16 Şub 2026 08:13

Top İran ile anlaşma konusunda ABD’nin sahasında

Top İran ile anlaşma konusunda ABD’nin sahasında

Cenevre müzakerelerinin sonuç vermesi bekleniyorsa, ABD iki yaklaşımdan birini seçmek zorundadır: Ya yalnızca nükleer konuyu kapsayan belirli ve dengeli bir anlaşmaya odaklanmak ya da yeni talepler ekleyerek müzakereleri fiilen çıkmaza sürükleyen süreci devam ettirmek.

Salı günü Cenevre, dünyanın en hassas diplomatik gelişmelerinden birine sahne olacak. İran ile ABD arasındaki nükleer müzakereler, geçmiş yıllardan farklı koşullar altında gerçekleştirilecek. Daha önce de kritik görüşmelere ev sahipliği yapan şehir, bu kez iki ülke heyetlerini; geçmişte yaşanan acı deneyimler, derin güvensizlik ve bölgesel gelişmeler nedeniyle her zamankinden daha karmaşık bir atmosferde ağırlayacak. 2015 yılında aylar süren yoğun müzakereler sonucunda varılan nükleer anlaşmanın deneyimi hâlâ bu görüşmelerin üzerinde gölge oluşturuyor. Söz konusu anlaşma, ABD’nin 2018’de tek taraflı olarak çekilmesiyle fiilen çökmüş ve güven inşa sürecini ciddi biçimde zedelemişti.

Bugün temel mesele, bir uzlaşmanın mümkün olup olmadığı değil; çünkü deneyimler uzlaşının mümkün olduğunu gösterdi. Asıl soru, kalıcı bir anlaşmaya ulaşmak için gerekli siyasi iradenin bulunup bulunmadığıdır. Hukuki ve siyasi açıdan bakıldığında, önceki anlaşmadan çekilen taraf ABD oldu ve karşılıklı taahhüt mekanizmasını bozdu. İran ise Washington’un anlaşmadan çekilmesinden sonra uzun süre yükümlülüklerine bağlı kaldı ve ancak anlaşmanın ekonomik faydalarından fiilen mahrum bırakıldığında telafi edici adımlar attı. Bu nedenle mevcut koşullarda top ABD’nin sahasında. Eğer Washington nükleer dosyanın çözümünü gerçekten istiyorsa, bunu kanıtlama zamanı gelmiştir.

İran defalarca, müzakerelerin yalnızca nükleer konuyla sınırlı kalması ve ülkenin onuru, bağımsızlığı ve ulusal çıkarlarına saygı çerçevesinde yürütülmesi halinde diyaloğa ve gerekli güvenceleri sunmaya hazır olduğunu açıkladı. Tahran, nükleer silahın savunma doktrininde yeri olmadığını ve nükleer programının barışçıl nitelik taşıdığını vurguladı. Bu doğrultuda İran, teknik hata anlamalar veya siyasi endişeler hakkında görüşmeye ve şeffaf bir çerçevede üzerinde uzlaşılan denetim mekanizmalarını kabul etmeye hazır olduğunu ifade ediyor. İran açısından mesele diyaloğun kendisi değil; çerçeve, denge ve sonuçtur.

Son yıllarda ABD ve bazı müttefiklerinin baskısının temel eksenlerinden biri, İran’ın nükleer silah üretimine yönelebileceği iddiası oldu. İran bu iddiayı reddetmekle kalmayıp, nükleer programının barışçıl niteliğini kanıtlamak için daha fazla güvence sunmaya hazır olduğunu da belirtti. Eğer Washington’un asıl kaygısı nükleer silahların yayılmasını önlemekse çözüm yolu nettir: Karşılıklı yükümlülüklerin eş zamanlı uygulanacağı, şeffaf, doğrulanabilir ve dengeli bir anlaşmaya geri dönmek. Geçmiş deneyim, İran’ın uluslararası anlaşmalar çerçevesinde geniş kapsamlı iş birliği yapabileceğini gösterdi. Bu nedenle konu yalnızca nükleer meseleyle sınırlı kalırsa uzlaşma zemini mevcuttur.

Buna rağmen müzakerelerin yıpratıcı bir sürece dönüşmesi ya da taleplerin kapsamının genişletilmesi ciddi bir endişe kaynağıdır. Önceki deneyimler, nükleer dışı konular gündeme girdiğinde görüşmelerin daha karmaşık ve sonuçsuz hale geldiğini gösterdi. Bölgesel meseleler veya İran’ın savunma kapasitesi gibi başlıkların gündeme getirilmesi, nükleer anlaşma çerçevesinin dışına çıkmak ve müzakere sürecinde oyunun kurallarını değiştirmek anlamına gelir. Eğer hedef belirli bir dosyayı çözmekse, odak da o dosyada kalmalıdır. Konuların sınırsız biçimde genişletilmesi yalnızca güvensizliği derinleştirir.

Gerçekte dengeli bir anlaşma her iki taraf için de fayda sağlayabilir. İran açısından yaptırımların kaldırılması ve uluslararası ticaret ile finans sistemine tam dönüş, ekonomik büyüme, yatırım çekme ve istikrar sağlayabilir. ABD için ise dünyanın en hassas bölgelerinden birinde tansiyonun düşmesi; güvenlik maliyetlerinin azalması, dış politikanın diğer önceliklerine odaklanma imkânı ve enerji piyasalarında istikrar anlamına gelir. İran’ın nükleer dosyasında sağlanacak istikrar, küresel petrol ve doğalgaz piyasalarını olumlu etkileyebilir ve fiyat şoklarını önleyebilir; bu durum küresel ekonomi ve Amerikan tüketicisi açısından doğrudan önem taşır.

Bu süreçte üçüncü taraf aktörlerin rolü de göz ardı edilmemelidir. Siyonist rejim, son yıllarda İran ile ABD arasında yapılacak her türlü anlaşmaya karşı çıkmış ve kendi güvenlik kaygılarını Washington ile ortak kaygılar olarak göstermeye çalışmıştır. Ancak gerçekte İsrail’in çıkarları ABD’nin stratejik çıkarlarıyla her zaman tam olarak örtüşmeyebilir. Tel Aviv açısından İran ile gerilimin sürmesi, iç siyasi bütünlüğü güçlendiren ve güvenlik politikalarını meşrulaştıran bir araç olabilir. Buna karşılık ABD için gerilimin azalması, bölgedeki doğrudan ve dolaylı maliyetlerin düşmesi anlamına gelebilir.

Eğer Cenevre müzakerelerinin sonuç vermesi bekleniyorsa, ABD iki yaklaşımdan birini seçmek zorundadır: Ya yalnızca nükleer konuyu kapsayan belirli ve dengeli bir anlaşmaya odaklanmak ya da yeni talepler ekleyerek müzakereleri fiilen çıkmaza sürükleyen süreci devam ettirmek. Deneyimler, büyük anlaşmaların teknik pazarlıklardan çok, üst düzey siyasi kararlar gerektirdiğini göstermiştir. Eğer Washington yönetiminde bu dosyayı çözmeye yönelik ciddi bir irade varsa, bunun teknik ve hukuki araçları tasarlanabilir. Ancak amaç krizi çözmek yerine yalnızca yönetmekse, müzakereler uzun ve yıpratıcı bir sürece dönüşecektir.

İran, nükleer konu ve yanlış anlamaların giderilmesi hakkında diyaloğa hazır olduğunu ve hatta ABD’nin dile getirdiği kaygıları giderecek güvenceler sunabileceğini açıklamıştır. Tahran’ın kabul etmediği nokta ise müzakerelerin daha fazla baskı aracı haline getirilmesi ya da anlaşma çerçevesi dışındaki konuların dayatılmasıdır. Ulusal onur ve ülke çıkarları, her anlaşmanın uyması gereken kırmızı çizgilerdir.

Salı günü Cenevre’de yapılacak müzakereler, niyetlerin bir testi olarak değerlendirilebilir. Eğer ABD gerçekten dengeli bir anlaşmanın her iki ülkenin yararına ve bölgesel istikrara katkı sağlayacağı sonucuna vardıysa, izlenecek yol açıktır: Nükleer konuya odaklanmak, yaptırımların fiilen kaldırılması, karşılıklı güvencelerin sağlanması ve aşırı taleplerden kaçınılması. Ancak amaç zaman kazanmak ya da müzakereleri başka alanlara genişletmekse, sonuç güvensizliğin sürmesinden başka bir şey olmayacaktır.

Sonuç olarak bu dosyanın geleceği yalnızca anlaşma metnine değil, tarafların siyasi iradesine bağlıdır. İran hazır olduğunu açıklamıştır. Şimdi sıra ABD’dedir; gerçek ve kalıcı bir anlaşma mı istediğini yoksa vaat ve baskı döngüsünü mü tekrarlayacağını göstermelidir. Cenevre, diplomasinin çatışmanın yerini alabileceği yeni bir dönemin başlangıç noktası olabilir; ancak bu, Washington’da alınacak nihai kararın uzun vadeli çıkarlar doğrultusunda ve dış baskılardan bağımsız şekilde verilmesine bağlıdır.

News ID 1934477

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha