İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzade, 3 Kasım Salı günü Belarus’un başkenti Minsk’te düzenlenen konferansta konuştu. Belarus Cumhurbaşkanı’nın açılış konuşmasıyla başlayan etkinliğe Rusya Dışişleri Bakanı da dahil olmak üzere yaklaşık 50 ülkeden 600 yetkili ve uzman katıldı.
İran’ın nükleer silah edinmeme tutumunun herhangi bir gücün baskısıyla alınmış bir karar olmadığını belirten Hatibzade, bunun Tahran’ın kendi iradesiyle benimsediği stratejik ve ilkesel bir tercih olduğunu söyledi. Geçen yıl yaşanan gelişmelerin de bu yaklaşımın doğruluğunu bir kez daha ortaya koyduğunu savundu.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak saldırılarını hegemonya ve emperyalizm arayışlarının sonucu olarak nitelendiren Hatibzade, bu saldırıların bölge ve dünya üzerinde derin ve kalıcı sonuçlar doğurduğunu ifade etti.
ABD ve İsrail’in yalnızca bir ülkeye saldırmadığını, aynı zamanda uluslararası hukuku ve BM Şartı’nın temel ilkelerini hedef aldığını ifade eden Hatibzade, saldırıların uluslararası hukuk temelli düzeni zayıflattığını söyledi. Müzakereler devam ederken gerçekleştirilen saldırıların diplomasinin temellerine ağır darbe vurduğunu belirtti.
İran’ın eski Devrim Lideri Şehit Ayetullah Seyyid Ali Hamaney’in, Minab ve Lamerd’deki öğrenci ve çocukların, ayrıca Dena muhribinin hedef alınmasını hatırlatan Hatibzade; sivillere, sivil altyapıya ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) taraf bir ülkenin güvence denetimi altındaki tesislerine yönelik saldırıları da eleştirdi.
Hatibzade, “Bombalar İran’ın üzerine düştü ancak bunun yarattığı emsal bütün uluslararası toplumun üzerine çöktü” ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanlığı Siyasi ve Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü Başkanı da olan Hatibzade, İran’ın nükleer silahlara sahip iki gücün saldırılarına karşı direndiğini belirterek, bu ülkelerin nükleer cephaneliklerinin savaşları kısaltmadığını veya kendilerine barış getirmediğini savundu. Aksine bu silahların savaşın kapsamını genişlettiğini söyledi.
Gazze’deki saldırılara verilen destek eleştirisi
Hatibzade, füze saldırılarından önce İran medeniyetinin yok edilmesinin gündeme getirildiğini belirterek, ABD medyasında İran’ın elektrik santralleri ve sivil altyapısının hedef alınmasının askeri planlama çerçevesinde tartışıldığını söyledi.
Milyonlarca insanı elektrik, su ve ilaçtan mahrum bırakmanın uluslararası hukuk ve silahlı çatışma hukuku kapsamında en ağır savaş suçları arasında yer aldığını ifade etti.
Batılı ülkelerin İsrail’in Gazze’deki eylemlerine koşulsuz destek vermesinin suçların normalleştirilmesini hızlandırdığını savunan Hatibzade, uluslararası hukuk çevrelerinin ve dünya kamuoyunun önemli bir bölümünün bu eylemleri soykırım olarak nitelendirdiğini belirtti.
Batı’nın İsrail’e silah desteği sağlamasını, diplomatik koruma sunmasını, BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkını kullanmasını ve İsrail’in elindeki kitle imha silahlarını dile getirmekten kaçınmasını eleştiren Hatibzade, bu yaklaşımın askeri ve siyasi doktrinlere de yansıdığını söyledi.
Uluslararası hukukun bütün devletlere eşit uygulanması gerektiğini vurgulayan Hatibzade, bazı ülkelerin uluslararası hukukun dışında tutulmasının mevcut düzenin sürdürülebilirliğini ortadan kaldıracağını ifade etti.
İran’a yönelik savaş insanlığa karşı suçtur
ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşın ve yasa dışı, sınır ötesi yaptırımlarının insanlığa karşı suç teşkil ettiğini belirten Hatibzade, saldırıya uğrayan bir ülkenin uluslararası barış ve güvenliğe tehdit olarak gösterilmesini, saldırganların ise kendilerini savcı konumuna yerleştirmesini eleştirdi.
İran’ın nükleer silah geliştirdiği yönündeki iddiaların gerçek dışı olduğunu belirten Hatibzade, bu söylemin yıllardır İsrail’in resmi kanalları, Washington’daki bazı düşünce kuruluşları ve neocon çevreler tarafından yayıldığını savundu.
Bu tür gerçek dışı anlatıların yıkıcı savaşlara gerekçe oluşturabildiğini belirten Hatibzade, bunların uluslararası toplum için en büyük tehditlerden biri olduğunu söyledi.
İran’ın nükleer sicili şeffaf
İran’ın nükleer programına ilişkin sicilinin açık ve şeffaf olduğunu savunan Hatibzade, ülkesinin Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması kapsamında ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) denetimi altında uranyum zenginleştirdiğini, buna rağmen yaptırımlara maruz kaldığını ancak antlaşmadan çekilmediğini söyledi.
İran’ın santrifüjlerine yönelik siber sabotajlara ve nükleer bilim insanlarına yönelik suikastlara rağmen NPT üyeliğini sürdürdüğünü hatırlatan Hatibzade, 2015 yılında Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) imzalandığını ve diplomasi tarihinin en kapsamlı doğrulama mekanizmalarından birinin kabul edildiğini belirtti.
UAEA’nın art arda yayımladığı raporlarda İran’ın yükümlülüklerine bağlılığının teyit edildiğini söyleyen Hatibzade, buna rağmen ABD’nin 2018’de tek taraflı olarak anlaşmadan çekildiğini ve daha ağır yaptırımlar uyguladığını ifade etti.
İran’ın Haziran 2025’te müzakereler devam ederken güvence denetimi altındaki nükleer tesislerinin bombalandığını, Şubat 2026’da ise müzakereler sürerken ülkenin dini liderinin öldürüldüğünü belirten Hatibzade, tüm bunlara rağmen İran’ın NPT’den çekilmediğini vurguladı.
Nükleer silahlara karşı en güçlü güvence fetvadır
Uluslararası antlaşmalarda yükümlülüklerle haklar arasında denge bulunması gerektiğini belirten Hatibzade, İran’ın NPT’nin sağladığı haklardan yararlanamadığını savundu.
Hatibzade, İran açısından nükleer silahlara karşı en güçlü güvencenin uluslararası bir antlaşma değil, Devrim Lideri'nin fetvası olduğunu söyledi.
Şehit Ayetullah Ali Hamaney’in nükleer silahların üretilmesini, bulundurulmasını ve kullanılmasını haram ve yasak ilan eden bir fetva yayımladığını hatırlatan Hatibzade, bu fetvanın yaklaşık 20 yıl önce UAEA’nın resmi belgelerine kaydedildiğini belirtti.
Söz konusu fetvanın NPT’den çok daha güçlü bir güvence oluşturduğunu savunan Hatibzade, antlaşmanın 10. maddesi uyarınca ülkelerin üç aylık bildirim süresiyle antlaşmadan çekilebildiğini, ancak fetvanın dini ve ahlaki açıdan bağlayıcı olduğunu ifade etti.
İsrail’in nükleer silahlarına yönelik çifte standart eleştirisi
Hatibzade, uluslararası alandaki çifte standartları eleştirerek İsrail’in nükleer silahlara sahip olduğunu ancak NPT’ye taraf olmadığını ve kapsamlı güvence denetimlerini kabul etmediğini söyledi.
İsrail’in işgal, soykırım, etnik temizlik ve komşu ülkelere yönelik saldırılarla dolu bir sicile sahip olduğunu savunan Hatibzade, İsrailli liderlerin Gazze’deki eylemleri nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin tutuklama kararlarıyla karşı karşıya olduğunu, soykırım iddialarının ise Uluslararası Adalet Divanı’nda incelendiğini hatırlattı.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın BM Genel Kurulu’nda dile getirdiği, “Atom bombası İsrail’de, denetçiler ise İran’da” sözlerini hatırlatan Hatibzade, bu ifadenin uluslararası sistemdeki çifte standardı özetlediğini söyledi.
İran’ın yasal zenginleştirme hakkına sahip olmasına rağmen denetime tabi tutulduğunu, NPT’ye taraf olmayan İsrail’in nükleer cephaneliği konusunda ise sessiz kalındığını belirten Hatibzade, Washington ve Avrupa başkentlerinin bu yaklaşımını eleştirdi.
Konuşmasının sonunda İran’ın kendisini savunurken ulusal egemenliğini ve halkını koruduğunu, bunun ötesinde uluslararası hukuk ve BM Şartı’nın temel ilkelerini de savunduğunu belirten Hatibzade, İran’ın mücadelesinin İsrail’in nükleer cephaneliğine ve gerçekleri çarpıtan söylemlere karşı da yürütüldüğünü söyledi.
Hatibzade, İran dosyasının bugün küresel nükleer silahların yayılmasını önleme rejiminin ve NPT’nin geleceği açısından önemli bir sınav niteliği taşıdığını ifade etti.
yorumunuz