Almanya’nın İran'a yönelik dış politika yaklaşımı, son yıllarda giderek artan eleştirilerle karşı karşıya kalmaktadır. Bu eleştiriler; Berlin’in İsrail rejimine açık desteğinden muhalif gruplara ev sahipliği yapmasına, insan hakları ve uluslararası hukuk alanında çifte standartlar uygulamasına kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Son gelişmelerin incelenmesi, Alman hükümetinin siyasi, güvenlik ve medya alanındaki bir dizi tutumunun, İran kamuoyunda bu ülkenin imajını ciddi biçimde zedelediğini göstermektedir.
Almanya, bölgedeki son gelişmelerde, özellikle İsrail rejiminin İran’a yönelik eylemleri ve Gazze savaşı bağlamında, İranlı gözlemciler tarafından taraflı ve dengesiz olarak değerlendirilen tutumlar sergilemiştir. Berlin, İsrail’in Avrupa’daki en önemli destekçilerinden biri olarak, bu rejimin güvenliğine yönelik “tarihsel sorumluluğunu” sürekli olarak vurgulamaktadır.
Alman hükümeti aynı zamanda İsrail rejiminin en büyük ikinci silah tedarikçisi konumundadır. Bu durum, bölgedeki sahadaki gelişmelere dolaylı bir katılım olarak yorumlanmaktadır. Bu çerçevede, Almanya’nın eski Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock gibi isimlerin açıklama ve tutumları da geniş çaplı tepkilere yol açmıştır.
Muhalif gruplara ev sahipliği ve güvenlik sorunu
Eleştirilen bir diğer başlık ise Almanya’nın bazı muhalif ve ayrılıkçı İranlı gruplara ev sahipliği yapmasıdır. “Münafıklar” olarak anılan örgütün üyelerinin Almanya’da örgütlü biçimde faaliyet göstermesi ve Münih gibi şehirlerde düzenledikleri gösteriler, Berlin’in belirli bir siyasi yaklaşım benimsediğinin göstergesi olarak değerlendirilmektedir.
Eleştirmenler, bu tutumun Almanya’nın aşırıcılık ve terörle mücadele iddialarıyla çeliştiğini, ayrıca iki ülke arasındaki ilişkilerde güvenlik ve diplomatik sonuçlar doğurduğunu savunmaktadır.
Çifte vatandaşlar dosyası ve konsoloslukların kapatılması
İran–Alman çifte vatandaşlara ilişkin politikalar da Berlin’in tartışmalı başlıkları arasında yer almaktadır. Cemşid Şarmed dosyasının ardından Almanya hükümeti, bu konuyla bağlantılı gelişmelere tepki olarak İran’ın üç başkonsolosluğunu kapatma kararı almıştır. Bu karar, özellikle Almanya’da yaşayan yüz binlerce İranlı için ciddi idari sonuçlar doğurmuş ve konsolosluk işlemlerini önemli ölçüde zorlaştırmıştır.
Almanya’da yaşayan yaklaşık 400 bin İranlıdan 200 binden fazlası bu ülkenin vatandaşlığına sahiptir. Bu çerçevede, Alman hükümetinin bir casusu ya da bir insan hakları aktivistini korumaya daha fazla önem verdiği; buna karşılık yaklaşık 300 bin kişinin karşı karşıya kaldığı sorun ve mağduriyetleri göz ardı ettiği yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Eleştirmenler, Berlin’in bu alandaki siyasi kararlarının, Almanya’daki İran toplumu için ciddi sosyal maliyetler yarattığını savunmaktadır.
Tarihsel geçmiş: Saddam’dan kimyasal silahlara
İran kamuoyunun kolektif hafızasında hâlâ canlılığını koruyan tarihsel başlıklardan biri, İran’a karşı dayatılan savaş sırasında Alman şirketlerinin Saddam rejimine malzeme ve ekipman tedarikindeki rolüdür. Özellikle kimyasal saldırılarla bağlantılı bu konu, Tahran–Berlin ilişkilerinde uzun süredir eleştiri odağında yer almakta ve Almanya’nın tarihsel sicilinde karanlık bir sayfa olarak değerlendirilmektedir.
Uluslararası hukuk ve insan haklarında çifte standartlar
Almanya’nın uluslararası krizlere yönelik tutumu da bazı İranlı analistlere göre çifte standartların açık bir örneği olarak değerlendirilmektedir. Berlin, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını sert biçimde kınarken, İsrail’in ya da ABD’nin Batı Asya bölgesindeki eylemleri karşısında farklı ve daha yumuşak bir yaklaşım sergilemektedir.
İnsan hakları alanında da Almanya’nın, geniş ekonomik ilişkilere sahip olduğu bazı ülkelere karşı daha temkinli davrandığı; buna karşın İran’a yönelik daha sert ve eleştirel tutumlar benimsediği ifade edilmektedir. Bu yaklaşım farkı, özellikle medya alanında “seçici siyaset” örneği olarak eleştirilmektedir.
Öte yandan Almanya’nın kendi iç gündeminde de aşırı sağcı akımların güçlenmesi, İslamofobi ve antisemitizm vakalarının artışı ile bazı siyasi hareketlere yönelik getirilen kısıtlamalar medya ve kamuoyunun odağında yer almaktadır. Eleştirmenler, bazı partiler ve toplumsal gruplara yönelik güvenlik temelli müdahalelerin, Almanya’nın savunduğu siyasi özgürlükler söylemiyle çeliştiğini dile getirmektedir.
Ekonomik ve teknolojik alanda göreli gerileme
Almanya’nın Avrupa’nın ekonomik motoru olduğu yönündeki yerleşik algıya rağmen, son göstergeler bu ülkenin yenilikçilik ve dijitalleşme gibi bazı alanlarda göreli bir gerileme yaşadığını ortaya koymaktadır. Avrupa Yenilik Endeksi’nde (EIS) Avrupa Birliği içinde dokuzuncu sırada yer alan Almanya, Küresel Yenilik Endeksi’nde 11’inci, Dijital Ekonomi ve Toplum Endeksi’nde (DESI) ise 27 AB ülkesi arasında 14’üncü sırada bulunmaktadır. İnternet hızı açısından ise dünya genelinde 60’ıncı sırada yer alması, Alman ekonomisinin karşı karşıya olduğu yapısal zorluklara işaret etmektedir.
Öte yandan elektrikli otomobil sektöründe Çin’in artan rekabeti, büyük Alman şirketleri üzerinde ek baskı oluşturmuş; bu durum, ülkenin önde gelen markalarına ait üretimin bir kısmının yurt dışına kaydırılmasına yol açmıştır.
Büyük aktörlerin gölgesinde dış politika
Gazze savaşı ve Ukrayna krizi başta olmak üzere önemli uluslararası dosyalarda, Batılı analistler de Almanya’nın ABD karşısında bağımsız ve belirleyici bir rol oynama kapasitesinin sınırlı olduğuna dikkat çekmektedir. Bazı Avrupa medyası, Berlin’in dış politikasını “bağımlı” ya da “gölge altında” olarak nitelendirmekte; bu değerlendirme, Almanya’daki iç eleştirilerde de tartışma konusu olmaktadır.
Son yıllarda Almanya’nın savunma bütçesini artırması ise Avrupa’daki güvenlik dönüşümü çerçevesinde, özellikle ülkenin iki dünya savaşındaki tarihsel geçmişi dikkate alındığında, çeşitli endişeleri beraberinde getirmiştir. Berlin bu eğilimi NATO yükümlülükleri ve jeopolitik gelişmelerle gerekçelendirse de, Avrupa medya ortamında Almanya’nın yeniden askerî güç kazanmasına yönelik hassasiyetler sürmektedir.
Tüm bu başlıklar, İran–Almanya ilişkilerinin hassas ve karmaşık bir aşamadan geçtiğini göstermektedir. Bir yandan Berlin, Batı ve İsrail ile olan tarihsel taahhütlerini ve stratejik bağlarını vurgularken; diğer yandan Tahran bu yaklaşımı taraflı politikaların ve çifte standartların göstergesi olarak değerlendirmektedir. Bu sürecin devam etmesi, iki ülke arasındaki siyasi ve medya temelli ayrışmayı daha da derinleştirebilir.

yorumunuz