Türkiye açıkça “nükleer hedef” olmaktadır

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı, Mehr’e verdiği röportajda “Türkiye, İncirlik’te bulunan tahrip gücü artırılmış 50 adet uçaklardan atılabilen taktik ABD nükleer bombalarına ev sahipliği yapmakta ve açıkça ‘nükleer hedef’ olmaktadır” dedi.

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Emekli Hava Pilot Tümgeneral Beyazıt Karataş, Mehr Haber Ajansı’na verdiği röportajda “Türkiye’nin milli menfaatleri ve politikaları ile NATO politikaları her zaman uyumlu olmamıştır. Türkiye, Soğuk Savaş döneminde SSCB’ye karşı NATO üye ülkeleri içerisindeki ikinci büyük ordusu ile önemli görevler üstlenmiş ve fedakarlıklarda bulunmuştur. Türkiye, NATO şemsiyesi adı altında nükleer silahlara ev sahipliği yapmış, halen İncirlik’te bulunan tahrip gücü artırılmış 50 adet uçaklardan atılabilen taktik ABD nükleer bombalarına  ev sahipliği yapmakta ve açıkça “nükleer hedef” olmaktadır” ifadelerini kullandı.

ABD’nin Türkiye için potansiyel bir tehlike olduğuna dikkati çeken Tümgeneral Karataş, Mehr muhabiri Morteza Karimi’nin sorularını aşağıdaki şekilde yanıtladı:

1 - Bazı siyaset uzmanları İncirlik Üssü’nün bölgeye yönelik bir tehdit olduğunu, dolayısıyla da kapatılması gerektiğini düşünüyorlar. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

1951 yılından günümüze kadar Türk-Amerikan ilişkilerinde önemli bir yer tutan, 1954 yılında yapılan ilk anlaşmadan, 1969 yılında imzalanan gizli anlaşmaya, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra ABD tarafından Türkiye’ye uygulanan ambargo nedeniyle 1975 yılında ABD kullanımındaki üslerinin kapatılmasına, 1980 yılında imzalanan Savunma Ekonomik İşbirliği Anlaşması (SEİA) ile kullanımına devam edilen Türkiye ve Amerika tarafından ortak kullanılan İncirlik Hava Üssü her zaman tartışma yaratmıştır, tartışma yaratmaya da devam edecektir. Neden tartışma yarattığına ilişkin önemli tarihi olaylara sırasıyla göz atalım;

a. 1951 yılında inşaatına başlanan ve 1954’de tamamlanan üs, ABD’nin dünya çapında “Ana Harekât Üssü statüsü” verdiği az sayıda üsten biridir ve bin millik (1800 Km.) harekât yarıçapıyla Amerikan Hava Kuvvetleri’nin Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Ege ile birlikte asıl Basra ve Hazar petrol bölgelerini kapsayan bölgede kontrolü sağlamasına önemli katkı sağlamaktadır.

b. 1958 yılında Almanya’dan gelen Amerikan deniz piyadelerinin “Türk hükümetinin iznini” bile beklemeye gerek duymadan İncirlik üssünden Ürdün’e gitmelerine sahne olmuştur. 1958 yılında ABD’nin Lübnan müdahalesinde etkin bir şekilde kullanılmıştır.

c. 01 Mayıs 1960 tarihinde Amerikan Pilotu Gary Powers yönetimindeki bir Amerikan U–2 uçağı Sovyetler Birliği toprakları üzerinde casusluk uçuşu yapmak üzere İncirlik üssünden havalanmış ve uçak Sovyetler tarafından düşürülmüştür. Türkiye bu önemli olayı “uçak düşürüldükten üç gün sonra” yine Sovyet makamlarının açıklamalarıyla öğrenmiştir.

d. 1978 yılında, İsrail’in Filistin Tel-Zaatar kampını bombalaması olayında ABD İncirlik Üssünden lojistik destek vermiştir.  

e. 1986 yılında Libya’nın bombalaması sırasında ABD, İncirlik Üssüne intikal eden F–111 uçaklarını da kullanmıştır. 

f. 1991 yılındaki Birinci Körfez Savaşından 2003 yılındaki Irak’ın işgaline kadar olan 12 yıl boyunca İncirlik Üssü “Kuzeyden Keşif Harekatı/Çekiç Güç” için yoğun bir şekilde kullanılmıştır.

g. ABD’nin 11 Eylül olaylarını bahane ederek gerçekleştirdiği Afganistan işgalinde “ele geçirdiği El–Kaide elemanlarının” CIA ajanları tarafından seyyar sorgu merkezi olarak İncirlik Üssünü kullandığı bilinmektedir.

h. IŞİD’le mücadele kapsamında 2013 yılından itibaren PKK/PYD/YPG/YPJ terör örgütlerine İncirlik’ten destek vererek “Türkiye’nin güvenliğini” göz göre ihlal etmektedir. 

ı. 15 Temmuz 2016 tarihinde “Amerikan-CIA destekli FETÖ/PDY Darbe Girişimi” sırasında 10’ncu Tanker Üs Komutanlığı-İncirlik Üssünde konuşlu tanker uçakları ile darbeci F-16 uçaklarına havada yakıt ikmali yapılarak uçakların inmeden saatlerce uçması sağlanmıştır.

Çok önemli olan bir diğer konu ise; 2009 yılında NATO’da alınan bir kararla daha önce yine topraklarımızda İncirlik’te konuşlandırılan nükleer bombaların yeni nesil nükleer bombalarla değiştirilmesi planlanmıştır. Bu kabul edilemez bir karardır. ABD’nin baskısı ile kabul edilen bu karar hem Türkiye’yi nükleer hedef haline getirmekte, hem de komşularını tehdit eden ABD silahlarına ev sahipliği yapmaktadır.  

Nükleer silahlarını baskıyla İncirlik Türkiye’ye yerleştirerek “Türkiye’yi nükleer hedef” haline getiren, “terör örgütlerine destek” veren, komşularımızı tehdit eden ve bunlar için İncirlik Üssünü kullanan, bugüne kadar kendisine anlaşmalarla sağlanan hakları ihlal ederek burayı bir “terör yuvası” haline getiren “ABD’ye İncirlik Üssünün kapatılması” zorunluluktur.

2 - Mevcut şartlarda Türkiye’nin bir NATO üyesi olarak kalmasının hangi sonuçları beraberinde getireceğini düşünüyorsunuz?

Öncelikle bir yanlış algıyı düzeltelim. Türkiye’de herhangi bir NATO üssü veya ABD üssü yoktur. NATO ve ABD varlığı vardır. Türkiye’nin antlaşmalar gereği NATO veya ABD’nin kullanımına tahsis ettiği yerler vardır. Yani Türkiye ev sahibi ülke olarak istediği anda tahsis edilen üs, birlik ve yerleri  NATO ve ABD’nin kullanımına kapatabilir. 

Türkiye’nin milli menfaatleri ve politikaları ile NATO politikaları her zaman uyumlu olmamıştır. Türkiye, Soğuk Savaş döneminde SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği)’ye karşı NATO üye ülkeleri içerisindeki ikinci büyük ordusu ile önemli görevler üstlenmiş ve fedakarlıklarda bulunmuştur. Türkiye, NATO şemsiyesi adı altında nükleer silahlara ev sahipliği yapmış, halen İncirlik’te bulunan tahrip gücü artırılmış 50 adet uçaklardan atılabilen taktik ABD nükleer bombalarına  ev sahipliği yapmakta ve açıkça “nükleer hedef” olmaktadır.

NATO tartışmalarını sadece antlaşmanın ruhuna uygun akademik olarak yaptığınızda eşit üyelik ve veto hakkınızı ön plana çıkarabilirsiniz, hatta faydalarını saymakla bitiremezsiniz. Fakat NATO’yu, lider ülkesi ABD’yi, üyelerinin politika ve uygulamalarını birlikte değerlendirmek zorunluluğu kaçınılmazdır. Soğuk Savaş sonrası NATO ve ABD dünyada tek kutuplu kalmanın verdiği cesaretle kendilerine farklı görevler bulmaya başlamıştır.  Bu fırsattan istifade ile ABD, NATO’yu hep kendi çıkarları için kullanmaya ve farklı oluşumlarla şeklinde görevlendirmeye ve kullanmaya başlamıştır. Yani NATO ABD’nin oyuncağı hale gelmiştir.

NATO ve  ABD, Türk Silahlı Kuvvetleri diğer bir deyişle NATO’nun ikinci büyük ordusu Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davalarla zayıflatılırken sesini çıkartmamış, 15 Temmuz 2016 ABD-CIA destekli darbe girişimi nedeniyle tutuklanan FETÖ/PDY üyeleri için “en yakın çalışma müttefiklerini kaybettiklerini” söylemişlerdir.

Yakın zamanda yaşadığımız bir örnekle devam edelim. Şu anda NATO’ya üye 29 ülkenin 28’i IŞİD’le mücadele altında ABD’nin liderliğindeki koalisyon içerisinde Suriye’dedir. NATO ortada yok ama 28 NATO üyesi ile toplamda yaklaşık 70 ülke ABD liderliğindeki koalisyon içerisinde Suriye savaşına dahil olmaktadır.

Irak ve Suriye’de açıkça görüldüğü gibi terör örgütü PKK/PYD’ye “benim kara ordum” diyen ve NATO’yu örtülü olarak kullanan ABD, yani NATO’nun lider ülkesi sözüm ona IŞİD’le mücadele altında Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmekte ve terör örgütleri ile işbirliği yapmaktadır.

Türkiye’nin komşularıyla ilkişkilerini bozmak için çalışan NATO ve ABD ikiyüzlü politikaları ile insanlık suçu işlemekte ve IŞİD’le mücadele altında PKK/PYD terör örgütüne yardım etmekte ve Türkiye’nin güvenliğini ve bütünlüğünü açıkça tehdit etmektedir. Görüldüğü gibi zaten NATO organizasyonu dışında hareket eden ABD ve NATO üyeleri adeta gözünüzün içine baka baka Türkiye ile alay etmektedir. 

NATO kesinlikle ve kesinlikle artık güvenilir bir organizasyon değildir. Burada uzun uzun bilinen nedenlerini anlatmadan sadece özetleyeceğim. ABD, hem Türkiye için, hem de komşuları için eskiden olduğu gibi şimdi de potansiyel bir tehlikedir. 

ABD Başkanı Donald Trump’ın 2016 seçim çalışmaları sırasında ifade ettiği gibi IŞİD terör örgütünü yaratan ABD, NATO’nun lider ülkesidir. NATO ve ABD, daha önce örtülü olarak terör örgütlerine verdiği desteğini artık açıkça yapmaktan kaçınmamaktadır. 15 Temmuz darbe girişiminin bir numarası FETÖ/PDY lideri 21 Mart 1999 tarihinden itibaren ABD’nde yaşamaktadır. Bir çok FETÖ/PDY üyesi özellikle NATO üyesi ülkelerden sığınma ve siyasi destek almış, almaya da devam etmektedir. NATO üyesi ülkelerin yine büyük bir çoğunluğu ve ABD, PKK/PYD’yi yanına alarak eğitmiş, tonlarca karadan ve havadan silah yardımı yapmış, hava gücü ile desteklemiş ve desteklemeye devam etmektedir. NATO’yu kullanan ABD, Körfez ülkelerinin yanısıra özellikle Irak ve Suriye’de kurduğu üslerle Ortadoğu’da kalıcı olmaya ve hakimiyet alanını genişletmeye çalışmaktadır. NATO ve ABD artık Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve sonrasında Türkiye ve İran’ın toprak bütünlüğünü hedef almış terör destekçisi potansiyel bir tehdit unsurudur. 

Türkiye’nin üyesi olduğu 1952 yılından günümüze kadar faydasının yanısıra zararı daha fazla olan NATO, görevini tamamlamış ve “kirli” bir organizasyon halini almıştır.  Artık NATO’dan ayrılmak ve başta komşu ülkeler İran, Irak, Suriye ve Rusya  olmak üzere Batı Asyada yeni ittifaklar kurmak Türkiye’nin öncelikleri arasında olmalıdır. NATO’dan ayrılmaya ilişkin öncelikle askeri kanadından başlayan bir çok yöntemi uygulayabilirsiniz. Bu konuda verilecek kararın bir hükümet kararı ile değil, şu anda yaklaşık NATO ve ABD’ye %85 karşı olan Türk Halkının isteğini yansıtan  bir “referandum” ile yapılmasının daha uygun olacağı değerlendirilmektedir

3 – Bölge ülkeleri ABD’nin planlarına nasıl karşı çıkabilir? Neden Suudi Arabistan ve BAE gibi bazı bölge ülkeleri ABD’nin Batı Asya kararlarına sessiz kalıyor?

Türkiye, İran ve Suriye halihazır durumda ABD planlarına karşı çıkan ülkelerdir. ABD menfaatleri ve politikaları ile bölge ülkelerinin menfaatlerinin ve politiklarının uyuşması kesinlikle mümkün değildir. Çünki ABD bölge ülkelerinin toprak bütünlüğünü tehdit etmektedir. İran’ın uluslararası ambargoya maruz kalması, Suriye iç savaşı ve Türkiye’de terörün ABD tarafından desteklenmesi en açık delillerdir.

Suudi Arabistan ve BAE gibi bazı ülkelelerin  mevcut yönetimlerini normal bir devlet yönetimi olarak görmek ve ona göre değerlendirmek zaten mümkün değildir. ABD’nin kuklası ve yörüngesi haline gelen bu ülkeler aile veya kabile yönetimi olmaları nedenleriyle milletinin menfaati veya refahı yerine kendi menfaatlerini ve iktidarlarının devamı düşündükleri için Batı Asya Birliğine veya kararlarına katılmaları mümkün değildir.

Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkelerden açıkladığım özet nedenlerden dolayı herhangi bir bölgesel işbirliğine gitmelerini beklemek hayalcilik olacaktır.

Sonuç olarak; İslam aleminin aleyhine her türlü düşmanla işbirliği yapan Suudi Arabistan’dan İslam dünyasının “Kutsal Yerlerinin” yönetiminin alınıp ortak bir İslam Yönetimine verilmesi bile düşünülmelidir.

4 – Acaba Türkiye’nin İran ve Rusya’yla bölgesel konularda işbirliği yapmasının Ankara-Washington ilişkilerinde bir yansıması var mı?

Türkiye’nin doğrudan güvenliğini ve bütünlüğünü tehdit eden ABD’nin uyguladığı politikalarının sonuçlarına göre, ABD’nin Stratejik Müttefik değil, Stratejik Düşman olduğu toplumun büyük bir kesimi tarafından anlaşılmıştır. Bu önemli bir gelişmedir.

Türkiye’nin bölgesel teröre karşı İran, Suriye, Irak ve Rusya ile işbirliği yaparak başarı kazanması mümkündür. Bu çok net bir şekilde anlaşılmış ve sonuçları ortadadır. Burada ABD’nin bölge politikaları ile Türkiye’nin politikalarının uyuşması ve beraber yürütülmesi mümkün değildir. Türkiye’deki mevcut veya başka bir hükümet teröre destek veren ABD ile eskiden olduğu gibi işbirliğini artık bu anlayış içerisinde sürdürmesi mümkün değildir. 

Bir husus çok net anlaşılmıştır. Türkiye’nin İran ve Rusya ile yakın çalışması ABD’nin ve İsrail’in istemediği en önemli konudur. ABD-İsrail ikilisinin ve bunların destekçisi ülkelerin mevcut yakınlaşmanın bozulması için her baskıyı ve provakatif eylemi yapacakları beklenmelidir. Türkiye-ABD ilişkilerinde oluşan derin çatlaklar ve nedenleri Ankara-Washington ilişkilerini etkilediği gibi Türkiye-NATO ilişkilerinin de yeniden sorgulanmasına neden olmaktadır. 

5 - İran ve Türkiye arasındaki ilişkilerin siyasi ve askeri alanlarda geliştirilmesi bölgedeki denklemleri hangi yönde etkileyebilir?

Türkiye ve İran arasındaki tarihi dostluğun geliştirilmesi her iki ülkenin altını çizerek belirtmek istiyorum “yaşamsal zorunluluğu” olduğu unutulmamalıdır.

Türkiye ve İran’ın etnik ve mezhepsel yaklaşımlardan uzak her devletin mili güç unsurları içinde ilk üç sırayı alan “siyasi, ekonomik ve askeri” alandaki işbirliklerini geliştirmesi ve buna diğer bölge ülkelerinin destek vermesi bölgesel barışı ve refahı da beraberinde getirecektir.

Bu birliktelik bölgesel denklemleri nasıl mı etkiler? Sorusunun cevabı çok basittir “Güle Güle ABD” veya kendi anladıkları lisanla belirtelim “Go Home Yankee”.

News Code 1868391

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • 2 + 3 =