16 Haz 2026 15:11

İran-ABD mutabakatı: Zafer hayali kuran Trump'ın sahadaki gerçeği kabul etmesi

İran-ABD mutabakatı: Zafer hayali kuran Trump'ın sahadaki gerçeği kabul etmesi

Birçok Batılı analist İran-ABD mutabakatının, Washington hükümetinin eninde sonunda sahadaki gerçekleri kabul ettiğini gösterdiğine inanıyor. 

İran-ABD mutabakatı için imza süreci yaklaşırken, Washington'ın ilan ettiği hedeflere ulaşmadaki stratejik başarısızlığının yeni boyutları ortaya çıkıyor. Donald Trump'ın bölgedeki güç dengesini değiştirme, İran'ı dizginleme ve Ortadoğu güvenlik düzenini yeniden tanımlama sloganıyla başlattığı savaş, şu an Batı medyasının ve analistlerinin bile ABD için stratejik bir yenilgi olarak nitelendirdiği bir noktaya gelmiş durumda.

Trump ve güvenlik ekibi, bu savaşın başlangıcında, bir dizi askeri, ekonomik ve psikolojik baskının İran'ı bölgesel konumlarından geri adım atmaya zorlayabileceğine ve hatta ülkenin siyasi yapısında köklü değişikliklere zemin hazırlayabileceğine inanıyordu. Bu doğrultuda maksimum baskıya başvuran Beyaz Saray, ABD'nin askeri üstünlüğünden yararlanarak kısa sürede Tahran'a istediği şartları kabul ettirebileceğini düşünüyordu.

Ancak sahadaki gelişmeler, Washington'ın ilk hesaplamalarının bölgesel gerçekliklerden oldukça uzak olduğunu giderek daha net bir şekilde gösterdi. Ne ABD'nin ilan ettiği hedefler gerçekleşti ne de savaşın devamı bu ülkeye ağır bedeller ödetti. Artan askeri harcamalar, enerji koridorlarındaki güvensizlik, bölgede yayılan istikrarsızlık ve Batı Asya'daki Amerikan üslerinin savunmasızlığı, zamanla Amerikalı karar vericiler üzerinde baskı oluşturan sonuçlardan bazıları oldu.

The Free Press web sitesinde bu savaşın sonuçlarına dair kapsamlı bir rapor yayınlandı. Raporda her iki tarafın başarılarına ilişkin farklı bir değerlendirme yer alıyor. Raporun yazarı, Washington'ın ilk varsayımlarının aksine, İran'ın siyasi yapısının sadece çökmekle kalmayıp, dış baskılar sonucunda daha da bütünleştiğine inanmaktadır. Rapor, İran yönetim yapısında içsel erozyon ve boşluklar yaratmaya dayalı stratejinin, ABD’nin beklediği sonuçlara yol açmadığını vurgulamaktadır.

Bu analize göre, Amerika'nın başarısızlığının en önemli nedenlerinden biri, İran'ın iç kapasitesini ve Tahran'ın dış baskılara direnmeye devam etme iradesini göz ardı etmesidir. Beyaz Saray, ekonomik ve askeri baskıların İran'ın konumunu zayıflatacağını beklerken, olayların seyri Tahran'ın krizi yöneterek düşmanın maliyetini artırmayı ve bazı alanlarda inisiyatifi elinde tutmayı başardığını göstermiştir.

Öte yandan, savaşın uzaması, ABD’nin ekonomik ve askeri maliyetlerinin önemli ölçüde artmasına neden olmuştur. Bölgedeki askeri varlığın devam etmesi, üslerin güvenliğinin sağlanması, füze ve İHA tehditlerine karşı koyulması ve küresel enerji ticaretinin sürdürülmesi, Washington'a ağır bir mali yük getirdi. Bu durum, Amerikan kamuoyunun savaşa karşı çıkmasına yol açtı.
Batılı analistler, İran’la savaşın en önemli sonuçlarından birinin, Amerikan askeri gücünün sınırlığını ortaya çıkması olduğuna inanıyor. Washington dünyanın en büyük askeri gücü olmaya devam etse de, bu savaşın deneyimi, teknolojik üstünlüğün mutlaka siyasi hedeflere ulaşmak anlamına gelmediğini gösterdi. Asimetrik savaşın, İHA’ların, hassas füzelerin ve diğer caydırıcılık araçlarının yaygın kullanımı, ABD’nin amaçladığı hedeflere ulaşmasını engelledi.

Bu çerçevede The Free Press’in raporunda, Tahran’ın bazı şartlarının kabul edilmesinin, anlaşmaya giden süreçte İran’ın jeopolitik konumunu güçlendirdiği vurgulanıyor. Yazara göre, anlaşmanın ortaya koyduğu koşullar, Washington’un nihayetinde sahadaki bazı gerçekleri kabullenmek zorunda kaldığını gösteriyor. Oysa savaşın başında bu gerçekleri değiştirebileceğini düşünüyordu.
Bu durumun sonuçları yalnızca İran-ABD ilişkileriyle sınırlı değil. Çok sayıda gözlemciye göre, savaşın sonucu bölgesel aktörlerin hesaplarını da etkiledi. Son yıllarda güvenliklerini büyük ölçüde ABD’nin desteğine bağlayan bölge ülkeleri, artık gelişmeleri daha dikkatli izliyor ve önceki bazı değerlendirmelerini yeniden gözden geçiriyor.

Daha geniş bir çerçevede bakıldığında, bu savaş bir kez daha gösterdi ki Batı Asya’daki denklemler, salt askerî üstünlükten çok; siyasi, toplumsal, ekonomik ve güvenlik boyutlarının birlikte şekillendirdiği karmaşık bir yapıya dayanıyor. Bu nedenle, güç dengesini hızlı biçimde değiştirmeyi hedefleyen birçok proje, pratikte karmaşık engellerle karşılaşıyor ve beklenenden farklı sonuçlar doğuruyor.

Bu savaşın sonucu, aynı zamanda ABD dış politikasının geleceğini de etkileyebilir. Afganistan, Irak ve şimdi de İran ile yaşanan gerilimdeki son yılların deneyimi, bölgesel krizleri çözmede askerî müdahalelerin ne ölçüde işe yaradığına dair ciddi soruları beraberinde getiriyor. Birçok uzman, Washington’ın bölgeye yönelik stratejilerinde yeniden bir gözden geçirme yapmak ve geçmişe kıyasla daha fazla diplomatik ve siyasi araçlara dayanmak zorunda kalacağını düşünüyor.

Genel olarak, İran-ABD mutabakatının imzalanması arifesinde bugün gördüğümüz tablo, ABD’nin başlangıçtaki hedefleri ile bu çatışmanın nihai sonuçları arasındaki belirgin mesafeyi ortaya koyuyor. Güç dengesini değiştirmek ve İran’ı teslimiyete zorlamak niyetiyle başlayan savaş, şimdi sahadaki gerçeklerin kabul edilmesi ve bir anlaşmaya doğru ilerlenmesiyle son buluyor. Bu nedenle, birçok Batılı medya kuruluşu ve analist, Trump’ın bu mücadeleye kesin bir zafer elde etme düşüncesiyle girdiğini, ancak nihayetinde, bölgenin karmaşık gerçekleri karşısında ABD’nin gücünün sınırlılığını gösteren koşulları kabul etmek zorunda kaldığını belirtiyor.

News ID 1937094

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha