4 Nis 2026 09:53

İran’a karşı savaşın dünya medyasındaki yansımaları

İran’a karşı savaşın dünya medyasındaki yansımaları

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askerî saldırısının başlamasından 35 gün geçmesine rağmen, operasyonun ilan edilen hedefleri gerçekleşmiş değil.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askerî saldırısının başlamasından 35 gün geçmesine rağmen, operasyonun ilan edilen hedefleri gerçekleşmiş değil. Aksine, saldırıyı başlatan taraflar için stratejik bir çıkmazın ve sahada ile siyasette yaşanan başarısızlıkların giderek daha belirgin hâle geldiğine dair işaretler artıyor.

Sivil kayıpların, aralarında masum öğrencilerin de bulunduğu insanların hayatını kaybetmesiyle başlayan bu savaş, kısa sürede insani, güvenlik ve ekonomik boyutları genişleyen bir krize dönüştü ve uluslararası medyada farklı tepkilere yol açtı.

Dünya medyası, kendi yaklaşım ve bakış açılarına göre bu savaşın anlatısını şekillendirmeye çalışıyor. Bu yansımaların incelenmesi, savaşın gerçek durumu ve geleceğine dair daha net bir tablo ortaya koyabilir.

Batı medyası

New York Times bir haberinde şöyle yazdı:

Başkan Donald Trump, İran’la savaşın başlamasından bu yana ilk canlı televizyon konuşmasını çarşamba akşamı yaptı ve bir aydır süren hava saldırıları kampanyasını başarılı olarak nitelendirdi. Trump konuşmasında, “ABD’nin tüm askerî hedeflerini çok kısa bir sürede gerçekleştirme yolundayız — gerçekten çok kısa bir sürede. Önümüzdeki iki‑üç hafta içinde onlara öyle ağır darbeler vuracağız ki onları Taş Devri’ne geri göndereceğiz; ait oldukları yere” dedi.

Ancak bu kararlı zafer söylemine rağmen, başkan şu anda savaşın niteliğini belirleyen ve Orta Doğu’daki güç dengesi ile küresel ekonomiyi önümüzdeki yıllarda değiştirme potansiyeline sahip iki büyük krizin çözümüne yönelik herhangi bir plan bulunduğuna dair somut bir kanıt sunmadı.

İlk kriz, Fars Körfezi’ndeki Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıdır. Geçen ay İran askerî güçleri boğazı kapatmadan önce, dünya ham petrolünün ve sıvılaştırılmış doğalgazının yaklaşık beşte biri bu geçitten taşınıyordu.

İkinci kriz ise İran’ın yaklaşık 970 pound yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokunun oluşturduğu gizli tehdittir. Bu uranyumun ülke içinde bir ya da iki noktada gömülü olduğu düşünülüyor. Başkanın bu sorunları çözmeye yönelik gerçekten bir planı varsa bunu açıklamadı; yoksa da bunların ABD üzerindeki etkisini şansa bırakmış görünüyor.

The New Yorker dergisi ise “Donald Trump ve Pete Hegseth: İran savaşı hakkında çarpıtılmış bir anlatı” başlıklı analizinde şu değerlendirmeyi yaptı:

“Donald Trump, henüz beklediği hedeflere ulaşamamış bir savaşı başlatmış durumda ve şimdi zor bir gerçekle karşı karşıya: başlattığı savaşı istediği sonucu elde etmeden sona erdirmek kolay değil. Trump çarşamba akşamı İran savaşı hakkında yaptığı konuşmada abartılı ifadelerle sahadaki gerçekliği gölgelemeye çalıştı. Ancak sahadaki durum farklıdır. İran Devrim Muhafızları hâlâ ülkenin kontrolünü elinde tutuyor ve aynı zamanda küresel petrol arzının akışında belirleyici rol oynayan Hürmüz Boğazı üzerinde de hâkimiyetini sürdürüyor. Bu geçitte yaşanacak herhangi bir aksama, dünya enerji piyasasını ciddi biçimde etkileyebilir.”

Analize göre bir aylık hava saldırıları bazı komutanların ölmesine yol açmış olsa da İran’daki yönetim yapısında bir değişiklik yaratmadı. Buna rağmen Trump, askerî görevin “tamamlanmaya çok yakın” olduğunu ve ABD ordusunun yakında bazı birliklerini geri çekeceğini iddia etti.

Trump ayrıca Tahran’ın bir anlaşmayı kabul etmemesi halinde ABD’nin “iki‑üç hafta içinde çok daha ağır darbeler indireceğini” söyledi ve “Onları Taş Devri’ne geri göndereceğiz” ifadelerini kullandı.

Ancak bu sert söylem aynı zamanda Washington’un seçeneklerinin sınırlı olduğunun da bir işareti olarak görülüyor. Çünkü iki‑üç haftalık süre, Trump’ın daha önce dile getirdiği bazı tehditlerin uygulanması için muhtemelen yeterli değil. Bunlar arasında Hark Adası’ndaki petrol terminallerine kara saldırısı veya nükleer tesislerin çevresindeki tünellerde saklandığı düşünülen uranyum stoklarının çıkarılmasına yönelik daha geniş çaplı operasyonlar da bulunuyor.

Arap ve bölge medya

Arapça yayın yapan Arab21 sitesi, Muhammed Krişan’ın kaleme aldığı bir makalede ABD Başkanı’nın İran’a karşı yürüttüğü savaşta yalnız kaldığını yazdı. Yazıya göre İran’a karşı başlatılan savaş, müttefiklerle istişare edilmeden ve hatta Orta Doğu konusunda çalışan Amerikalı uzmanların yaklaşık %95’inin görüşüne aykırı biçimde, Trump ile Netanyahu’nun birlikte başlattığı kişisel bir savaş niteliği taşıyor.

İç ve dış destekten yoksun olan Trump’ın, bir yandan Arap ülkelerinden bu savaşın milyarlarca dolarlık maliyetine katılmalarını isteyerek adeta mali katkı talep ettiği, diğer yandan ise İran’ın enerji tesislerini ve su arıtma altyapısını hedef almak gibi tehditlerle uluslararası hukuku göz ardı ettiği belirtiliyor. NATO ve G7 gibi müttefiklerin karşı çıkması, ABD’de düzenlenen geniş çaplı “No Kings” (Krallara Hayır) protestoları ve Hürmüz Boğazı’nın güvenliği için uluslararası destek bulamaması, Trump’ın bu macerada yalnız kaldığını gösteren unsurlar olarak değerlendiriliyor. Yazara göre “ateşi yakan kişi, onu söndürmekle de kendisi yükümlüdür.”

Öte yandan Al Mayadeen kanalında yayımlanan ve Abdülaziz bin Habetur’un kaleme aldığı bir makalede, 28 Şubat 2026’da İran’a karşı başlatılan askerî saldırının dini–Siyonist bir nitelik taşıdığı ileri sürülüyor.

Yazıya göre ABD ve İsrail’in ana akım medya organları bu savaşı Tevrat ve Hristiyan Siyonist anlatılarıyla meşrulaştırmaya çalışıyor; Müslümanlar ve Araplar ise “ümem” ya da “ötekiler” olarak, yani Yahudi olmayan topluluklar şeklinde tasvir ediliyor. Yazar, ABD’de etkili olan Hristiyan Siyonist akımın bu savaşı “Mesih’in dönüşü” ve “Üçüncü Tapınağın inşası” için bir zemin olarak gördüğünü savunuyor.

Makalenin sonunda ise II. Dünya Savaşı’ndan sonra “mağdur Yahudi” anlatısının İsrail’in kurulmasını ve Balfour Deklarasyonu’nun uygulanmasını meşrulaştırmak için oluşturulduğu ileri sürülüyor. Yazara göre sağcı Yahudi akımlarının bir kısmı Nil’den Fırat’a kadar uzanan bir egemenlik anlayışını savunuyor. Bu nedenle söz konusu savaş, yazar tarafından “Siyonist kötülük ekseni” ile “İslami‑Arap direniş ekseni” (İran, Yemen, Lübnan, Irak ve Filistin) arasındaki varoluşsal bir mücadele olarak tanımlanıyor.

Çin ve Rusya medyası

Çin’in CGTN kanalı, “Henüz bitmemiş bir savaşta Trump zafer ilan ediyor” başlıklı analizinde, gerilimlerin artması ve maliyetlerin yükselmesiyle birlikte ABD’nin İran’la yaşadığı çatışmada gerçekten zafer ilan edip edemeyeceğine dair şüphelerin arttığını yazdı. Analize göre bir savaş, yalnızca “sona erdiğini ilan etmekle” bitmiş sayılmaz.

ABD kamuoyu ise uzun sürecek bir çatışmanın gerçek maliyetlerini hissetmeye başlamış durumda. Enerji fiyatlarındaki artış, kamuoyundaki görüş değişimi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının zorlukları, Trump yönetiminin karşı karşıya olduğu başlıca sorunlar arasında gösteriliyor.

TASS haber ajansının aktardığına göre, Atomic Scientists Bulletin dergisinin genel yayın yönetmeni John McClean, şu anda ABD veya İsrail’in İran’a karşı nükleer silah kullanma ihtimalinin ya da İran’ın İsrail’in nükleer tesislerini hedef almasının “düşük bir olasılık” olduğunu söyledi.

McClean, “Radyoaktif ve nükleer sonuçların gerçekten felaket boyutunda olacağı düşünüldüğünde, böyle saldırıların ihtimali düşük. Ancak sıfır olduğunu da söyleyemeyiz” dedi.

Ayrıca savaşlarda kazalar, yanlış hesaplamalar ve beklenmedik gelişmelerin yaşanabileceğini vurgulayarak şu ifadeyi kullandı:

“İran’a yönelik bu saldırı — ki ben bunu tamamen saçma buluyorum — devam ettiği sürece bu ihtimali tamamen dışlamak mümkün değil. Sonuçların ne olacağını kimse bilmiyor.”

Öte yandan Russia Today’e konuşan üst düzey bir İranlı güvenlik yetkilisi, Hürmüz Boğazı’nın ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaştan önceki durumuna geri dönmeyeceğini söyledi.

Dünya deniz yoluyla taşınan petrolünün yaklaşık %20’sinin geçtiği bu boğaz, son bir aydaki çatışmalar nedeniyle fiilen kapalı durumda. Bu durum birçok ülke üzerinde, özellikle de benzinin galon fiyatının 4 doların üzerine çıktığı ABD’de, ekonomik baskı oluşturuyor.

Yetkiliye göre şu anda gemilerin boğazdan geçebilmesi yalnızca İran’ın onayıyla ve geminin ait olduğu ülkenin Tahran ile doğrudan temas kurması halinde mümkün. Bugüne kadar ABD, İsrail ve müttefiklerine ait hiçbir gemiye geçiş izni verilmedi.

İran’ın boğazda bir “güvenli koridor” oluşturduğu ve bu koridor üzerindeki kontrolünü sürdürmeye devam edeceği de belirtildi.

İsrail medyası

Times of Israel’in haberine göre İsrail ordusu bugün (Cuma) Hizbullah’ı tamamen silahsızlandırma konusunda yetersiz kaldığını kabul etti. Ordu, Güney Lübnan’da bir “güvenlik bölgesi” oluşturulmasına yönelik planı siyasi liderliğe sunmayı planladığını açıkladı. Bu plan; sınır yakınındaki Lübnan köylerinin yıkılmasını ve Lübnan topraklarının birkaç kilometre içinde İsrail askerî karakollarının kurulmasını içeriyor. Ancak söz konusu girişim şimdiye kadar Hizbullah’ın direnişi ve karşı hamleleri nedeniyle başarısız oldu.

Üst düzey bir İsrailli askerî yetkili, ordunun amacının Hizbullah’ı ciddi şekilde zayıflatmak ve İsrail’in kuzeyindeki yerleşimcilere yönelik tehdidi azaltmak olduğunu söyledi. Ancak yetkiliye göre Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılması gerçekçi bir hedef değil ve devam eden kara operasyonunun “gerekli hedefi” olarak görülmüyor.

Yetkili, “Bu operasyonun sonunda Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılması gerekli bir hedef değildir” dedi. Bu açıklama, daha önce İsrail Genelkurmay Başkanı ile Savunma Bakanı’nın Hizbullah’ı silahsızlandırmaktan vazgeçmeyeceklerini söylemelerinin ardından geldi. Aynı yetkili, Hizbullah’ı tamamen silahsızlandırmak için İsrail ordusunun tüm Lübnan’ı işgal etmesi gerektiğini, ancak böyle bir imkânın ve planın bulunmadığını belirtti.

Bu nedenle İsrail ordusu, Hizbullah’ın roket saldırılarının tamamen durmasını beklemiyor. Ancak kısa menzilli roketlerin artık çoğunlukla İsrail’in kuzeyindeki sivil yerleşimler yerine Güney Lübnan’daki İsrail birliklerini hedef aldığı belirtiliyor. Haberlere göre Hizbullah günde yüzlerce roket fırlatıyor, fakat bunların büyük kısmı Lübnan içindeki İsrail askerî güçlerine yöneliyor.

İsrail ordusu için İran’daki savaş hâlâ öncelikli cephe olarak görülüyor. Ancak İran ile bir ateşkes sağlanması durumunda ordunun ana odağının Lübnan cephesine kayacağı ifade ediliyor.

Öte yandan Israel Hayom gazetesinin bir haberine göre İran’la savaşın en az 10 gün daha sürmesi bekleniyor. ABD ve İsrail’in İran’daki ekonomik hedeflere ve sivil altyapıya yönelik saldırılarını artırmayı planladıkları belirtiliyor.

Taraflar arasındaki derin güvensizlik nedeniyle müzakereler çıkmaza girmiş durumda. İran derhal ateşkes ve savaşın yeniden başlamayacağına dair garanti talep ederken; ABD ise Hürmüz Boğazı’nın tamamen yeniden açılması ve İran’ın tüm zenginleştirilmiş uranyum stokunu teslim etmesini şart koşuyor.

Haberde ayrıca İran’ın hâlâ füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla baskı oluşturma ve Körfez ülkelerinin ekonomisini aksatma kapasitesini koruduğu belirtiliyor.

News ID 1935704

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha