8 Haz 2026 14:53

İran'ı daha güçlü kılan savaş

İran'ı daha güçlü kılan savaş

40 günlük savaş İran'ın karmaşık krizleri yönetme ve tehditlere uygun karşılık verme kapasitesine sahip olduğunu gösterdi.

Fransız Le Monde gazetesinin, İran'a yönelik 40 günlük savaşın sonuçlarına ilişkin yayımladığı son analize göre; savaşın sonuçları, ABD ve İsrail rejiminin ilk hesaplamalarının aksine şekillendi. Bu savaşın mimarları, kapsamlı bir askeri müdahalenin İran'ın siyasi yapısını zayıflatacağını ve iç değişimlere zemin hazırlayacağını öngörürken; bugün bazı Batılı medya kuruluşları bile savaşın ilan edilen hedeflere ulaşamadığı gibi, İran'ın konumunu daha da güçlendirdiğine dair bir kanıya varmış durumda.

Le Monde raporunda, Washington hükümetinin hesaplamalarının; askeri ve güvenlik baskılarının artırılmasının İran'ın iç bütünlüğünü bozacağı ve siyasi-sosyal yarılmaları derinleştireceği varsayımına dayandığını vurguluyor. Ancak savaş tecrübesi; dış tehdit koşulları altında İran halkının, ulusal egemenliği ve ülke güvenliğini savunma noktasında her zamankinden daha fazla birbirine kenetlendiğini gösterdi. Bu durum sadece iç toplumsal dayanışmayı artırmakla kalmadı, aynı zamanda ülkenin savunma ve güvenlik kurumlarının konumunu da pekiştirdi.

Le Monde analizinde dikkat çeken bir diğer önemli husus ise, Hürmüz Boğazı'nın bölgedeki jeopolitik denklemlerdeki artan önemi oldu. Son savaş, bu stratejik geçiş güzergahının uluslararası sistemdeki en kritik güç unsurlarından biri olmaya devam ettiğini bir kez daha kanıtladı. Batı çevrelerinde, askeri müdahalenin İran'ın bölgedeki rolünü azaltacağı yönündeki bazı inanışların aksine, son gelişmeler Tahran'ın küresel enerji güvenliği ve bölgesel stratejik dengeler üzerinde etkili olabilecek çok ciddi kapasitelere sahip olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Ancak belki de 40 günlük savaşın en önemli sonucu, ABD ve Siyonist rejimin stratejik yenilgisinde aranmalıdır. Bu savaşın temel amacı yalnızca İran’a askeri zarar vermek değildi; savaşın planlayıcıları, askeri müdahale, psikolojik savaş ve ekonomik yaptırımların birleşimi yoluyla İran içindeki güç dengelerini değiştirmeyi umuyordu. Ancak bu hedef gerçekleşmediği gibi, İran savunma kapasitesini ve caydırıcılık gücünü de gözler önüne sermeyi başardı.

Savaş sırasında İran, Batı’da yapılan birçok tahminin aksine, karmaşık krizleri yönetme ve tehditlere uygun karşılık verme kapasitesine sahip olduğunu ortaya koydu. Bu durum, karşı tarafın belirlenen hedeflere ulaşamamasına neden oldu. Başka bir deyişle, İran’ın zayıf noktası haline getirilmesi beklenen unsurlar, ülkenin stratejik kabiliyetlerini sergilemesine imkân tanıyan bir fırsata dönüştü.

Öte yandan son savaş, ABD’nin askeri gücüne ilişkin sınırları bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Amerika hâlâ dünyanın en büyük askeri gücü olarak kabul edilse de, Afganistan ve Irak’tan Batı Asya’daki son gelişmelere kadar uzanan son yılların deneyimi, askeri üstünlüğün her zaman siyasi başarı anlamına gelmediğini göstermiştir. 40 günlük savaş da bu çerçevede değerlendirilebilir. ABD ve müttefikleri, önemli askeri üstünlüklere sahip olmalarına rağmen, siyasi iradelerini İran’a kabul ettiremedi.

Bu durum, bölgenin geleceği açısından önemli sonuçlar doğuruyor. Bölge ülkeleri artık her zamankinden daha fazla, İran’ın Batı Asya’daki güvenlik denklemlerinin dışına itilmediğini; aksine hâlâ bu denklemlerin başlıca ve belirleyici aktörlerinden biri olduğunu görmüş durumda. Bu nedenle hem bölgesel hem de bölge dışı birçok aktör, geleceğe dönük politika tasarımlarında İran’ın rolünü ve konumunu eskisinden daha fazla dikkate almak zorunda kalacak.

Bir diğer önemli nokta ise son savaşın İran’ın caydırıcılık kapasitesine olan güveni artırmış olmasıdır. Caydırıcılık, yalnızca askeri teçhizata sahip olmakla sınırlı değildir; aynı zamanda karşı tarafı, askeri müdahalenin doğuracağı maliyetler konusunda ikna edebilme yeteneğine de dayanır. 40 günlük savaş, İran’la geniş çaplı bir çatışmaya girmenin karşı taraf için ağır siyasi, ekonomik ve güvenlik maliyetleri doğurabileceğini açık biçimde ortaya koydu. Bu durum, tek başına uluslararası sistemde en önemli güç unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor.

Stratejik açıdan bakıldığında da son savaş, uluslararası aktörlere önemli bir mesaj verdi. Bu savaş, maksimum baskı politikalarının, askeri tehditlerin ve güç kullanarak dengeleri değiştirme çabalarının her zaman beklenen sonuçları doğurmadığını gösterdi. Buna karşılık, iç kapasitesini, ulusal birliğini ve caydırıcılık gücünü koruyabilen ülkeler, zorlu koşullar altında dahi konumlarını muhafaza edebilir ve bazı durumlarda daha da güçlendirebilir.

Bu çerçevede, 40 günlük savaşın ardından İran’ın elde ettiği en büyük kazanımın yalnızca mevcut durumu korumak olmadığı; aksine, ülkenin bölgesel ve uluslararası denklemlerdeki stratejik konumunu daha da yükseltmek olduğu söylenebilir. Bugün birçok analist, İran’ın bu savaştan zayıflamış şekilde çıkmadığını; aksine yeni bir tecrübe, daha yüksek stratejik özgüven ve daha sağlam bir pozisyonla bölgesel rekabetin yeni aşamasına girdiğini kabul ediyor.

İran’ı baskı altına alması ve gücünü zayıflatması hedeflenen savaş ters bir sonuç doğurdu. ABD ve Siyonist rejimin ilan edilen hedeflerine ulaşamadaki başarısızlığı, İran’ın Batı Asya’daki etkili ve belirleyici aktörlerden biri olmaya devam ettiğini bir kez daha ortaya koydu. Bu açıdan bakıldığında, 40 günlük savaş; savaşın teorik planlamacıları ile sahadaki gerçeklik arasındaki derin farkın açık bir örneği olarak değerlendirilebilir. Nihayetinde bu süreç, İran’ın konumunu güçlendirdi ve caydırıcılık kapasitesini daha da artırdı.

News ID 1936975

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha