İran Dışişleri Bakanı Seyed Abbas Erakçi, bugün (11 Ekim 2026) düzenlenen “Ekokırım: Sessiz Savaş Suçu” başlıklı uluslararası konferansa katılarak konuşma yaptı.
Toplantıda bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Erakçi, “Bu uzmanlık toplantısında, insanlığın karşı karşıya olduğu en ciddi sorunlardan biri olan silahlı çatışmalar sırasında çevrenin geniş çaplı ve telafisi mümkün olmayan biçimde tahrip edilmesi hakkında konuşma fırsatı bulduğum için mutluyum.” dedi.
Erakçi, bugün ele alınan konunun yalnızca çevresel bir kaygıdan ibaret olmadığını belirterek bunun yaşam hakkı, insan sağlığı, gıda güvenliği, uluslararası barış ve güvenlik ile gelecek nesillerin haklarıyla ayrılmaz biçimde bağlantılı olduğunu ifade etti.
İran Dışişleri Bakanı Erakçi, artık çevrenin savaşın sessiz kurbanı olarak görülemeyeceğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Savaşlar ve çatışmalar yalnızca insanların yaşamlarını, şehirleri ve ekonomik ve sosyal altyapıyı hedef almıyor. Su, toprak, hava, ormanlar, tarım arazileri, enerji kaynakları, doğal yaşam alanları ve biyolojik çeşitlilik de savaşın yıkıcı etkilerine maruz kalıyor.”
Erakçi’ye göre su ve toprak kaynaklarının tahrip edilmesi, hava kirliliği, bitki örtüsünün ve ekosistemlerin yok olması, kirletici maddelerin, atıkların ve tehlikeli maddelerin yayılması, çatışmalar sona erdikten sonra bile yıllarca, hatta on yıllarca devam edebilecek sonuçlar arasında yer alıyor.
Çevre, insanlığın ortak mirasıdır; rekabet alanı değil
Erakçi, çevrenin insanlığın ortak mirası olduğunu vurgulayarak bunun rekabet alanı, siyasi baskı aracı ya da kısa vadeli ekonomik ve askeri çıkarların kurbanı haline getirilmemesi gerektiğini söyledi.
Ekokırımın, yani çevrenin geniş çaplı biçimde tahrip edilmesinin, uluslararası toplumu temel bir soruyla karşı karşıya bıraktığını belirten Erakçi, şu ifadeleri kullandı:
“Ekosistemlerin geniş çaplı ve uzun süreli biçimde yok edilmesi, hayati kaynakların kirletilmesi ve doğaya telafisi mümkün olmayan zararlar verilmesi karşısında yalnızca endişe açıklamalarıyla yetinilebilir mi? Yanıt açıktır: Çevrenin korunması, ilan edilen taahhütlerin ötesine geçmeli; sorumluluk, hesap verebilirlik ve etkili uluslararası eylem alanına taşınmalıdır.”
Son yıllarda Gazze, Lübnan ve İran’da askeri saldırıların yalnızca can kayıplarına ve hayati altyapının tahrip edilmesine yol açmadığını, aynı zamanda çevre üzerinde derin ve kimi zaman kalıcı etkiler bıraktığını gördüklerini belirten Erakçi, Gazze’deki çevresel felaketin boyutlarının son derece geniş olduğunu söyledi.
Erakçi, Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) Gazze’de benzeri görülmemiş çevresel zararlara dikkat çektiğini hatırlatarak şöyle konuştu:
“Su ve kanalizasyon şebekelerinin çökmesi, atık yönetimi sistemlerinin zarar görmesi, su ve toprak kaynaklarının kirlenmesi, kıyıların kirlenmesi ve büyük miktarda enkaz ile potansiyel olarak tehlikeli maddelerin ortaya çıkması, Filistin halkının yaşamını onlarca yıl boyunca etkileyebilecek bir miras bırakıyor.”
Lübnan’da da silah kullanımı ve saldırıların yol açtığı yangınların ormanların ve tarım arazilerinin bazı bölümlerini yok ettiğini belirten Erakçi, Birleşmiş Milletler’e sunulan rapor ve belgelerin milyonlarca metrekarelik arazinin yandığına ve on binlerce zeytin ağacının zarar gördüğüne işaret ettiğini söyledi.
Uluslararası toplumun, petrol depolarına yönelik saldırının ardından Lübnan kıyılarında yaşanan geniş çaplı kirliliği de unutmadığını belirten Erakçi, İran’ın da bu durumdan muaf olmadığını ifade etti.
Erakçi, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri saldırıları sırasında petrol tesisleri, rafineriler ve enerji altyapısının hedef alınmasının ciddi çevresel riskler yarattığını kaydetti.
İran Dışişleri Bakanı Erakçi, Mart 2026’da Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın, Tahran da dahil olmak üzere İran’daki kentsel alanların içinde ve çevresinde bulunan petrol tesislerinin hedef alındığını ve petrol yangınlarının tehlikeli bileşiklerin yayılmasına neden olduğunu doğruladığını belirtti.
Bu kirliliğin havadan toprağa ve su kaynaklarına taşınabileceğini, hatta gıda zincirini etkileyebileceğini söyleyen Erakçi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunlar yalnızca ekonomik zararlar değildir. Bir askeri saldırı toprağın kalıcı biçimde kirlenmesine, su kaynaklarının tahrip edilmesine, ormanların yok olmasına, hava ve deniz kirliliğine ya da tehlikeli maddeler ile savaş kalıntılarının ortaya çıkmasına neden olduğunda, etkileri saldırının gerçekleştiği zaman ve mekânın çok ötesine uzanabilir. Bugün savaş bölgesinde yaşayan bir çocuk, hiçbir sorumluluğu olmadığı bir savaşın çevresel bedelini onlarca yıl sonra bile ödemek zorunda kalabilir.”
Uluslararası hukuk, çevrenin tahrip edilmesine kayıtsız kalmamalı
Erakçi, çevresel krizlerin ülkelerin ve toplumların kırılganlığını daha da artırabileceğini belirterek barış, güvenlik, çevre, sağlık ve iklim değişikliğinin birbirinden bağımsız konular olarak ele alınamayacağını söyledi. Bu alanlar arasındaki bağlantının geçmişe kıyasla daha fazla dikkate alınması gerektiğini vurguladı.
İran’ın bakış açısına göre uluslararası hukukun, savaş koşullarında çevrenin tahrip edilmesine ve insanların temel haklarının ihlal edilmesine kayıtsız kalmaması gerektiğini ifade eden Erakçi, uluslararası insancıl hukukun ayrım gözetme ve orantılılık ilkelerinin etkili biçimde uygulanmasının önemine dikkat çekti.
Erakçi, askeri eylemlerin çevre üzerindeki doğrudan, dolaylı ve uzun vadeli etkilerinin de ciddi biçimde değerlendirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
yorumunuz