21 Ağu 2026 14:07

Askeri savaştan ekonomik savaşa: Trump neden yolun sonuna geldi?

Askeri savaştan ekonomik savaşa: Trump neden yolun sonuna geldi?

Trump’ın İran’a yönelik “benzeri görülmemiş ekonomik savaş” hamlesi, Washington’ın askeri ve yaptırım seçeneklerinin giderek daraldığını gösteriyor.

Donald Trump’ın İran’a karşı “benzeri görülmemiş bir ekonomik savaş” ilan etmesi, yalnızca yeni bir ekonomik baskı döneminin başladığının işareti olarak değerlendirilemez. Bu karar, her şeyden önce Washington’ın aylar süren askeri ve yaptırım baskısının ardından etkili seçeneklerinin giderek daraldığını gösteriyor. ABD artık İran’ın içinde yeni ve belirleyici hedefler bulmak yerine baskının kapsamını İran sınırlarının dışına taşıyor; Tahran’a hâlâ ticaret yapma ve finansal erişim imkânı sağlayan ülkeleri, bankaları ve şirketleri hedef alıyor. Aslında Trump’ın yeni politikası, önceki baskıların başarısızlığını telafi etme girişimi olarak değerlendirilebilir. Bu, İran’a doğrudan baskı uygulamaktan, yaptırımları aşmasına imkân sağlayan ağa baskı yapmaya geçiş anlamına geliyor.

Yaptırımlar doygunluk noktasına ulaştığında

ABD son yıllarda İran ekonomisinin neredeyse tüm önemli sektörlerini yaptırım listesine aldı. Petrol ve petrokimya sektörlerinden deniz taşımacılığına, metallerden otomotiv sektörüne, Merkez Bankası’ndan finansal ağlara ve çeşitli ekonomik kuruluşlara kadar çok sayıda alan ABD yaptırımlarının hedefi oldu. Atlantic Council tarafından İran yaptırımları üzerine yapılan bir değerlendirmede de İran ekonomisinin neredeyse tüm sektörlerinin ABD yaptırımlarının hedefi hâline geldiği vurgulanıyor.

Dolayısıyla Washington’ın sorunu artık İran ekonomisinde yaptırım uygulanmamış bir sektör bulmak değil. Asıl sorun, her yeni yaptırımın önceki yaptırımlara kıyasla mutlaka yeni ve belirleyici bir baskı oluşturamaması.

Bu nedenle Trump bugün “benzeri görülmemiş ekonomik savaş”tan söz ediyor; ancak bu savaşın ana cephesi artık yalnızca İran değil. ABD, İran’la iş birliği yapan yabancı bankaları, denizcilik şirketlerini, petrol alıcılarını, ticari aracılık yapan kuruluşları ve hatta hükümetleri baskı altına almak istiyor.

Askeri baskının başarısızlığı ve yaptırım araçlarına dönüş

Bu politika değişikliğini son aylardaki askeri gelişmeler bağlamında da değerlendirmek gerekiyor. Washington, askeri baskının ABD’nin beklediği siyasi hedefleri gerçekleştirememesinin ardından ekonomik baskıyı artırma yoluna gitti. Eğer askeri güç tek başına Tahran’ı Washington’ın taleplerini kabul etmeye zorlayabilseydi, yeni bir “ekonomik savaş” ilan edilmesine gerek kalmazdı.

Dolayısıyla Trump’ın yeni politikası bir anlamda savaş alanının değiştirilmesi olarak değerlendirilebilir. ABD askeri sahadan ekonomik sahaya geri çekilmiyor; ancak yetersiz kalan askeri baskıyı ekonomik baskıyla tamamlamaya çalışıyor.

Batılı uzmanların değerlendirmelerine göre asıl sorun, İran ekonomisinin onlarca yıllık yaptırımlar boyunca bu baskılarla mücadele etmek için çeşitli mekanizmalar geliştirmiş olması. Kayıt dışı ticaret ağları, petrol satış kanalları, finansal aracılar, yerel para birimlerinin kullanılması ve Batılı olmayan ortaklarla iş birliği bu mekanizmaların bir bölümünü oluşturuyor.

Çin: Yaptırımların duvara çarptığı yer

ABD’nin yeni politikasının karşı karşıya olduğu en büyük zorluk Çin. Cezayir merkezli enerji analiz şirketi Kepler’in verilerine ve Al Jazeera’nın yakın tarihli bir haberinde yer verilen bilgilere göre, İran’ın 2025 yılındaki petrol ihracatının yüzde 80’inden fazlası Çin’e gitti. Bu petrolün önemli bir bölümü küçük Çinli rafinerilere ulaşıyor; ödemeler ise küçük bankalar, Hong Kong’daki ticaret şirketleri ve yuan üzerinden gerçekleştirilen işlemler aracılığıyla yapılıyor.

Bu durum Washington açısından ciddi bir sorun oluşturuyor. İranlı bir şirketi yaptırım listesine almak ile büyük bir Çin bankasına yaptırım uygulamak arasında temel bir fark var. İlk durumda maliyetin büyük bölümü İran’a yansırken, ikinci durumda ABD dünyanın en büyük ekonomilerinden biriyle doğrudan karşı karşıya geliyor.

Bu nedenle Bloomberg’in de bildirdiği üzere ABD daha önce iki büyük Çin bankasını İran’la bağlantılı ikincil yaptırımlar konusunda uyarmış, ancak henüz bu bankaları doğrudan yaptırım listesine almamıştı.

Yaptırım kılıcı ABD’ye geri dönebilir

Burada Washington’ın yaptırım poli tikasındaki en önemli çelişkilerden biri ortaya çıkıyor. ABD’nin yaptırım gücü büyük ölçüde doların hâkimiyetinden ve ülkenin finansal sistemine yönelik geniş erişimden kaynaklanıyor. Ancak bu aracın yaygın biçimde kullanılması, hedef ülkeleri alternatif yollar bulmaya teşvik ediyor.

Chatham House tarafından yapılan analizler, yaptırımların genişlemesinin İran, Çin ve Rusya gibi ülkeler arasındaki iş birliğinin derinleşmesine katkı sağladığını ve bu ülkeleri dolara daha az bağımlı ödeme ve takas kanalları oluşturmaya yönelttiğini gösteriyor.

Bu da yaptırımların kısa vadede baskı oluşturabileceği, ancak uzun vadede hedef ülkelerin ABD finansal sistemine olan bağımlılıklarını azaltma motivasyonunu artırabileceği anlamına geliyor.

Sonuç olarak Washington’ın ekonomik gücünü korumak amacıyla kullandığı bir araç, zamanla rakip finansal araçların oluşturulması için motivasyonu artırabilir.

ABD daha fazla baskı için daha fazla bedel ödemek zorunda

Trump’ın yeni politikasındaki temel sorun tam da burada ortaya çıkıyor. ABD ikincil yaptırımların kapsamını ne kadar genişletirse, büyük ekonomik güçlerin çıkarlarıyla çatışma ihtimali de o kadar artıyor. İran petrolünün alıcılarına yaptırım uygulanması küresel petrol arzını etkileyerek enerji fiyatlarını yükseltebilir. Çin’e yönelik baskı Pekin’in karşılık vermesine yol açabilir. Yabancı şirketlerin hedef alınması ise ABD ile ticaret ortakları arasındaki ayrışmayı daha da derinleştirebilir.

Dolayısıyla Washington zor bir denklemle karşı karşıya: İran üzerindeki baskıyı artırmak için baskıyı diğer ülkelere taşımak zorunda; ancak bu halka genişledikçe, politikanın ABD açısından uygulanma maliyeti de artıyor.

Trump’ın yeni politikasının nihai sonuca ulaşması neden zor?

ABD yaptırımlarının nihai amacı yalnızca İran’ın gelirlerini azaltmak değil; temel hedef Tahran’ın siyasi davranışlarını değiştirmek. Ancak son yıllardaki deneyim, ekonomik baskının her zaman siyasi davranış değişikliğine yol açmadığını gösterdi. İran daha yüksek maliyetlere katlanabilir, ticaret yollarını değiştirebilir ve Çin ile Rusya gibi ülkelerle ekonomik iş birliğini genişletebilir.

Chatham House da yaptırımların sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, geniş kapsamlı baskının nihayetinde ABD yaptırımlarının etkinliğini azaltabilecek alternatif finansal ve ticari ağların oluşmasına katkı sağlayabileceği konusunda uyarıyor.

Bu nedenle Washington açısından artık asıl mesele “İran’a karşı daha neyi yaptırım kapsamına alabiliriz?” sorusu değil; “İran’ın her ekonomik kanalını kapatmak için ABD kaç ülkeyle daha karşı karşıya gelmeye hazır?” sorusudur.

“Maksimum baskı”dan “maliyetli baskı”ya

Trump’ın yeni politikasını son aylardaki askeri gelişmelerle birlikte değerlendirdiğimizde daha net bir tablo ortaya çıkıyor. ABD, askeri baskı deneyiminin ardından yeniden yaptırımlara yöneliyor. Ancak bu kez İran ekonomisinin neredeyse tamamı daha önce yaptırım kapsamına alınmış durumda ve Washington yeni hedefler bulmak için İran’ın dış bağlantılarına yönelmek zorunda.

İşte “maksimum baskı”nın “maliyetli baskı”ya dönüşebileceği nokta tam olarak burası. ABD ekonomik baskıyı artırabilir; ancak bunu maliyetsiz bir şekilde sonsuza kadar sürdüremez.

Çin bu politikaya direniyor, Rusya’nın Tahran’la iş birliğini artırma motivasyonu bulunuyor ve İran da yıllar süren yaptırımlar boyunca alternatif yollar oluşturma konusunda önemli bir deneyim kazandı.

Sonuç olarak Trump’ın yeni politikası, İran’a karşı yeni bir ekonomik silah keşfedildiğinden çok, Washington’ın mevcut seçeneklerinin giderek daraldığının göstergesi olarak değerlendirilebilir. ABD, askeri baskının beklenen sonucu vermemesinin ardından şimdi aynı baskıyı ekonomik alanda sürdürmeye çalışıyor.

Ancak bu kez önemli bir fark var: Hedef yalnızca İran değil. Tahran’ı izole etmek için ABD’nin Çin’i, Batı dışındaki finansal ağları, petrol alıcılarını ve uluslararası şirketleri de baskı altına alması gerekiyor.

İşte tam da bu noktada dengeler değişebilir. İran’ı izole etmek amacıyla uygulanan yaptırımlar, İran’ın Doğu ile iş birliğini derinleştirebilir, dolar dışı para birimlerinin kullanımını artırabilir ve bazı ülkelerin ABD finansal sistemine olan bağımlılığını azaltabilir.

Bu koşullarda Trump’ın ilan ettiği “benzeri görülmemiş ekonomik savaş”, İran’a yönelik baskının yeni bir aşamasının başlangıcından ziyade, ABD’nin yaptırım politikasının kendi güç sınırlarına ulaşmaya başladığının göstergesi olabilir.

News ID 1938045

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha