Bölgemiz ikinci bir İsrail tehdidiyle karşı karşıyadır

Siyaset bilimci ve yazar Dr. Mehmet Perinçek, Mehr’e verdiği röportajda, ABD ve İsrail ortak yapımı bir planın İran ve Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit ettiğini söyledi.

Geçen günlerde bölgede çok önemli gelişmelere tanık olduk. Irak merkezi hükümetine bağlı güçler Kerkük kentinin tamamında kontrolü sağladı. Öten yandan da Suriye’nin Rakka kenti ABD destekli Kürt güçlerin eline geçti. Bu gelişmeleri Mehr Haber Ajansı’na değerlendiren Siyaset bilimci ve yazar Dr. Mehmet Perinçek aşağıdaki soruları şöyle yanıtladı:

İran ve Türkiye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi bölgenin parçalanmasını önlemek konusunda etkili olabilir mi?

İlk başta şunun altını çizmek gerekir ki, İran ve Türkiye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi, her iki ülke açısından da bir seçenek ya da ihtimal değil, kaçınılmaz bir zorunluluktur. Bölgemiz bir İkinci İsrail tehdidiyle karşı karşıyadır. ABD ve İsrail ortak yapımı bu plan, her iki ülkenin de toprak bütünlüğüne kastediyor. Dolayısıyla arkasında büyük güçlerin olduğu bu plana karşı durabilmek için bu tehdidi dengeleyebilecek bölgesel ittifaklar manzumesinin yaratılması şart. Bu noktada Türkiye ve İran motor gücü görevi görebilir.

Astana süreci çerçevesinde Suriye’de yaşanan ciddi bir pratik de var. Türkiye, İran ve Rusya, Suriye’de tekrar barışın ve ülkenin toprak bütünlüğünün sağlanması konusunda çok ciddi adımlar attılar ve atmaya devam ediyorlar. Bu adımlar, sonuçlarını vermeye başladı bile. ABD’nin dünyanın başına bela ettiği IŞİD terörü geriletildi. Diğer taraftan ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde açmak istediği sözde “Kürt Koridoru” Türk Ordusu’nun Fırat Kalkanı ve İdlib Harekâtlarıyla kesilmiş oldu. Astana Süreci, hem ülkelerin toprak bütünlüğünü sağlıyor hem de bölgeye huzur ve barışı getiriyor.

Türkiye ve İran, aynı temelde Irak’ın kuzeyindeki ABD-İsrail planlarına karşı da bir araya gelmeli. Bunun ötesinde Ankara ve Tahran, bu konuda Rusya, Çin gibi önemli Avrasya güçlerini de harekete geçirebilecek bir potansiyele sahip. Ortadoğu’nun parçalanması ve ABD-İsrail güdümlü sözde “bağımsız Kürdistan”ın kurulması, sadece Türkiye, İran, Irak ve Suriye için tehdit değil. Sözde “bağımsız Kürdistan” ABD ve İsrail’in Rusya’ya ve Çin’e karşı da kullanacağı bir üs olacak. Ne de olsa ABD’nin temel amacı Orta Asya enerji kaynaklarını ve yollarını kontrol etmek. “Bağımsız Kürdistan” işte bunun için lazım ABD ve İsrail’e. Ankara ve Tahran, bu konuyu Rusya ve Çin’e çok iyi anlatmalı ve onların da bu konuda uyanık davranmasını sağlamalı.

Diğer taraftan Türkiye ve İran, sadece milli güvenlik konusunda değil, ayrıca ekonomik, kültürel vs. ilişkilerde de ortak adımlar atmalı ve bu alanlardaki ilişkilerini hızla geliştirmeli.

Başıka kampı meselesinde Türkiye ile Irak arasında yaşanan bazı ihtilaflara rağmen, şimdi iki ülkenin IKBY’nin bağımsızlık politikasına karşı askeri işbirliği yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye-İran ilişkileri açısından anlattıklarım Ankara-Bağdat ilişkileri bakımından da geçerli. Ortak tehdide karşı ortak hareket etmekten daha doğal bir durum yok. Eski ihtilafların hepsini bir kenara bırakmak lazım. Çünkü her iki ülke de hayati bir sorunla karşı karşıya. Burada da temel ilke her iki ülkenin toprak bütünlüğü olmalı, bu eksende bir araya gelinmeli.

Türk milleti, Irak’ın toprak bütünlüğünün öneminin farkında. Türk Ordusu’nun Irak’ın kuzeyine yönelik olası harekâtları da tamamen buna yönelik olacaktır. Türkiye’nin ve Türk Genelkurmayı’nın Irak’ın toprak bütünlüğüne zarar verecek bir adımı asla olamaz. Komşularımız bundan şüphe duymamalı. Türkiye’nin komşularıyla ve Asya ülkeleriyle işbirliği, stratejik değerdedir. Irak’ın parçalanmaması ve Bağdat’ın dostluğu Türkiye için hayati önemdedir. Türkiye’nin parçalanmaması ve Ankara’nın dostluğu da Irak için hayati önemdedir.

Diğer yandan Ankara, sadece Bağdat’la değil, çok hızlı bir şekilde Şam’la da ilişkilerini düzeltmeli. Türkiye açısından büyük önem taşıyan Suriye’nin toprak bütünlüğünü Esad’dan başkasının sağlaması mümkün değildir. Ve göreceksiniz Ankara-Şam ilişkileri de olması gerektiği gibi işbirliği yönünde gelişecektir.

Bildiğiniz gibi Irak ordusu yeniden Kerkük’e kontrolünü sağladı. Hatta DEAŞ sonrası Peşmegerlerin ele geçirdiği bazı bölgeler de geri alındı. Siz bu olayların Irak ve bütün bölgeyi hangi yönde etkileyeceği kanaatindesiniz?

Irak’ın toprak bütünlüğü, Türkiye’nin toprak bütünlüğüdür. Kerkük’ten ABD’nin piyonlarının kovulması, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne de ciddi bir destektir. Batı Asya ülkeleri, ABD emperyalizmine ve İsrail’e karşı birleşmekte ve kendi geleceğine sahip çıkmaktadır.

Görünen o ki, İsrail bir Kürt ülkesinin oluşturulmasına destek veriyor. ABD ise şu an zamanı olmadığını ileri sürmekte. Siz IKBY’nin bağımsızlık girişimi konusunda İsrail ve ABD’nin nasıl bir rol oynadığını düşünüyorsunuz?

ABD, Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde Fas’tan Çin’e kadar bir coğrafyada 24 ülkenin sınırlarını değiştirmek istediğini ilan etmişti. Bu projenin temel dayanağı da “bağımsız Kürdistan”. Aslında buna “Kürdistan” değil, “ikinci İsrail” demek daha doğru. Hatta IKBY’de bağımsızlık isteyenler bunu açıkça dile getiriyorlar. Biz, “ikinci İsrail olacağız” diyorlar. Sözde Kürdistan bayraklarının yanında İsrail bayraklarını, ABD bayraklarını sallıyorlar.

Bu kukla devleti yaşatmak için Suriye’nin kuzeyinden bir de koridor açmaları ve Akdeniz’e ulaşmaları gerekiyor. Ve tabii peşi sıra Türkiye ve İran’ı da bölmek niyetindeler.

Washington, PKK/PYD’ye desteğini gizlemiyor. Hatta Amerika’nın en yetkili ağızları PKK/PYD’yi kendilerinin “kara gücü” olarak tanımlıyor. Bu terör örgütlerini ağır silahlarla donatıyorlar. En son Rakka’da gördük, şehre giren birlikler Öcalan posterleri açtılar.

Aslında IŞİD’in çıkışı da bu planın bir parçası. Trump’ın kendisi birkaç kez söyledi. IŞİD’i ABD’nin kurduğunu itiraf etti. Böylece PKK/PYD’yi kahraman ve kurtarıcı olarak göstermek, bu terör örgütlerini yasallaştırmak ve “Kürt koridoru”nu da bölge ülkelerine yutturmak istediler.

Ancak ABD ve İsrail kaybediyor. Bölge ülkeleri bir araya geliyor. Washington’un bölge ülkelerini birbirine düşürme planı işlemedi. Ülkelerin kendi içlerinde ve bu ülkeler arasında mezhep çatışmaları çıkarma girişimleri boşa çıkarıldı. Türkiye, İran, Irak ve Suriye bir araya geliyor. Bugün birleştirici olan Sünni ve Şii olmak değildir. Batı Asya ülkeleri, mezhep ayrımlarını bir kenara atıp, vatan bütünlüğü ve barış için birleşiyorlar. Üstelik Rusya da bu birlikteliğin içinde yer alıyor. ABD’nin İsrail ile birlikte yürüttüğü bölgeyi mezheplere bölme siyaseti iflas etmiştir.

Sizce Barzani’nin bağımsızlık girişimi yönündeki politikası bölgedeki Kürtlerin geleceğini nasıl etkileyecek?

Hemen vurgulamak isterim: Kurulacak olan bir “bağımsız Kürdistan” Kürtlerin devleti olmayacaktır. İkinci İsrail, ABD’nin bölge ülkelerine karşı bir üssü olacaktır. Hiçbir Kürdün bunu kabul edeceğini sanmam. Bundan en büyük Kürtler zarar görür. Büyük devletlerin planları çerçevesinde Türke, Farsi’ye, Arap’a, bütün komşularına düşman haline gelmenin Kürde ne faydası vardır!

Emperyalist devletlere de güvenilmez. Bir süre kullanırlar, işi bitince ya da başarısız olunca bırakıp giderler. Amerika da Ortadoğu’dan bir gün gidecektir. Ama Kürtler hep bu coğrafyada yaşayacaklar. Amerika, onları bırakıp gittiğinde, komşularıyla düşman şekilde kalmış Kürtler ne yapacaklar! O sebeple Kürtler bu oyuna gelmeyeceklerdir. Kaderlerini bölge halklarıyla birleştireceklerdir. Zaten Türkiye’deki Kürtlerin ezici çoğunluğu bağımsızlığa karşıdır, PKK’dan şikâyetçidir.

News Code 1867376

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • 4 + 13 =