14 Nis 2026 15:28

İranlı siyasetçi: İran müzakerelere üstün konumda girdi

İranlı siyasetçi: İran müzakerelere üstün konumda girdi

İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi Genel Sekreter Yardımcısı ve İran Dışişleri Bakanlığı eski Sözcüsü Seyyid Abbas Musevi "İran müzakerelere üstün konumda girdi; ABD ulusal çıkarlarını Siyonist rejimin çıkarlarından ayırmalı"dedi.

40 gün süren kapsamlı savaşın ardından ateşkes aşamasına gelinmesi sonrasında, Pakistan’ın başkenti İslamabad’da İran ve ABD heyetleri arasında sonuçsuz kalan görüşmelere tanık olduk. Bölge ülkeleri ve Pakistanlı yetkililer görüşmelerin devam etmesi için çaba gösterse de uzmanlara göre Tahran‑Washington görüşmelerindeki çıkmazın temel nedeni Amerikan tarafının aşırı talepleri.

Bu bağlamda İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi Genel Sekreter Yardımcısı ve İran Dışişleri Bakanlığı eski Sözcüsü Seyyid Abbas Musevi ile bir röportaj gerçekleştirdik.

İki haftalık ateşkesin uzatılması konusunda henüz bir anlaşmaya varılmamışken ve uzatmanın müzakerelerde ilerleme sağlanmasına bağlı olduğu açıklanmışken, İslamabad görüşmelerinin de sonuçsuz kalması ışığında bu ateşkesi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ateşkes, hem iç hem de dış kamuoyunda ve sahada abartısız şekilde üstünlüğün İran İslam Cumhuriyeti’nde olduğu bir dönemde gerçekleşti. Biz, savaşın en yoğun anlarında bile diyalog ve etkileşime açık olduğumuzu gösterdik. Daha önceki iki müzakere turunda da İran saldırı altındayken bile görüşmeleri terk etmemiştik. Bu turda da sahada üstün konumda olmamıza rağmen, iyi niyetle ve elbette kendi belirlediğimiz şartlar çerçevesinde diyaloga hazır olduğumuzu yeniden ilan ettik.

İslamabad görüşmeleri konusunda, başta Türkiye, Umman, Suudi Arabistan, Katar, Mısır ve Pakistan olmak üzere süreci kolaylaştıran tüm ülkelere teşekkür ediyoruz. Biz müzakerelere iyi niyetle, ancak geçmiş deneyimleri göz önünde bulundurarak girdik. Bana göre bu görüşmeler “başarısız” olmadı; yalnızca bu aşamada “sonuçlanmadı”. Bunun temel nedeni Amerikan tarafının yanlış varsayımları ve aşırı talepleriydi. Amerikalılar tek taraflı bir anlayışı dayatabileceklerini düşündüler; oysa bu düşünce tamamen yanlıştı.

İran İslam Cumhuriyeti haklarından geri adım atmaya veya teslim olmaya eğilimli olsaydı, son 47 yılda ABD karşısında bu şekilde durmazdı. Savaşın son günlerinde Amerikan donanma gemilerini nasıl vurduğumuzu ve geri püskürttüğümüzü, F‑35 dâhil modern uçakları hedef aldığımızı, İsfahan’daki özel operasyonlarını engellediğimizi ve onlara önemli kayıplar verdirdiğimizi gördünüz. Ayrıca stratejik Hürmüz Boğazı’nın kontrolü de güçlerimizin elindedir. Tüm bu unsurlar bize sahada üstünlük sağladı. Müzakerelere de bu üstün konumla girdik; ancak müzakerelerden beklentimiz, Amerikalıların öne sürdüğü şeylerden oldukça farklıydı.

Dün Mogherini önemli bir noktaya değindi: Nükleer anlaşmaya (JCPOA) ulaşmak için 12 yıl müzakere ve hazırlık gerekti. Ancak Amerikalılar 21 saat içinde anlaşmaya varabileceklerini düşündüler. Bu yaklaşım baştan itibaren yanlıştı. Mevcut ateşkes kırılgan; ancak Amerika’nın aşırı talepleri bir kenara bırakılırsa kalan birkaç gün içinde belirli bir anlaşma çerçevesine ulaşmak mümkündür. Ben iyimser ama gerçekçi bir diplomatım.

Müzakere sürecindeki temel zorluklar nelerdir ve bunların aşılması için bir çözüm var mı?

Amerikalıların bir anlaşmaya varabilmesi için iki şey yapması gerekiyor:

Birincisi, bağımsız karar almalı, İran ile yürütülen müzakerelerde Siyonist rejimin baskılarını denklemin dışına çıkarmalı ve kendi ulusal çıkarlarını öncelik haline getirmelidir.

İkincisi ise arabulucularla daha önce üzerinde mutabakata varılan çerçeveleri kabul etmeli ve süreç ortasında tutumlarını değiştirmemelidir.

İran‑ABD ilişkilerinin 47 yıllık tarihi, ABD’nin yaptığı yanlış hesaplamalarla doludur. Bu durum iki ülke arasındaki ilişkileri zor, son derece gergin hale getirmiş ve nihayetinde savaşa kadar götürmüştür.

Amerikalılar yıllarca “tüm seçenekler masada” diyerek askeri seçeneğin de gündemde olduğunu göstermek istediler ve sonunda bunu da kullandılar. Ancak sonuç ortada: Biz de zarar gördük ve önemli isimleri İslam Devrimi’nin Lideri dâhi kaybettik; fakat ABD ve İsrail’in görkemi sarsıldı ve askeri açıdan kayda değer bir kazanım elde edemediler. Son oklarını, yani doğrudan askeri saldırıyı kullandılar ama başarılı olamadılar. 40 gün süren şiddetli direnişin ardından ağır darbeler aldılar ve prestijleri de zarar gördü.

ABD iyi niyetliyse iki adım atmalıdır:

Ulusal çıkarlarını Siyonist rejimin çıkarlarının önüne koymalıdır. Arabulucular tarafından ortaya konan ve üzerinde uzlaşılan çerçeveyi kabul etmelidir. Bu çerçeve Yemen, Irak ve Lübnan’daki dostlarımız ve müttefiklerimizle ilgili konuları da kapsamakta ve kapsamlı bir anlaşmanın parçası olarak değerlendirilmelidir.

Uranyum ve zenginleştirme gibi teknik konular karşı tarafla defalarca gündeme getirildi; çözümler önerildi ve onlar da bunları kabul etti. İran İslam Cumhuriyeti, zenginleştirme hakkı gibi temel haklarından vazgeçmek için bunca bedel ödemedi. Bu hakkın kapsamı veya biçimi hakkında görüşmeler olabilir, ancak tamamen ortadan kaldırılması asla kabul edilemez ve İran halkı buna izin vermez.

Müzakereler sürerken Amerikalıların davranışları özellikle Sayın Trump’ın sürekli tehditleri profesyonel değildir ve kabul edilemez. Sürekli tehdit içeren tweetler atması ve röportajlar vermesi bir blog yazarı ya da sosyal medya fenomeni gibi bir görüntü yaratıyor ve bu durum onun güvenilirliğine zarar veriyor. İran İslam Cumhuriyeti bu tehditleri tek bir hamleyle etkisiz hale getirebilir. Amerikalıların akıllıca davranması ve özellikle son 40 günde yaşananlardan ders çıkarması daha iyi olacaktır.

ABD, ulusal çıkarlarını Siyonist rejimin çıkarlarından ayırmalı ve üzerinde uzlaşılan çerçeveyi kabul etmelidir. Bu durumda kalan kısa süre içinde bir anlaşmaya varmak tamamen mümkündür.

Kaynak:uwidata.com

News ID 1935982

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha