17 Nis 2026 10:27

Lübnan Ateşkesi: Sahada ve Müzakere Masasında İran'ın Üstünlüğü

Lübnan Ateşkesi: Sahada ve Müzakere Masasında İran'ın Üstünlüğü

Lübnan cephesinde 10 günlük bir ateşkesin başladığını duyuruldu. Lübnan’daki ateşkes, İran’ın şartının büyük ölçüde karşılandığı söylenebilir.

ABD Başkanı Donald Trump, dün Lübnan cephesinde 10 günlük bir ateşkesin başladığını duyurdu. Her ne kadar İsrail rejiminin bu ateşkese nasıl yaklaşacağı henüz net olmasa da, bu konuda dikkat edilmesi gereken önemli noktalar bulunuyor.

Trump’ın ateşkes duyurusu, belirli bir siyasi anlatıyı oluşturma çabası olarak görülebilir; öyle bir anlatı ki, ABD ve bizzat Trump “barışın arabulucusu” olarak sahneye çıkıyor ve özellikle Lübnan direnişi ile İran’ın rolü arka plana itiliyor. Oysa bu ateşkesin gerçek nedeni, açıklamanın kendisinde değil, son dönemdeki gelişmelerin seyrinde saklıdır. Bu süreç, ateşkesin Washington’un iradesiyle değil, sahada oluşan zorlayıcı bir dengeyle ortaya çıktığını gösteriyor.

Öncelikle, Güney Lübnan’daki çatışmanın gerçek mahiyetine dikkat etmek gerekir. Bazı anlatılarda iddia edildiğinin aksine, bu çatışma esasen Lübnan devleti ile İsrail rejimi arasında değil; Hizbullah merkezli direniş ile İsrail ordusu arasında yaşanıyor. Lübnan devleti bu denklemin belirleyici bir aktörü değil; çoğu zaman izleyici ya da en iyi ihtimalle ikincil bir unsur konumunda. Bu nedenle ateşkesi “Lübnan devleti ile yapılan bir anlaşma” gibi göstermek, bilinçli bir gerçeklik kaydırmasıdır.

Bu kaydırmanın iki işlevi vardır. Birincisi, ABD ve İsrail, gerçek muhataplarının güçlü bir devlet dışı aktör olduğunu kabul etmemek için hükümetin rolünü öne çıkarmaya çalışıyor. İkincisi, bu anlatı, Lübnan içinde devlet direniş kamuoyu arasında görüş ayrılıkları oluşturarak iç gerilim üretme aracı olarak kullanılabilir.

Asıl soru ise şudur: Haftalar süren saldırılar ve her türlü ateşkesi reddedişten sonra İsrail’i böyle bir ara vermeye zorlayan şey neydi? Bunun yanıtı sahadaki güç dengelerinin değişiminde yatıyor. Son 40 günü aşkın sürede İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik yoğun saldırıları, ilan ettiği hedefleri gerçekleştirmediği gibi, güvenlik ve askerî maliyetlerini artırdı. Direniş, aktif bir caydırıcılık düzeyi koruyarak çatışmanın sürmesinin İsrail için giderek maliyetli olduğu bir denge oluşturdu.

Bu şartlarda ateşkes, gönüllü bir tercih değil, zorunlu bir adım haline geldi. Trump’ın “ateşkesin başladığını” duyurması, gerçekte karmaşık bir baskı ve direnç sürecinin sonucunu, Washington’da alınmış basit bir siyasi karar gibi sunmaya yöneliktir.

Ateşkesin önemli bir boyutu da İran ile ABD arasındaki müzakere süreciyle bağlantısıdır. Son haftalarda İran’ın müzakerelerdeki temel şartlarından biri, ateşkesin Lübnan cephesine de genişletilmesiydi. Bu şart, İran’ın sahayı ve diplomasi masasını birlikte yöneten genel stratejisinin parçasıdır. Başka bir deyişle, İran masada ilerleme sağlanamayacağını, sahadaki gerilimin azaltılmasına bağlamıştı. İsrailli “i24” kanalı da İran’ın Lübnan ateşkesini ABD’ye kabul ettirdiğini yazdı. Kırk günlük savaşta İran’ın gösterdiği güç, bugün dünyanın pek çok medya kuruluşunun Tahran’ın Washington karşısındaki belirleyici etkisini konuşmasına yol açtı. Lübnan dosyası da bunu açık şekilde ortaya koydu.

Bugün Lübnan’da ateşkesin ilanıyla, İran’ın şartının büyük ölçüde karşılandığı söylenebilir. Bu da ABD’nin ateşkesi “lütuf” olarak sunmasının gerçeği yansıtmadığını gösteriyor. Ateşkes, ABD’nin verdiği değil; İran ve direniş ekseninin sahadan ve diplomasiden aldığı bir kazanımdır.

Bu durum karşı taraf için kolay kabullenilebilir değildir. Bu nedenle, ABD’nin arabuluculuk rolü ön plana çıkarılarak gelişme, “Washington’un aktif diplomasisinin” sonucu gibi gösterilmeye çalışılıyor. Oysa sahadaki tablo yine aynı noktaya işaret ediyor: güç dengesinin değişimi. İsrail kendisini üstün gördüğü sürece ateşkese ihtiyaç duymuyordu. Ancak maliyetler arttığında ve kesin bir zafer ihtimali belirsizleştiğinde ateşkes mantıklı bir seçenek haline geldi. Bu süreçte ABD’nin rolü belirleyici değil, daha çok kolaylaştırıcı niteliktedir.

Burada önemli olan anlatılar değil, alttaki gerçekliklerdir. Gerçek şu ki, İran ve Hizbullah’ın oluşturduğu caydırıcı denge olmadan bu ateşkes mümkün olmazdı. Bu denge, müzakere masasında değil, sahada oluştu. Direniş, tüm baskılara rağmen konumunu korumayı başardı.

Sonuç olarak, Trump’ın açıklamasını bir “anlatı savaşı”nın parçası olarak değerlendirmek gerekir. Her taraf kendi rolünü öne çıkarmaya çalışır. Ancak analitik açıdan önemli olan, bu anlatıların ötesine geçip gerçek dinamikleri görmekten ibarettir. Bu açıdan, son ateşkesi ABD’nin diplomatik başarısı olarak tanımlamak doğru olmaz. Ateşkes, İran ve direniş ekseninin, karşı tarafa kendi taleplerinin bir bölümünü kabul ettirdiği karmaşık bir baskı, mücadele ve müzakere sürecinin ürünüdür. Bu gerçek görmezden gelindiğinde, yapılan yorumlar kaçınılmaz olarak eksik ve yanıltıcı olacaktır.

News ID 1936038

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha