Son yıllarda, ABD'nin İran'a yönelik tekrarlanan tehditleri, Washington'ın siyasi söyleminin en tutarlı bileşenlerinden biri haline geldi; bu söylem bazen kapsamlı yaptırımlarla, bazen de bölgede askeri güç gösterisiyle birlikte sunuluyor. Ancak bu yaklaşımın stratejik sonuçları daha az dikkate alınıyor. Bu tehditlere devam ederek, Amerika fiilen zorlu, çok katmanlı ve karmaşık bir oyuna giriyor; kuralları yalnızca teknolojik üstünlük veya klasik askeri güçle belirlenemeyen bir oyun.
Tahran ve Washington arasındaki kırk yıllık gerginlik, İran'ı savunma ve güvenlik yapısını klasik savaşlar temelinde değil, asimetrik caydırıcılık temelinde kurmuş bir ülke haline getirdi. Bu model, yoğun tarihsel deneyimlerin, uzun süreli yaptırımların ve sürekli dış baskıya maruz kalmanın ürünüdür. Bu bağlamda, İran, herhangi bir doğrudan çatışmanın maliyetini, saldırı kararını riskli ve maliyetli bir seçim haline getirecek seviyeye çıkarmaya çalıştı.
Son 12 günlük savaşta İran, sadece pasif bir aktör olmadığını veya sembolik tepkilerle sınırlı kalmadığını gösterdi. Tahran'ın hızlı, koordineli ve çok katmanlı tepkileri, operasyonel yeteneklerinin sadece korunmakla kalmayıp bazı alanlarda geliştirildiğini de ortaya koydu. Bu deneyimi önemli kılan şey sadece operasyon sayısı veya silah çeşitliliği değil; hızlı karar verme, savaş alanını yönetme ve düşman savunmasını aşma yeteneğinin gösterilmesidir. Bu deneyim, İran'ın geleneksel modellerin ötesine geçen bir çerçevede düşündüğünü ve hareket ettiğini göstermiştir.
Amerika Birleşik Devletleri büyük bir askeri güç olmaya devam ediyor; ancak sorun şu ki, İran ile olası bir çatışma klasik, sınırlı bir savaş olmayacak. Bölgenin coğrafyası, Batı Asya'nın güvenlik karmaşıklıkları, İran çevresindeki çok sayıda Amerikan üssünün varlığı ve Tahran'ın geniş bölgesel müttefik ağı, denklemi karmaşıklaştırıyor. Böyle bir ortamda, herhangi bir askeri eylem, kontrol altına alınması zor olan bir dizi karşı tepkiyi tetikleyebilir.
İran'ın savunma stratejisinin en önemli özelliklerinden biri, daha düşük maliyetle daha büyük bir tehdit yaratmayı amaçlayan asimetrik caydırıcılığa dayanmasıdır. Bu kavram sadece askeri araçlarla sınırlı olmayıp, füze gücü, deniz gücü, elektronik savaş, insansız hava araçları ve bölgesel bağlantılar ağının bir kombinasyonunu da kapsamaktadır. Bu stratejinin mesajı açıktır: herhangi bir saldırı cevapsız kalmayacak ve yanıt mutlaka aynı seviye ve coğrafyayla sınırlı kalmayacaktır.
Washington'ın tekrarlanan tehditleri aslında bir irade testidir; ancak sonuçları önceden tahmin edilemez. Önceki deneyimler, İran'ın dış baskı karşısında aceleyle geri çekilmek yerine caydırıcılık yeteneklerini artırmaya yöneldiğini göstermiştir. Stratejik bir bakış açısıyla, tehditler arttıkça, savunma araçlarını geliştirme teşviki de artar. Bu döngü, kaçılması zor istenmeyen bir rekabete yol açabilir.
Bir diğer önemli nokta ise "savaşı sona erdirmek" meselesidir. Askeri çatışmaların tarihi, bir savaş başlatmanın mutlaka savaşın gidişatı ve sonucu üzerinde tam kontrol anlamına gelmediğini göstermektedir. Son on yıllarda birçok büyük güç, kısa ve kesin sonuç vereceğini düşündükleri savaşlara girdi, ancak pratikte uzun vadeli yıpranmayla karşılaştı. İran ile olası bir çatışma senaryosunda, Washington'ın savaşı başlatması ancak zamanını ve bitiş koşullarını belirleyememesi riski vardır.
Bir diğer önemli nokta ise "savaşı sona erdirmek" meselesidir. Askeri çatışmaların tarihi, bir savaş başlatmanın mutlaka savaşın gidişatı ve sonucu üzerinde tam kontrol anlamına gelmediğini göstermektedir.
İran, kırk yılı aşkın süredir çeşitli senaryolara hazırlanıyor. Savunma yapısı, kriz durumlarında sürdürülebilirlik ilkesine dayanmaktadır; yani, ilk saldırı durumunda bile yanıt verme kapasitesini korumak. Bu tür bir yapı genellikle tesislerin dağıtılmasını, savunmanın katmanlandırılmasını ve çeşitli bölgelerde inisiyatife dayanmayı içerir. Bu yaklaşım, karşı taraf için sürpriz olasılığını artırır; çünkü tüm yetenekler görünür değildir ve bazı yetenekler kullanım anına kadar gizli kalır.
Öte yandan, bölgesel ortam da son derece hassas ve kırılgandır. Herhangi bir büyük ölçekli çatışma, enerji güvenliğini, nakliye yollarını ve küresel ekonomik istikrarı etkileyebilir. Bu tür durumlarda, Amerika'nın müttefikleri de maliyetli ve belirsiz bir savaşa girmekten çekinebilirler. Bu da Washington'ın karar alma kapsamını daha da sınırlandırır.
Güç dengesinin gerçek anlamda anlaşılmadan yapılan sözlü tehditler, yanlış hesaplamalara yol açabilir. Böyle bir ortamda en büyük tehlike yanlış hesaplamadır; yani bir tarafın diğer tarafın karşılık verme iradesine veya yeteneğine sahip olmadığını varsaydığı an. Geçmiş deneyimler, İran'ın kritik noktalarda bazı Batılı analistlerin beklentilerinin ötesinde yanıt verdiğini göstermiştir. Bu durum caydırıcılık denklemini daha da karmaşık hale getirmektedir.
Herhangi bir saldırı durumunda, Amerika Birleşik Devletleri çok ağır yanıtlar için hazırlıklı olmalıdır; bu yanıtlar tek bir cephe veya tek bir seviyeyle sınırlı olmayabilir. Yanıt yelpazesi, askeri araçlardan dolaylı bölgesel baskılara kadar uzanabilir. Böyle bir senaryo, özellikle Amerikan kamuoyunun uzun süreli savaşlara karşı hassaslaştığı bir durumda, Washington için önemli siyasi ve ekonomik maliyetler doğuracaktır.
Yıllar boyunca İran, aktif caydırıcılığın yanı sıra "stratejik sabır" kavramını da benimsemiştir; bu, yanıtın zamanlamasının ve biçiminin mutlaka diğer tarafın beklentilerine göre belirlenmediği anlamına gelir. Bu özellik, öngörülebilirliği azaltır ve belirsizlik ortamını artırır; Herhangi bir büyük askeri güç için zorlu bir atmosfer.
Son olarak, gücün sadece ekipman miktarı veya askeri bütçe meselesi olmadığını; aynı zamanda irade, psikolojik hazırlık, iç uyum ve çevre bilgisine de dayandığını belirtmek gerekir. İran, savaş başlatmayı hedeflemediğini, ancak bir saldırıya kararlı bir şekilde karşılık vereceğini defalarca vurguladı. Bu duruş, caydırıcılık ve uyarının birleşimidir; karşı tarafın yanlış hesaplama yapmasını önlemeyi amaçlayan bir mesajdır.
Eğer Washington tekrarlanan tehditler ve askeri baskı yolunda ısrar etmeye devam ederse, aslında çıkması kolay olmayacak bir oyuna girecektir. Bir çatışma başlatmak mümkün olabilir, ancak sonunun başlatanın istediği gibi olacağının garantisi yoktur. Batı Asya gibi karmaşık bir bölgede, bir kıvılcım öngörülemeyen gelişmeler zincirine yol açabilir.
İran, kırk yılı aşkın süredir çeşitli senaryoları inceliyor ve planlıyor. Yeteneklerinin önemli bir kısmı mutlaka açık değildir, bu da sürpriz unsurunu herhangi bir potansiyel çatışmanın ciddi bir bileşeni haline getirir. Bu gibi durumlarda, stratejik rasyonellik, tehdit diline güvenmek yerine, diplomasi ve gerilim yönetimi yolunun önceliklendirilmesini gerektirir. Aksi takdirde, Amerika, sınırlı ve kontrol edilebilir olduğunu düşündüğü bir savaşın içine çekilebilir; bu savaş giderek karmaşık ve çok boyutlu bir sahneye dönüşebilir; Washington'ın başlatabileceği ancak mutlaka sonlandıramayacağı bir savaş olabilir.

yorumunuz