İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemi değelendirdi.
Sözcü Bekayi, Donald Trump’ın İran altyapısına yeniden saldırı tehdidi ve İran’ın yaklaşımı hakkında şunları söyledi:
“Müzakerelerin bir sonraki turu hakkında henüz bir kararımız yok. Ancak siz mevcut çelişkili gerçekliğin bir kısmına değindiniz. ABD bir yandan diplomasi iddiasında bulunurken, diğer yandan hiçbir şekilde diplomatik sürece ciddi bağlılık göstermeyen davranışlar sergiliyor. Ateşkesin başından itibaren ABD’nin taahhütlerine uymaması ve sürekli itirazlarıyla karşılaştık. Önce Lübnan’ın ateşkese dahil olmadığını söylediler, oysa Pakistan bunun dahil olduğunu açıkça belirtmişti. Daha sonra bir mutabakat sağlandıktan sonra Hürmüz Boğazı’nda deniz eylemlerine tanık olduk. Birkaç saat önce bir gemiye saldırı düzenlendi ki bu ateşkes ihlalidir. Bu açık bir saldırganlık örneğidir. Söylem ile eylem arasında hiçbir uyum yoktur ve bu durum İran’ın tüm sürece yönelik güvensizliğini artırmaktadır. İran, ulusal çıkarlarını dikkate alarak sürecin devamına ilişkin gerekli kararı verecektir.”
ABD, diplomasiyi iki kez ihlal etti
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, müzakereler sırasında yeniden saldırı ihtimali hakkında ise şöyle dedi:
“Geçtiğimiz bir yıl içinde yaşadığımız son derece maliyetli deneyimi asla unutamayız. ABD’nin diplomasiyi iki kez ihlal ettiğini bir an bile aklımızdan çıkaramayız. İran’daki tüm kurumlar bu süreçleri son derece dikkatli ve uyanık bir şekilde takip etmektedir. Diplomatik süreçlerde düşmanın tuzaklarına karşı dikkatli olmalıyız; bu, müzakere heyeti ve tüm yönetim yapısının akılcı görevidir.”
Uluslararası toplum ABD ve İsrail’i sorumlu tutmalı
Sözcü, Hürmüz Boğazı’nda gemilerle ilgili yaşanan olay hakkında, “Öncelikle, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan her şeyin tek nedeni ABD ve İsrail’in askeri eylemleridir. 28 Şubat’tan önce boğaz tamamen güvenliydi. Uluslararası toplum ABD ve İsrail’i sorumlu tutmalı ve fail ile mağdurun yerini karıştırmamalıdır. Ayrıca ilgili kurumlarımız, söz konusu olayın bizim tarafımızdan gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini araştırmaktadır” ifadesini kullandı.
Silahlı kuvvetler karşılık vermeye hazır
Ateşkesin yeniden uzatılmasıyla ilgili olarak sözcü şunları ifade etti:
“Ulusal çıkarlarımızı koruma konusunda herhangi bir son tarih ya da ültimatom kabul etmiyoruz. Bu savaşı biz başlatmadık; Haziran ve Şubat 2026’da ülkemizi savunmak için harekete geçtik ve İran’ın çıkarları gerektirdiği sürece savunmaya devam edeceğimizi açıkladık. Eğer ABD ve İsrail yeni bir maceraya girişirse, silahlı kuvvetlerimiz tüm gücüyle karşılık vermeye hazırdır.”
Sözcü ayrıca ABD’nin İran’a sunduğu yeni öneri hakkında da şunları söyledi:
“ABD başlangıçta 15 maddelik bir plan sundu, biz de buna karşılık 10 maddelik bir öneri sunduk. Bu çerçevede ve tarafların görüşleri doğrultusunda İslamabad’da kapsamlı görüşmeler yapıldı ve sonuçta bir paket oluşturuldu. Bu paket, Asim Munir’in Tahran ziyareti sırasında ele alındı. Müzakere süreçlerinde her iki tarafın da görüşlerini ifade etmesi doğaldır. ‘Yeni öneri’ ifadesi aslında yeni bir şey değildir; çünkü bizim tutumumuz nettir. Karşı tarafın aksine biz pozisyonlarımızı sürekli değiştirmiyoruz. Hangi konuların önceliğimiz olduğunu ve hangilerini kabul edemeyeceğimizi biliyoruz. Tutumlarımız makul ve adildir. Medyada yer alan birçok detay ise spekülasyondan ibarettir ve doğrulanmamıştır.”
ABD diplomatik süreçte ciddi değil
Sözcü, ABD’nin Pakistan’a heyet gönderdiği iddiaları ve Washington’a güven konusuyla ilgili olarak şunları söyledi:
“Bizim temel yaklaşımımız doğal olarak ABD’ye güvenmek değildir; hiçbir güven söz konusu değil. Kararlarımızı kendi çıkar ve menfaatlerimize göre alıyoruz. Her süreçte, kendi kozlarımızın uygulanmayı garanti edecek şekilde hareket etmemiz gerekir. ABD’li yetkililerin ziyaretleri onları ilgilendirir. ABD’de herhangi bir ciddiyet işareti görmüyoruz.”
Sözcü Bekayi, ABD’nin önerisi ve bunun İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi açıklamasında yer alması ile Asim Munir’in ziyareti sırasında sunulmasına ilişkin olarak ise “İncelemeler devam ediyor” dedi.
Bekayi, Lübnan’daki ateşkes ihlaline değinerek şunları söyledi:
“Karşı taraf sürekli suçu İran’a atmaya çalışıyor, kendi hatalarını dile getirmek yerine bunu yapıyor. Ateşkesin en başından itibaren ABD, en önemli maddelerin uygulanmasında açık bir şekilde kusurlu davrandı. Son günlerde Lübnan’da ateşkes sağlanması ve Hürmüz Boğazı’nın açılması konuşulurken, ABD’nin İran’a yönelik deniz ablukasını sürdürdüğünü gördük. Tüm bunlar ABD’nin diplomatik süreçte ciddi olmadığını göstermektedir.”
İran'ın Çin ve Rusya ile ilişkileri
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Çin ve Rusya ile ilişkiler hakkında ise şunları ifade etti:
“İran’ın güvenliğinin asıl garantörü İran halkıdır. Elbette ülkelerin sorumlulukları vardır, özellikle de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerinin. Barış karşıtı bir karar tasarısını veto eden Rusya ve Çin’e teşekkür ediyoruz. Bu ülkelerle sürekli temas halindeyiz ve uluslararası toplumun ABD ve İsrail’i hukuk ihlalleri nedeniyle sorumlu tutmasının herkesin yararına olacağını düşünüyoruz.”
İran’ın ön şartlarına değinen sözcü şöyle devam etti:
“Ön şartlarımız makul ve ulusal çıkarlarımız temelindedir. Ateşkesin uygulanması gereken dönemde ihlallerle karşı karşıyayız; hem Lübnan’da hem İran’a yönelik deniz ablukasında hem de ticari gemiye yönelik saldırıda. Bunların hepsi uluslararası hukukun ihlalidir.”
Pakistan ile Afganistan arasındaki gerilimde İran’ın rolü hakkında ise Bekayi, “İran barış yanlısı bir ülkedir. Çevre bölgemizde barış ve istikrarın sağlanmasını içtenlikle istiyoruz. Bu iki ülke arasında yapabileceğimiz her türlü katkıyı sunarız” ifadelerinde bulundu.
İranlı diplomat, Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır’ın katıldığı toplantı ve Hürmüz Boğazı’yla ilgili iddialar hakkında ise şunları söyledi:
“Bu ülkelerle temaslarımız sürüyor. Hürmüz Boğazı konusunda İran’ın attığı adımlar uluslararası hukuka uygundur. ABD ve İsrail bu boğazı saldırganlık için kullandı. Ülkemize yönelik askeri saldırı durumunda karşılık vermemiz meşrudur. Hürmüz Boğazı’nın bir bölümü İran’ın karasularıdır ve İran savunma amaçlı hareket etmiştir. Evet, birçok ülke zarar gördü; ancak çözüm İran’ı suçlamak değil, bu durumun asıl sorumlusunu hedef almaktır.”
Kazanımlarımızı korumak için gerekeni yaparız
Sözcü, zenginleştirilmiş uranyumun yurt dışına transferi konusunda şunları söyledi:
“İranlıların canı bizim için ne kadar değerliyse, ülkemizin tüm varlıkları da o kadar değerlidir. Bunları korumak için çaba göstermeliyiz. Nükleer alan ve bu alandaki bilimsel birikim, İran’ın bilimsel zirvelere ulaşma çabasının bir göstergesidir. Hem nükleer hem de bilimsel ve endüstriyel kazanımlarımızı korumak bizim için çok önemlidir ve bunun için gereken her şeyi yaparız.”
Bekayi açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bu süreçte düşmanın ana hedeflerinden biri üniversitelerimiz ve sanayi merkezlerimiz oldu. Bu da onların İran halkının refahı ve ilerlemesiyle sorunları olduğunu gösteriyor. Ne bu müzakere sürecinde ne de daha önce, uranyumun ABD’ye transferi hiçbir zaman bizim seçeneklerimiz arasında yer almamıştır.”
yorumunuz