Suudi Arabistan köklü değişime uğrayacak

Tahran, 12 Ocak 2016 – Faruk Loğoğlu, Suudi Arabistan’ın Şeyh Nimr’i idam etmesinin arkasında yatan nedenleri açıklayarak, bu ülkenin amaçlarına varmak yerine köklü değişimlere uğrayacağını dile getirdi.

MHA- Suudi Arabistan’ın Ayetullah Şeyh Nimr’i idam etmesi, İran, bölge ve dünya çapında büyük tepkiler topladı. Ardından bazı şüpheli kişiler Suudi Arabistan’ın Tahran ve Meşhed’deki diplomatik mekanlarına saldırarak Suudilerin İran aleyhine kara propaganda yapmasına neden oldu.

Bu kapsamda CHP Başkan Yardımcısı Osman Faruk Loğoğlu ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşinin metni şöyle:

Sizce İran-Suudi Arabistan arasında yaşanan tansiyonun bölgeye etkileri ne olur?

İran ile Suudi Arabistan arasında yaşanan gerilim, iç savaşlar, terörizm ve aşırıcılığın at oynattığı bölgemiz için büyük sonuçlar doğuracak. Bölgeyi mahvetme sürecinin son aşamalarından biri de Şeyh Nimr’in idam edilmesiydi. Bu da iki bölgesel güç olan İran ve Suudi Arabistan’ın ihtilaflarının kızışmasına neden olmuştur. İran ve Suudi Arabistan, mezhepsel ihtilaf ve bölgesel rekabetlerin yanı sıra Suriye, Irak ve Yemen’de şiddetli anlaşmazlık yaşıyor. İki ülkenin karşı tarafa meydan okuması da düşmanlığın derinleşmesini beraberinde getirmiştir.

Size göre Suud Hanedanı’nın Şeyh Nimr’i idam etmesi ve ardından İran ile ilişkilerini kesmesinden güttüğü amaçlar nelerdir?

Suud Hanedanı iç, bölgesel ve uluslararası muhalefetlere rağmen hala idam etmeye devam ediyor. Suud şahı Şeyh Nimr’in idam edilişini önleyebilirdi ancak bunu yapmayarak siyasi, ekonomik ve iç sorunları kendi lehine kullanmaya çalıştı. Suud Hanedanı’nın güttüğü amaçları şöyle sıralayabiliriz:

İran’ın Suriye’de etkisini artırması ve Batı ile anlaşmasının ardından yaptırımların kalkması ve bu ülkenin nüfuzunun daha da artmasından dolayı, Suudi Arabistan İran’ı bölgede yalnızlaştırmayı ve durumun daha önceki haline dönmesini hedefliyor.

İMF’nin tahminlerine göre Suudi Arabistan iflas eşiğinde ve bu rejim istikrarını korumak için daha petrol fiyatının yükselmesine ihtiyacı vardır. Ancak petrol fiyatının düşmesi dolayısıyla bu ülke Fars Körfezi bölgesinde tansiyon çıkararak bu ürünün fiyatının yükselmesini planlıyor olabilir. Bu İran’a da yarayabilir.

Suud Hanedanı içindeki rekabetler, ekonomik durumun kötüleşmesi, etnik çatışmalar, siyasi ve sosyal reformlar ve dıl politikadaki hezimetler, bunların hepsi Suud Hanedanı’nın ayakta kalmasını zorlaştırmıştır. İç kamuoyunu bu sorunlardan uzak tutmak ve onların milli duygularını İran’a karşı kabartmak da bu rejimin diğer amaçları arasında sayılabilir.

Suud Hanedanı, Suriye, Yemen ve Irak’a ilişkin yürüttüğü dış politikada yenildiği ve İran ile P5+1 arasında varılan nükleer anlaşmadan sonra Amerika’nın sergilediği tutumdan hoşnut olmadığı için bölgede büyük bir savaş çıkarmayı, dış politikadaki beceriksizliğini telafi etmeyi, İran’ı bir kez daha kötülük ekseni sunmayı ve Amerika’yı yine İran’la karşı karşıya getirmeyi düşünüyor.

Suudi Arabistan 34 ülkeyi Teröre Karşı İslam İttifakı’nın kapsamına alarak İran’a karşı savaşta bu ülkelerin Arabistan’ın yanında yer almasını hedefliyor olabilir. Bu ittifak askeri boyut taşısa da bir tür Sünnierin Şiilere karşı ortaya çıkardıkları itilaf da sayılabilir, çünkü İran, Irak ve Suriye bu koalisyonun içine alınmamıştır. Teröre karşı İslam koalisyonun oluşturulması için en mantıklı yöntem, İslam İşbirliği Teikilatı çerçevesinde toplanmak ve bütün Sünni ve Şii ülkelerin bir araya getirilmesidir. Bir ihtimal daha var. Suudi Arabistan, İran’la olası çarpışmadan önce böyle bir koalisyon kurarak İran ve diğer Şii ülkelere karşı hazırlıklar yapmıştır diyebiliriz.

Sizce Suudi Arabistan sonunda çıkardığı bu krizi kendi lehine kullanarak varmak istediği amaçlara ulaşabilir mi?

Hayır çünkü bu ülkenin beklentilerine rağmen, süreç daha çok onun aleyhine ve İran’ın yararına olarak sürüp gidiyor. İran daha çok diplomatik mekanlara düzenlenen saldırılardan dolayı ama Suudi Arabistan idam meselesi için eleştirildi.  İran Cumhurbşkanı ve Devrim Muhafızları, Suudi Arabistan’ın İran’daki diplomatik mekanlarına yapılan baskınları kınamış ve saldırganların yargılanması için talimat vermiştir. Genel olarak Fars Körfezi’ne kıyısı olan ülkeler ve Sudan dışında dünya toplumu da diplomatik yolla sorunun çözülmesini istiyor.

Petrol dünyasının tepkisi de şimdiye kadar Suudi Arabistan’ın beklentisini karşılamamış ve fiyatlar artmaktansa düşmeye devam etmiştir. Gerçi bu süreç daha sonraki aşamalarda değişebilir

Arabistan halkının bu krizdeki milli duyguları Suud Hanedanı’nın tarafında olmama ihtimali vardır. Genellikle iç sorunlar, dış politikada bir maceracılıkla çözülmez. Arap dünyasındaki değişim rüzgarları esmeye başlamış ve Suudilerin bu maceracılığının ters tepmesi sonucunda büyük ihtimalle bu ülkede köklü değişimlere şahit olacağız ve bunun sonucunda da Suud Hanedanı’nın ülkedeki egemenliğinin etki alanı azalacak.

Bütün herkes şuan tansiyonun düşmesinde yana oldukları için Suudiler yalnız kalabilir ve onların İran’la krizi devam ettirmesi halinde yenilen taraf onlar olacak. İran ve Suudi Arabistan arasında yaşanan her türlü askeri çarpışma Fars Körfezi bölgesi ve savaşan iki tarafın tahrip edilmesine ve herkese felaket doğrumasına neden olur. Mezhepçilik diğer bölge ülkelerine sıçrarsa çatışma boyutu genişleyecektir.

İran ve Suudi Arabistan arasında yaşanan gerilimin derinleşmesi takdirde, sözkonusu ülkere Arabistan’dan yana tavır alır mı?

Suudilerin Teröre Karşı İslam İttifakı’na üye ülkelerin yardımını alması olasılığı düşüktür. Onlar ancak sınırlı bir diplomatik destek ve diplomatik rest çekir.

Neden bu ülkeler Suudilere yardım etmez?

Çünkü mezhepçi fay hatları çalkalanırsa bu ülkelerin birçoğu da kendi içlerindeki mezhepçi ve etnik sorunlarla boşumak zorunda kalır.

İran’ın Suudi Arabistan’ın kriz çıkarma politikasına karşı gösterdiği tepkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Görünen o ki İran doğru şekilde oynuyor. İran bazı sınırlı meydan okumalar dışında hesaplı davranmış ve mezhepçiliği körükleyici tutumlardan kaçınarak nükleer anlaşma ve Viyana’da gerçekleşen Suriye konferansından elde ettiği prestijini korumak istiyor.

İran-Suudi Arabistan arasındaki krizin çözülmesi için neler yapılmalı? Türkiye iki ülke arasında arabulucu rolü oynayabilir mi?

En iyi arabulucu rolü oynayabilen ülke Türkiye’dir, çünkü Türkiye hem İran ve hem Suudi Arabistan ile yakın ilişkilere sahip. Türkiye seküler ilkelerine dayanarak mezhepçilikten çekinebilir. Bu kriz Ankara’nın geçen yıllarda uğradığı prestij ve saygınlığının geri gelmesi için en iyi fırsattır. Ama maalesef Türkiye bu görevi yerine getiremez çünkü bu ülke 10 yıldan fazladır AKP tarafından yönetiliyor ve kendisi mezhepçi politikaları uygulayarak Tahran’la anlaşmazlık yaşıyor. Öte yandan Suudilerle yakınlaşmıştır. Erdoğan verdiği ilk tepkide idamların Suudi Arabistan’ın iç meselesi olduğunu ve diplomatik mekanlara düzenlenen baskıyı kınadığını söyledi.

Türkiye krizin çözülmesine yönelij bir adım atmış mıdır?

Ankara’nın yaptığı tek pratik iş, Diyanet İşleri Başkanı’ndan İranlı ve Suudi atarflarla konuşmayı istemesi olmuştur. Başka bir deyimle yanlış bir iş yanlış bir insana devredilmiştir, çünkü İran ile Arabistan arasındaki mesele mezhep meselesi değiş, siyasi ve stratejik bir konudur. İran-Türkiye ilişkilerinin düzelmesi için bir fırsat doğmuş ncak burada partiler bir iş yapamıyor ve bu mesele devletin gündeminde değildir.

Maalesef bölgesel gerilimlerin düşürülmesi için Amerika ve Rusya gibi bölge ötesi ülkeler devreye giriyor ve kendi politikarını uyguluyor. Şuan BMGK konuya müdahil olmamalıdır ancak gelecekte devreye girmesi gerekebilir.

Peyman Yezdani

Y.B

News Code 1858347

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • 9 + 9 =