldığını ortaya koyuyor.

Başka bir ifadeyle, bir füze üssünün vurulması İran’ın bütün füze kapasitesinin ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Bir bölüm imha edilse bile başka bölgelerdeki unsurlar faaliyetlerini sürdürebiliyor.

Bu anlayış sahada nasıl görülüyor?

Hürmüz Boğazı, bu yaklaşımı anlamak için en somut örneklerden biri. İran burada tek bir silaha ya da tek bir sisteme dayanmıyor. Gemisavar füzeleri, deniz mayınları, sürat tekneleri, İHA’lar ve diğer deniz unsurları birlikte kullanılıyor.

Dolayısıyla karşı tarafın karşısında, tek bir hedefi imha ederek ortadan kaldırabileceği tekil bir tehdit bulunmuyor. Farklı unsurların aynı anda devreye girebildiği çok katmanlı bir yapı söz konusu.

Bu modelde her bölge, savunmanın belirli bir bölümünden sorumlu oluyor ve merkezle iletişim kesilse bile önceden belirlenmiş görevler doğrultusunda faaliyet gösterebiliyor. Böylece bir komuta merkezi ya da askeri üs devre dışı bırakılsa bile bütün savunma ağı aynı anda çökmüyor. Eyalet bazında örgütlenen Devrim Muhafızları, yerel güçlere ve daha küçük, dağınık birliklere verilen rol de bu anlayışın parçaları arasında yer alıyor.

Bu çeşitlilik, böyle bir savunma ağıyla mücadeleyi daha karmaşık hale getiriyor. Son savaş sırasında Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinde yaşanan ciddi düşüş de çok katmanlı bir tehdidin, su yolunun tamamını kontrol etmeden dahi deniz taşımacılığını ve karşı tarafın hesaplarını etkileyebileceğini gösterdi.

Ancak Hürmüz yalnızca bir örnek. Aynı mantık İran’ın füze ve İHA kapasitesinde de görülüyor. Belirleyici olan tek bir nokta ya da sistem yerine, farklı kapasitelere sahip unsurların birlikte oluşturduğu ağdır. Bu nedenle ağın bir bölümünün vurulması, diğer bölümlerin faaliyetlerini otomatik olarak durdurmuyor.

Son savaş: Mozaik savunmanın gerçek sınavı

Mozaik savunma anlayışı, son savaştan önce uzun yıllar boyunca bölgedeki savaşlardan çıkarılan dersler doğrultusunda şekillenen bir askeri doktrindi. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşı ise bu doktrinin sahada nasıl işlediğini görmek açısından gerçek bir sınama ortaya çıkardı.

Savaşın ilk günlerinde İran’ın komuta ve askeri yapısının bazı unsurları ağır saldırıların hedefi oldu ve üst düzey komutanların bir bölümü şrhit edildi. Buna rağmen, analizlerde İran’ın merkezi olmayan komuta yapılarının devreye girdiği ve bölgesel unsurların faaliyetlerini sürdürdüğü belirtildi. Aynı süreçte İran’ın füze ve İHA saldırıları da devam etti.

Bu durum, İran’ın savunma yapısının savaşta zarar görmediği anlamına gelmiyor. Aksine, son savaş dağınık bir yapının dahi ağır kayıplar yaşayabileceğini gösterdi.

Ancak burada önemli nokta şu: Ağın bir bölümünün devre dışı kalması, bütün ağın aynı anda çalışamaz hale gelmesi anlamına gelmiyor.

Irak’tan İran’a

Bu yaklaşımı tek cümleyle özetlemek gerekirse, Irak deneyimi ile İran’ın benimsediği model arasındaki temel fark burada ortaya çıkıyor:

Merkezi bir yapıda merkez vurulduğunda bütün ağ ağır şekilde etkilenebilir. Mozaik savunmada ise her bölümün, diğer bölümler zarar görse bile faaliyetlerini sürdürebilecek kapasite ve yetkiye sahip olması hedefleniyor.

Bu nedenle füze sistemleri, İHA’lar, eyalet Devrim Muhafızları, yerel güçler ve Hürmüz Boğazı’ndaki çok katmanlı savunma düzenini birbirinden bağımsız unsurlar olarak değerlendirmemek gerekiyor.

Bunların tamamı daha geniş bir anlayışın parçaları: Savunma kapasitesini farklı noktalara dağıtmak ve ağır bir saldırının kısa sürede bütün savunma yapısının çökmesine dönüşmesini engellemek.

İran’ın savaşta ağır saldırılara maruz kalmasına rağmen askeri faaliyetlerini sürdürebilmesi, bu doktrinin sahadaki uygulamasına dair önemli bir örnek oluşturdu. Bu çerçevede, karşı tarafın İran’ın savunma yapısına yönelik saldırıları ciddi hasar yaratmış olsa da savaşın genel seyri, yalnızca merkezi unsurların hedef alınmasının İran’ın bütün savunma kapasitesini ortadan kaldırmaya yetmediğini gösterdi.

Düşmanların İran’a karşı yürüttüğü savaşta stratejik bir hedefe ulaşamaması göz önüne alındığında, İran’ın savunma doktrininin başarılı olduğu sonucuna varılabilir.

News ID 1938671

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha