Türkiye ve İran’ın ticaret hacminin arttırılmasıyla dışa bağımlılıkları azalır

Mehr Haber Ajansı'na konuşan İstanbul İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Levent Sümer, "Türkiye ve İran ticaret hacminin arttırılmasıyla her iki ülkenin de dışa bağımlılığını azaltacak bir etki oluşturabilir" dedi.

Türk Lirası’nın yabancı para birimleri karşısındaki değer kaybı bir kez daha Türkiye gündemin ilk sırasına yerleşti. Dolar/TL 7,29’u, euro/TL 8,66’yı aşarak ile rekor kırarken, uzmanlar kur artışına dair birçok nedene işaret ediyor.

Ancak Mehr Haber Ajansı'a konuşan İstanbul İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Levent Sümer, döviz gelirlerinin azalması, mevcut yatırımcının ülkeden çıkması, faizlerin enflasyonun altında kalması ile TL’ye olan talebin azalmasıyla bu değer kaybı kaçınılmaz olduğu kanaatinde. 

Aşağadaki yazıda Dr. Levent Sümer'in Mehr'in sorularına verdiği yanıtları okuyabilirsiniz:

1- Ağustos 2018'in ardından TL bir kez daha dolar ve euro gibi yabancı para birimleri karşısında rekor değer kaybı yaşıyor. Bazı uzmanlar bu değer kaybının sadece koronavirüsle ilgili olmadığına inanıyor. TL’nin değer kaybetmesinin faktörleri nelerdir?

Bir ülke para biriminin değer kazanması için o ülkede o paraya talebi arttıracak birtakım koşulların olması gerekir. Türk Lirası 6-7 yıldır Dolar ve Euro karşısında sürekli değer kaybediyor ve bu kayıp son 3 yıldır çok daha hızlı gerçekleşiyor. 2018’de ABD ile yaşanan politik gerilimi kurların, enflasyonun ve faiz oranlarının aşırı yükselmesine sebep oldu. Kurun yükselmesi özellikle ithalata dayalı ihracatta üretim maliyetlerinin ve ithal ürünlerin fiyatlarının artmasına sebep oldu, bu da enflasyonist bir etki oluşturdu. Merkez bankası da buna karşılık faizleri arttırdı ve artan faiz oranları ile birçok firma kredi borcunu ödeyemedi ve ardından ya konkordato ilan etti ya da iflas etti. Daha sonra kademeli olarak düşürülen faizler, enflasyonun da altına indi, bu durum reel getirinin negatif olduğu anlamına geliyor. Bu durum da TL’ye olan talebi azaltıyor. Borsalarda %65 olan yabancı payı son dönemlerde %50’lerin altına indi, aslında bu da yabancı yatırımcının kısa vadede ülkeden çıktığının bir göstergesi. Öte yandan 2019’da 35 milyar USD mertebesinde olan turizm gelirleri Covid-19 sebebiyle 2020’de bu gelirin üçte birini bile yakalayamayacak gibi duruyor. Gayrimenkul sektöründe yabancıya satışın Nisan başı ile azalmasıyla bu alanda da gelirlerin azaldığını söylemek mümkün. İhracattaki yavaşlama da döviz girdisini azaltmış durumda. Özetle döviz gelirlerinin azalması, mevcut yatırımcının ülkeden çıkması, faizlerin enflasyonun altında kalması ile TL’ye olan talebin azalmasıyla bu değer kaybı kaçınılmaz oldu.

2- Coronavirüs nedeniyle Türkiye'de, özellikle turizm sektöründe ekonomik faaliyetin mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de turizm ekonomi içerisinde oldukça önemli bir yer tutuyor. Ancak Covid-19 sebebiyle duran seyahatler nedeniyle sektör oldukça derinden etkilendi. Uçuşların hala normalleşmemiş olması sektörün bu yılı çok zor geçireceğini gösteriyor. Artmaya başlayan vakalarla birlikte iç turizmde de beklenen gelirlerin yakalanması zor gözüküyor. Ancak oteller özellikle iç turizm konusunda uygun fiyatlar sunmaları ve hijyen şartlarını sağlamaları durumunda 1-2 aylık periyotta bir hareketlilik sağlanabilir. Otellerin hizmet anlayışı, form ve fonksiyon değişikliğine gitmesi de artık kaçınılmaz gibi duruyor. Butik oteller, özel villalar artık büyük tatil köylerine göre daha popüler durumda. Otel işletmelerinin yeni trendlere göre durumlarını gözden geçirmeleri gerekiyor.

3- Türkiye Hükümeti’nin dış ve iç siyasetinin ekonomideki etkisini nasıl yorumluyorsunuz?

Ekonomi ve politika birbiriyle iç içe olduğundan elbette siyasetin ekonomiye ve ekonominin siyasete yansımalarının özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde etkileri oldukça yüksek oluyor. Ancak ekonomisi güçlü ülkelerin dış siyasi gelişmelerden daha az etkilendiğini söylemek mümkün. Türkiye bu bağlamda son yıllarda oldukça sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Geçmiş yıllara bakıldığında ekonomik istikrarın siyaseti şekillendirdiğini söyleyebiliriz. Türkiye jeopolitik olarak çok önemli bir konumda ve tarihsel pozisyonu, nüfusu ve demografik yapısı da dikkate alındığında elbette yıllardır olduğu gibi şimdi de dış siyasi hamlelere maruz kalacaktır ancak az önce de ifade ettiğim gibi ekonominiz ne kadar güçlü ise bu hamlelerin ve gelişmelerin etkisi de o derece sönük olacaktır.

4-  Dolar fiyatlarının yükselmesiyle birlikte Berat Albayrak, bu durumun asıl sebebi olarak medya kuruluşlarında ve sosyal medyadarla eleştiri hedefi olmuştur. Sizce bu durum Albayrak'ın ekonomi politikasından mı kaynaklanıyor yoksa bazıları Albayrak'ı Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın damadı olduğu için eleştiriyor?

Politik söylemleri değerlendirmekten öte mevcut durumu ekonomik açıdan analiz etmek lazım. Bence burada aslolan ekonomi yönetiminin ekip olarak ülkeye ve dünyaya verdiği mesajın güven telkin edici, şeffaf, hesap verebilir bir çerçevede sunulması ve özellikle mevcut politikalara gelen eleştiri ve yorumların yapıcı bir biçimde değerlendirilip hayata geçirilmesi şeklinde olmasıdır. Örneğin Covid-19 sürecinde konut ve taşıt kredi faiz oranlarındaki düşüş – ki şimdi tekrar tırmanışa geçti – fiyatları bir anda arttırdı. Bu durum konut sektöründe bir fiyat balonu oluşturmakla birlikte takipteki kredi oranlarını da ciddi bir biçimde arttırabilir. Aynı durum KOBİ’ler için de geçerli. KOBİ’lerin sermaye yapılarını güçlendirmek yerine onlara daha fazla kredi vermek sorunu çözmüyor. Dünyada faiz oranlarının sıfırlandığı bir ortamda yüksek enflasyon sebebiyle bizler maalesef %8’lerin düşüklüğünü tartışıyoruz. Ekonomi yönetiminin akademi ve iş dünyasından gelen talep ve tavsiyeleri dikkate alarak günlük hamlelerden öte planlı bir biçimde, güven verici ve yeni bir hikayeyi ortaya koyup toplumu bu hikayeye inandırarak hareket etmesi önemli. Dünyanın da Türkiye’nin de artık acil olarak borçlanma eksenli bir büyüme politikasından vazgeçip katılımcı, şirket sermayelerini güçlendirici, sermaye piyasalarına katılımı arttırıcı bir politikayı benimsemesi ile kalıcı çözümler sağlamak mümkün olabilir.

5- Bilindiği üzere İran ekonomisi de yaptırımlardan dolayı dolar fiyatında uçuş rakamlar yaşıyor. Ankra ve Tahran siyasi ve ekonomi alanında iyi bir ilişkiye sahip. İki ülke bu krizin üstesinden gelmesi için hangi ortak önlemleri alabilir?

Türkiye ve İran’ın tarihsel bir bağı var ve bu bağ bugünün koşullarında daha da güçlenebilir bir durumda. Ancak bunun sağlanabilmesi için politik yaklaşımların paralel olması gerek. Ticaret hacminin arttırılması, enerji konusunda ortak çalışmalar yürütülmesi, farklı alanlarda birbirini destekleyecek teknoloji transferlerinin yapılması her iki ülkenin de dışa bağımlılığını azaltacak bir etki oluşturabilir.

6- Tahran- Anakra’nın ticari ilşkilerini yerli parayla yapılması mümkün?

Doların hala bu kadar güçlü olduğu bir ortamda bu çok kolay gözükmezse de belli alanlarda denemeler yapıp kademeli olarak bir geçiş mümkün olabilir. Farklı ülkeleri de içine alabilecek ortak dijital para birimlerinin geliştirilmesi belki bu çerçevede daha kalıcı çözümler getirebilir.

News Code 1888388

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • 6 + 4 =