31 Eki 2026 12:23

İki Devlet, Tek Millet Söyleminden Siyasi Gerilime: İsrail Bu Tabloyun Neresinde?

İki Devlet, Tek Millet Söyleminden Siyasi Gerilime: İsrail Bu Tabloyun Neresinde?

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, okullarda başörtüsüne yönelik kısıtlamalar konusundaki görüş ayrılıkları ve son dönemde yaşanan siyasi gerilimler nedeniyle yeni bir sınavdan geçiyor.

“İki devlet, tek millet” sloganı bugün ciddi bir sınavla karşı karşıya. Tarihî, etnik ve dilsel bağlarıyla öne çıkan Türkiye-Azerbaycan ilişkileri, son haftalarda siyasi ve diplomatik gerilimlere sahne oluyor. Her ne kadar süreç Azerbaycan’daki okullarda kıyafet düzenlemesiyle başlamış olsa da yaşananların arka planı ve boyutları, eğitim alanındaki bir anlaşmazlığın çok ötesine uzanıyor.

Krizin başlangıcı: Okullardaki yeni düzenleme ve Türkiye’nin tepkisi

Gerilim, Azerbaycan’da okullarda yeni kıyafet kurallarının uygulanmasıyla başladı. Söz konusu düzenlemeyle öğrencilerin resmî okul üniforması giymesi zorunlu hâle getirildi. Bu uygulama, fiilen başörtüsü kullanımının kısıtlanmasına ve başörtülü bazı öğrencilerin okula alınmamasına yol açtı.

Karar, Türkiye’deki bazı siyasi ve dinî çevrelerin tepkisini çekti. Eleştiri yönelten isimler arasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı Oktay Saral da yer aldı. Saral’ın bu politikaya yönelik eleştirilerinin ardından görevinden alınması, gerilimin tırmanmasının önüne geçmek ve Bakü ile ilişkileri yönetmek amacıyla Erdoğan’ın talimatıyla atılmış bir adım olarak değerlendirildi.

Azerbaycanlı yetkililer ise Türkiye’den gelen eleştirileri ülkenin iç işlerine müdahale olarak nitelendirdi. Gerilimin devamında Bakü, yedi Türk vatandaşı hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkardı ve 31 Türk vatandaşını istenmeyen kişiler listesine alarak ülkeye girişlerini yasakladı.

Gerilimin açık göstergesi: Aliyev’in Ankara’daki zirveye katılmaması

Gerilim, 29-30 Ekim 2026 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi’nde daha görünür hâle geldi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsi davetine rağmen zirveye katılmadı. Azerbaycan’ı toplantıda Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil etti.

Azerbaycan’ın resmî medyası Aliyev’in zirveye katılmamasını önceden planlanmış programlarına bağlarken, bazı haberlerde bu kararın Erdoğan’ın 15 Ekim’de Bakü’de düzenlenen zirveye katılmamasına karşılık olduğu öne sürüldü. Söz konusu toplantıda Türkiye’yi Cumhurbaşkanı adına Dışişleri Bakanı Hakan Fidan temsil etmişti.

Erdoğan, Ankara’daki zirvede yaptığı konuşmada Türk dünyasının birliğinin korunması gerektiğini vurgulayarak büyük Türk ailesinde ayrılığa ve bölünmeye yer olmadığını söyledi. Buna rağmen Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın zirveye katılmaması, iki müttefik arasındaki ilişkilerde yaşanan soğumanın sembollerinden biri hâline geldi.

Krizin daha az görünür boyutu: Azerbaycan’ın İsrail’le eğitim iş birliği

Son dönemdeki anlaşmazlığın dikkat çeken boyutlarından biri de Azerbaycan’ın İsrail’le eğitim alanındaki iş birliği. Bu konu, okullardaki yeni kıyafet düzenlemesi tartışmaları sırasında da gündeme geldi.

Azerbaycan Bilim ve Eğitim Bakanı Emin Amrullayev, ülkesinin eğitim sisteminde reform yaparken İsrail’in eğitim tecrübesinden ve modelinden yararlandıklarını belirten açıklamalarda bulundu. İsrail’in eğitim ağıyla iş birliği de uzun yıllardır devam ediyor. Bu kapsamda eğitim yöntemlerinin geliştirilmesi, bilim ve teknoloji programları ile Azerbaycanlı öğretmen ve okul yöneticilerinin eğitim programlarına katılmak üzere Tel Aviv’e gönderilmesi gibi çalışmalar yürütülüyor.

Yayımlanan haberlere göre, 2019’dan itibaren genişleyen bu iş birliği kapsamında yüzlerce Azerbaycanlı öğretmen ve eğitim yöneticisi İsrail’in eğitim sistemiyle ilgili programlara katıldı. Ortak projeler çerçevesinde bilim, teknoloji ve inovasyon temelli eğitim yöntemleri de Azerbaycan okullarında uygulanmaya başladı.

Bu iş birliklerinin, başörtülü öğrencileri etkileyen kısıtlamalarla aynı dönemde gündeme gelmesi Türkiye’deki eleştirileri de beraberinde getirdi. Eleştirilerde, İsrail’in eğitim sisteminden yararlanıldığının vurgulandığı bir ortamda Azerbaycan okullarında dinî kısıtlamaların artırılmasının gerekçesi sorgulanıyor.

Tel Aviv-Ankara rekabeti: Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya

Yaşanan gelişmelerin stratejik boyutunu anlamak için İsrail ile Türkiye arasındaki daha geniş bölgesel rekabete bakmak gerekiyor.

İsrail son yıllarda Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile askerî ve güvenlik alanındaki ilişkilerini geliştirdi. Üç taraf, Aralık 2025’te 2026 yılına yönelik ortak bir askerî eylem planı imzaladı. Plan kapsamında ortak tatbikatlar, özel kuvvetlerin eğitimi, askerî tecrübe paylaşımı ve güvenlik koordinasyonu gibi başlıklar yer aldı.

Bu iş birliği Ankara açısından özel önem taşıyor. Zira İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasındaki askerî koordinasyonun gelişmesi, Doğu Akdeniz’deki güvenlik dengelerini ve Türkiye’nin bölgedeki stratejik çıkarlarını etkileyebilir.

Bunun yanı sıra İsrail’in Azerbaycan’la ilişkilerini geliştirmesi de ayrı bir önem taşıyor. Coğrafi konumu ve Türkiye ile tarihî ve etnik bağları nedeniyle Bakü, Ankara’nın Güney Kafkasya’daki en önemli ortaklarından ve Türk dünyasındaki nüfuzunun başlıca dayanaklarından biri olarak görülüyor.

Azerbaycan ile İsrail arasındaki ilişkiler enerji ve silah alımının ötesine geçerek istihbarat, teknoloji, eğitim ve güvenlik alanlarında da iş birliğini kapsıyor. Azerbaycan, İsrail’in önemli petrol tedarikçilerinden biri. Buna karşılık İsrail’den alınan askerî teçhizat, Bakü’nün savunma kapasitesinin güçlendirilmesinde önemli rol oynuyor. Middle East Institute’un raporuna göre İsrail, 2016-2020 döneminde Azerbaycan’ın silah ithalatının yaklaşık yüzde 69’unu karşıladı.

İki ülke arasındaki devletler arası iş birliğinin yanı sıra İlham Aliyev’in ailesinin İsrail’deki ekonomik yatırımlarına ilişkin haberler de yayımlandı. Siyonist Haaretz gazetesi, Temmuz 2017’de Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın ailesinin işgal altındaki topraklardaki yatırımlarına ilişkin bir haber yayımladı. Haberdeki iddiaya göre Aliyev ailesi, kişisel servetinden yaklaşık 600 milyon doları İsrail borsasına yatırmıştı. Haberde ayrıca Cumhurbaşkanı’nın eşi ve oğlunun Hayfa kentinde yaklaşık 6 milyon dolar değerinde lüks bir villa satın aldığı biliniyor.

Bu açıdan Tel Aviv’in Bakü ile ilişkilerini geliştirmesi, İsrail’in Türkiye’nin çevresindeki önemli aktörlerle varlığını ve iş birliğini güçlendirme çabaları çerçevesinde değerlendirilebilir. İsrail’in Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la, Kafkasya’da ise Azerbaycan’la ilişkilerini eş zamanlı olarak geliştirmesi, Türkiye’nin dış politika ve millî güvenlik açısından önem taşıyan iki farklı coğrafyadaki dengeleri etkiliyor.

Erdoğan’ın Türk dünyası hedefi açısından yeni bir sınama

Bu gelişmeler Erdoğan’ın bölgesel stratejisi açısından da önem taşıyor. Türkiye son yıllarda Türk Devletleri Teşkilatı’nı güçlendirmek, ekonomik ve güvenlik iş birliğini geliştirmek ve Türk dili konuşan ülkeler arasındaki yakınlaşmayı artırmak suretiyle bu yapının merkezindeki konumunu pekiştirmeye çalışıyor.

Azerbaycan ise Türkiye ile stratejik bağları ve Güney Kafkasya’daki konumu nedeniyle bu stratejinin en önemli dayanaklarından biri. Bu nedenle Bakü’nün Tel Aviv’le giderek yakınlaşması ve savunma ile güvenlik alanlarında bağımsız iş birliklerini genişletmesi, Türkiye’nin Azerbaycan üzerindeki etkisini ve Türk dünyasındaki hedeflerini etkileyebilir.

Başka bir ifadeyle İsrail, Azerbaycan’la ilişkilerini geliştirerek Türkiye’nin bölgesel nüfuzunun en önemli dayanaklarından biri üzerinde etkili olabilecek bir konuma geliyor. Özellikle dış politika, Filistin meselesi ve İsrail’le ilişkiler gibi konularda Ankara ile Bakü arasındaki görüş ayrılıkları dikkate alındığında bu durum daha da önem kazanıyor.

Bakü’deki zirve: Türk dünyasında ortak hareket etme sınavı

Bu ayrışmanın bir başka örneği de 15 Ekim 2026’da Bakü’de düzenlenen Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı’nın (CICA) 7. Zirvesi’nde görüldü.

Siyonist Rejim Başkanı Isaac Herzog’un konuşması sırasında Türkiye, İran, Pakistan, Kuveyt ve Filistin temsilcilerinin de aralarında bulunduğu bazı ülke heyetleri salonu terk etti. Buna karşılık diğer bazı heyetler, özellikle Türk dili konuşan ülkelerin temsilcileri salonda kalmayı tercih etti.

Bu gelişme, Türk ülkeleri arasındaki etnik, dilsel ve kültürel ortaklıkların her zaman siyasi ve ideolojik bir birlik anlamına gelmediğini bir kez daha gösterdi. İsrail konusunda Azerbaycan’ın tutumu Türkiye’ninkinden belirgin biçimde ayrılıyor. Ankara, İsrail’in Gazze’deki politikalarını sert biçimde eleştirirken Bakü, Tel Aviv’le yakın ilişkilerini sürdürmeye devam ediyor.

Bu farklı yaklaşım, Türk dünyasındaki bütünleşme projesinin önemli sınırları bulunduğunu ve teşkilat üyesi ülkelerin tüm bölgesel ve uluslararası meselelerde ortak bir tutum sergilemelerinin beklenemeyeceğini ortaya koyuyor.

Sonuç

Türkiye ile Azerbaycan arasında son dönemde yaşanan gelişmeleri yalnızca okullardaki kıyafet düzenlemesine ilişkin bir anlaşmazlık ya da diplomatik bir yanlış anlaşılma olarak değerlendirmek mümkün değil. Söz konusu gerilim, İsrail’in Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la, Kafkasya’da ise Azerbaycan’la iş birliğini eş zamanlı olarak geliştirdiği bir dönemde ortaya çıktı.

Bu açıdan Tel Aviv, Azerbaycan’ın Türkiye’nin bölgesel stratejisindeki öneminin farkında. Bakü ile ilişkilerin geliştirilmesi, Ankara’nın bu ülkeyle ilişkilerini ve Erdoğan’ın Türk dünyasındaki nüfuzunu artırma çabalarını etkileyebilir.

Bakü’deki zirvede yaşananlar ve ardından Aliyev’in Ankara’daki toplantıya katılmaması, Türk dili konuşan ülkeler arasındaki siyasi bütünleşmenin sınırlarını ortaya koydu. “İki devlet, tek millet” söylemine rağmen Azerbaycan’ın ekonomik, güvenlik ve stratejik çıkarları birçok konuda Türkiye’nin öncelikleriyle örtüşmüyor.

Sonuç olarak Türkiye’nin Türk dünyasındaki nüfuzunu güçlendirmesi için Azerbaycan’ın stratejik desteğine ihtiyacı var. Ancak Bakü’nün Tel Aviv’le yakın ilişkileri ve iki ülkenin bölgesel meselelere ilişkin farklı yaklaşımları, bu hedefin önünde yeni sorunlar doğuruyor. Bugün Ankara ile Bakü arasında yaşananlar, jeopolitik gerçeklerin tarihî “İki devlet, tek millet” söylemiyle her zaman örtüşmediğinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

News ID 1939468

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha