Biden İran’a karşı ambargoyu sürdürürse Amerika kaybeder

Ufuk Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sencer İmer, Mehr Haber Ajansı'yla yaptığı röportajda Türkiye'nin dış politikası ile gündemi değerlendirdi.

2020'nin son dönemini Avrupa Birliği (AB) ve ABD'den gelen yaptırım kararlarları gelmesiyle gözleri Türkiye'nin bundan sonraki uygulayacağı dış politikasına çevirdi. Son zamanlarda bir taraftan Türk makamlar “Geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz “ gibi konuşmalar yaparken Türkiye’nin Katar’daki askeri üstünü kapatacağına dair söylentiler de var. Böyle bir duruma tanık olduğumuzda Türkiye'nin dış politikası değişiyor mu sorusunu akıllara getiriyor.

Mehr Haber Ajansı Türkiye'nin bundan sonra uygulayacağı siyasetiyle ilgili Ufuk Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sencer İmer ile bir röportaj yaptı. Aşağıdaki yazıda bu röportajı okuyabilirsiniz:

1- Son günlerde Türkiye’nin Katar’daki  askeri üstünü kapatacağına dair söylentiler vardı. Sizce böyle bir kararın Suudi Arabistan ile Katar arasındaki barıştan mı kaynaklanıyor. Türkiye’nin Katar’a karşı siyaseti değişebilir mi?

Bunlar esasen şayiat şeklinde. Türkiye resmen böyle bir şey yapmadı. Malumunuz Katar, Suudi Arabistan ve Mısır tarafından izole edildi, Hatta gıda sıkıntısı bile çekti, o zaman Türkiye, Katar ile hava koprusu kurdu. Bunun sebebi Katar’ın tutumuydu. Peki Katar’ın tutumu neydi? Katar dedi ki biz Türkler ve İranlılarla iyi münasebetler içerisinde olmak istiyoruz ve Suudi Arabistan’ın Fars Körfezi ülkelerine yaptığı işe katılmıyoruz. Dolayısıyla Katar iyi bir politika izledi. Bildiğiniz gibi orada önemli bir Amerikan üssü var, ama buna rağmen Türkiye oraya bir askeri üs kurarak Katar’ın korunmasına yardımcı olmak istedi. Bence Katar’ın arzu etmesi halinde Türkiye oradaki üssünü kapatabilir. Ama Katar’ın da böyle bir şey isteyeceğini zannetmiyorum, zira Katar dengeli giden bir ülke, ve komşularıyla iyi münasebetler kurmaya çalışan bir ülke. Suudi Arabistan, Mısır ve bazı Fars körfezi ülkelerinin Katar’a karşı tavır değiştirerek bir noktada acaba Katar’ı da kendi tarafımıza çekerek İsrail’le işbirliği içerisinde olan Fars Körfezi'ne kıyısı olan bazı ülkelerin durumuna getirebilir miyiz sorusu var. Ama bu konuda başarılı olacaklarında şüphem var. Çünkü Katar onlara güvenemez. Çünkü Fars Körfezi ülkeleri emir alarak hareket eden üklelerdir.

2- Geçenlerde AKP kurucularından ve eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış Türkiye'nin dış politikasında değişiklikler yaşanabileceğini söylemişti. Konuşmasının bir kısmında bu kararın  ABD’de Biden yönetiminin işbaşına gelmesine bağlamıştı. Sizce Türkiye’nin bölgedeki politikasında ne tür değişikler olabilir?

Bir kere olmayacak şey budur, Türkiye egemenlik haklarından vazgeçmeyecektir. Ekonomik olarak kendisine uygulanan baskılar dolayısıyla sıkıştırılabilir ama bu sıkıştırmalar Türkiye’nin başka arayışlara gitmesine sebep olur. Dolayısıyla Yaşar Beyın söylemiş olduğu konuyu ben şöyle anlatmak istiyorum, Türkiye’nin Suriye’ye uyguladığı politika zaten başından beri yanlış bir politikaydı. Bence Beşşar Esad yönetimiyle kavgalı hale gelmemeliydi. Eğer böyle olmasaydı mühtemelen Suriye iç savaşları bu boyutlara gelmeyecekti. Maalesef Suriye iç savaşının bu hale gelmesinde bizim en başta uyguladığımız yanlış politikanın tesiri vardı. Dolayısıyla ben sonradan Türkiye’nin yaptığı Suriye politikalarını doğru buluyorum. Mesela terör örgütlerini engellemek, Türkiye’ye göçün gelmesini engellemek ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak doğru şeyler. Ama bunun devam etmesi için Şam’la olan münasebetlerini de normalize etmesi lazım. Türkiye, İran ve Rusya’nın yaptığı Astana Süreci çok faydalı olmuştur. Tahran- Ankara işbirliği sayesinde Barzani’nin kukla devleti kurma planı bozulmuştur. Demek ki bu işbirlikleri sürekli yapmamız lazım. Böylelikle başkalarının müdahale etmesine gerek kalmaz. Şimdi İran’ın başına gelen ambargo meseleleri kendi iç politikasını egemenlik ve enerji politikasını sürdürme isteğinden kaynaklanıyor. Biden eğer İran’a karşı bu politikayı devam ederse Amerikan kaybeder. Amerika’nın yaptığı bu politikalar yanlıştır. Maalesef Amerika’nin İsrail’in politikalarına boyun eymesinden kaynaklanmıştır. Halbuki İsrail’in içinde de herkes Netanyahu gibi düşünmüyor. Nitekim Tükiye ve İran pürüzsüz bir şekilde işbirliği yapması ve iki kardeş ve arkadaş gibi çalışması lazım. Bu olursa kimse bu bölgeye nufuz edemez. 

3- Türkiye Doğu Akdeniz meselesiyle ilgili AB ile bir çok sorunlar yaşamıştı. Fakat son günlerden beri Türk makamlar “Geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz “ gibi konuşmalar yapıyor. Ama bir taraftan da Avrupa Ankara’nin sorunun çözülmesi için pratikte bir şey yapmadığı kanaatinde. Hatta Mart ayında Türkiye’ye karşı daha sert yaptırımlar düşünüyor. Sizce bu yaptırım ne kadar ciddi olabilir?

Birincisi Türkiye ve Avrupa tarafından olaya bakarsak farklı göreceğiz. Şimdi Türkiye tarafından bakıldığı zaman AB ülkleri Türkiye’nin ticaretini nerdeyse yüzde 50’sini teşkil ediyor. Bu Türkiye için çok önemli. Gerek ithalat gerek ihracatta AB ülkeleri Türkiye’nin en önemli ticari ortağıdır. Tabii bunların içinde Almanya ve Fransa gibi ükeler daha büyük rol oynuyor. İkincisi 7 milyon civarında Avrupa’da yaşayan Türkiye Cumhuriyeti kökenli insan var. Bunların da bir çok hakları ve özellikleri var, bunları muhafaza edilmesi lazım. Dolayısıyla Türkiye’nin bunlara sahip çıkması lazım. Öbür taraftan Türkiye’nin coğrafi konumu sebebiyle (kısmen İran’da aynı durumda esasen), gelen göç dalgalarını göğüslemek zorunda olan bir ülke. Yani şu anda Pakistan, Afganistan ve Ortadoğu’dan gelen göç hareketleri Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşıyor. Bu açıdan bakıldığı zaman Türkiye Avrupa için bir önemli bölge mahiytinde. Yani göçü önleyen ve onları burda tutan bir ülke durumunda. Bu da Türkiye için bir çok yükler getiriyor. Yani hem iktisadi, hem sosyal ve siyasi yükler getiriyor. Öbür taraftan Türkiye’nin bir ulus devlet olarak gayet hakları var ve bu egemenlik haklarını koruması lazım. Bu haklar Lozan anlaşmasında verilmiş olan haklar. Mesela Ege denizinde adaların hiçbir şekilde Münhasır Ekonomik Bölge’si olmaması lazım ve ayrıca bu adalar özellikle Yunan kısmındakiler hiçbir şekilde askeri olarak silahlandırılmamalı. Yani gayri askeri olması lazım. Ama Yunanlılar bunu dinlemiyorlar. Şimdi bunun ötesinde Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de bir takım hakları var. Tıpkı İran’nin Hazar Denizi ve Fars Körfezi’nde hakları olduğu gibi. Bu hakların koruması lazım. Türkiye’nin burada kara suları var, bunun dışındaki olan alanlarda da BM’ye göre Münhasır Ekonomik Bölge’ler var. Münhasır Ekonomik Bölge demek bu bölgelerdeki denizin altındaki devam eden yerlerde petrol çıkarma, gaz çıkarma, madencilik yapma vs... gibi hakları var. Türkiye bu haklarını korumak istiyor. Bu hakları korurken de karşısına Doğu Akdeniz’de Münhasir Ekonomi Bölgesi olmadığı halde Yunanistan çıkıyor. Ama İngilizler bu Yunanistan’ı daha önce Birinci Dünya Savaşı’nda bizim üsütmüze saldırmışlardı ki onları ülkemizden çıkardık. Şimdi de İngilizler yerine Amerikalılar bu işi yapıyorlar. Neden yapıyorlar? Türkiye AB’ye üye aday ama üye değil. Böyle bir durum karşısında Amerikalılar diyorlar ki Türkiye hem NATO üyesi hem de AB üyeliğine aday ve biz ne desek onu yapacaklar. Türkiye’nin de ABD ne diyorsa yapacak hali yok. 

Sonrasında Türkiye’nin hava savunması alması gerekti ve bunun üzerine S-400’leri aldı. Bunu yaptığı zaman da Avrupa’yı sıkıştırarak baskı uyguluyorlar. Demek ki sizin kötü niyetiniz var ve Irak’ta, Suriye’de yaptığınız gibi Türkiye’ye de hava sahasından birşeyler yapmak istiyorsunuz. O zaman Türkiye haklı olarak kendi egemenlik haklarını savunuyor. Ve bu hakları savunurken Avrupa’yla arasında bir gerginlik oluşuyor ve bu gerginlik AB’nin, Yunanistan’ın kayıtsız ve şartsız arkasında durarak egemenlik hakkını tartışmaya açmasından kaynaklanıyor. Bu gerginliğin savaşa dönüşmemesi için NATO Genel Sekreteri bir toplantı yaptı ama bu problem ortadan kalkmadı. Şimdi Yunanistan’ın tasarladığı ve AB’nin Mart ayında Türkiye’ye karşı yaptırmları artırıp Türkiye’yi izole etmek ve ekonomik ve siyasi zarara bırakmak teşebbüsünü akim bırakmak istiyor.

Bunun üzerine Türkiye- Yunanistan arasında 25 Ocak’ta iktişafi görüşmeler başlıyor. Bu iktişafi görüşme nedir? Tabii iki taraf karşılıklı olarak birbirlerini anlamak. Ama bunu anlamayacak birşey yok, çünkü her şey ortada. Aslında bu görüşme adet yerini bulsun diye yapılıyor ve bundan bir sonuç çıkmaz. Çünkü Yunanlılar kendi düşüncelerinden vazgeçmiyorlar. Türkiye de haklarından vazgeçmiyor. Bu nedenle gerginlikler devam ediyor. Alman Dışişleri Bakanı Heiko Maas Türkiye’ye geldi ve bu görüşmeyi güzel birşey olarak nitelendirdi. Heiko Maas Almanya’nın dönem başkanı olduğu esnada Türkiye’ye olağan üstü yapmtırım uygulanmasına karşı çıktı, ama Avrupa Birliği içinde de dengeler var. Tabii ABD’de de Biden’ın başkan olarak seçildikten sonra AB’nin üzerine baskı uygulayabilir. Çünkü Biden da kayıtsız şartsız Yunanıstan’ın savunmacısı olmuştu. Dolayısıyla buradan çıkacak sonuç çok açık zira Avrupa Birliği, Amerika ile olan münasebetlerini de bozmak istemiyor. Çünkü Avrupa’nin en onemli ticari ortağı ABD’dir. Özellikle bu Amerika için çok önemli çünkü Almanya’nın gelirinin üçte biri ihracattan oluşuyor. Dolayısıyla ABD pazarından vazgeçmek Almanya için kolay değil. Problem esasen Amerikan diplomasıyla ilgilidir. Peki Amerika Türkiye’den ne istiyor? Diyor ki Rusya’yı çevreleyeceğiz, Benim donanmamı Karadeniz’e çıkartacağız ve senin de yarım etmen lazım. Ama biz Karadeniz’i barış denizi olarak korumak istiyoruz. Mesela İran’ın Hazar denizi ya da Fars Körfezi’ni barış denizi olarak korumak istediği gibi. Şimdi Washington, Ankara’yı Bu bakımdan sıkıştırmak istiyor. Bir de İran’a karşı Türkiye’yi baskı aracı kullanmak istiyor. Ama Ankara, Tahran’la çok iyi münasebetleri olan bir ülke. Biz bu ülke ile barış içerisinde yaşarken niye bunu bozalım? Böyle birşey olamaz. Tabii Türkiye haklı olarak kendi pozisyonunu korurken bir takim ataklar da yapıyor. Mesela 25 ocak’ta İstanbul’da yapılacak olan toplantı gibi. Peki Mart ayında ne olacak? AB Türkiye’yi çok fazla sıkıştırmayacak. Çünkü Heiko Maas Almanya’nın dönem başkanı olduğu zaman bu konuyu çok açık bir şekilde ifade etti. Heiko Maas’ın görüşü Almanya’nın görüşü demek. Ben Almanya’da yaşayan, okuyan ve Berlin Üniversitesi’nde hocalık yapan bir Türküm. Bu nendenle Almanya’yi çok iyi biliyorum. Almanya’nın çıkarları Türkiye ile karşı karşıya gelmeye karşıdır. Almanya’nın Türkiye ile göçü önlemek için, oradaki Türkler, yatırımlar ve Pazar açısından iyi geçinmeye ihtiyacı vardır. Heiko Maas Türkiye’yi Rusya’ya ve Çin’e itmemek için sıkıştırmak istemiyor. Aynı şey İran için de geçerli. Onlar İran’ı sıkıştırdıkça İran daha fazla Çin ve Rusya’ya yakınlaştı. Dikkat ederseniz Trump’ın tek taraflı Nükleer Anlaşması’ndan çıktığı zaman AB buna karşı çıktı ama maalesef AB’nın buna gücü yetmedi. Artık bakalım Biden iş başına geldiğinde bu konuda nasıl adımlar atacak. 
 

News Code 1892020

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • 4 + 0 =