3 Haz 2026 15:01

40 Günlük Savaş BAE'yi Neden Endişelendirmeli?

40 Günlük Savaş BAE'yi Neden Endişelendirmeli?

40 günlük savaş deneyimi, bölgede yaşanacak herhangi bir büyük çatışmanın ekonomik güvenlik, enerji, ticaret ve yatırım alanlarını çok kısa sürede etkileyebileceğini ortaya koydu.

40 günlük savaş, yalnızca İran ile ABD ve İsrail rejiminden oluşan ittifak arasında yaşanan askerî bir çatışma değildi; aynı zamanda bölgede gizli kalmış gerçeklerin de açığa çıktığı bir sahneye dönüştü. Son yıllarda kendisini Batı Asya’da etkili güçlerden biri olarak konumlandırmaya çalışan birçok bölgesel aktör, bu büyük sınavda sert jeopolitik gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldı. Bunlar arasında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) özel bir yere sahip; zira Abu Dabi, son 20 yılda ekonomik gücüne ve Washington ile Tel Aviv’le kurduğu stratejik ilişkilere dayanarak bölgesel denklemde doğal ağırlığının ötesinde bir rol üstlenmeye çalıştı.

Abu Dabi yöneticileri, son yıllarda dış desteğe yaslanarak kendi jeopolitik ve demografik sınırlılıklarını telafi edebileceklerini düşündü. Bu nedenle BAE’nin dış politikası, bölgesel iş birliğine dayalı bir çizgiden uzaklaşarak, bölge dışı güçlerin güvenlik ve siyasi projelerine katılım yönünde şekillendi. Libya ve Sudan’dan Yemen’e, Afrika Boynuzu’na kadar bu politikanın izlerini görmek mümkün. Ancak 40 günlük savaş, dış aktörlere dayanmanın her zaman kalıcı güvenlik ve etki üretmediğini gösterdi.

Bu savaşın en önemli derslerinden biri, büyük güçlerin müttefiklerine ancak kendi çıkarları gerektirdiğinde destek verdiği; kritik anlarda ise önceliğin bölgesel ortakların güvenliği değil, kendi çıkarlarının korunması olduğuydu. Batı Asya’da son on yılların deneyimi de bu gerçeği defalarca doğruladı. ABD, çeşitli dönemlerde en yakın müttefiklerini bile stratejik önceliklerin ve değişen koşulların kurbanı hâline getirmekten çekinmediğini gösterdi.

Buna rağmen, BAE siyaset elitlerinin bir kısmı hâlâ Washington ve Tel Aviv’e yakınlığın kendilerine bir tür stratejik dokunulmazlık sağlayacağı düşüncesini koruyor gibi görünüyor. Güvenlik anlaşmaları, istihbarat iş birliği ve İsrail rejimiyle normalleşme de bu çerçevede değerlendirilebilir. Ancak 40 günlük savaş, bu hesabın bölgesel gerçeklerle örtüşmediğini ortaya koydu.

Savaş sırasında, ABD ve İsrail rejiminin başlıca hedeflerinden biri bölgesel güç dengesini değiştirmekti. Onlara göre, yoğun askerî baskı yoluyla İran’ın konumu zayıflatılabilir ve bölgede kendi istedikleri düzen dayatılabilirdi. Bazı bölgesel aktörler de bu projede yer alarak daha fazla güç ve nüfuz elde edeceklerini düşündü. Ancak ortaya çıkan sonuç bambaşka oldu.

Savaşın ilan edilen hedeflerinin başarısızlığa uğraması, bölgedeki güç yapısının askerî operasyonlarla ya da dış ittifaklarla yeniden tasarlanamayacak kadar karmaşık olduğunu gösterdi. Bu gerçek, BAE açısından daha da büyük önem taşıyor; çünkü son yıllarda yürütülen dış politikanın önemli bir bölümü, bölgesel dengelerin bölge dışı aktörlerin desteğiyle değiştirilebileceği varsayımına dayanıyordu.

Ancak coğrafyanın kendi mantığı vardır. BAE, güvenliği her şeyden önce çevresindeki istikrara bağlı olan bir bölgede yer alıyor. Ülkenin ne geniş bir stratejik derinliği var, ne büyük bir nüfusa sahip, ne de askerî kapasitesi bölgenin ana güçleriyle kıyaslanabilir düzeyde. Bu ülkenin güç kapasitesinin önemli bir kısmı ekonomi, ticaret, yatırım ve taşımacılık rolüne dayanıyor. Dolayısıyla bölgede yaşanacak her türlü geniş çaplı istikrarsızlık, Abu Dabi’nin çıkarlarını pek çok ülkeden daha doğrudan etkileyebilir.

Bu nedenle, ülkenin geleceğini gerilim üreten projelere ve dış askerî ittifaklara bağlamak, uzun vadede BAE’nin ulusal çıkarlarıyla uyumlu görünmüyor. 40 günlük savaş deneyimi, bölgede yaşanacak herhangi bir büyük çatışmanın ekonomik güvenlik, enerji, ticaret ve yatırım alanlarını çok kısa sürede etkileyebileceğini ortaya koydu. Oysa bu alanlar, BAE’nin güç yapısının temel sütunlarını oluşturuyor.

Diğer önemli bir nokta ise 40 günlük savaşın, Batı Asya'daki gerçek gücün yalnızca gelişmiş askerî teçhizatlardan veya dış destekten kaynaklanmadığını bir kez daha göstermesi. Millî irade, yerel kapasiteler, iç uyum ve dış baskılara karşı direnme yeteneği, gücün en önemli bileşenleri olmaya devam ediyor. Teknoloji üstünlüğüne veya büyük güçlerin desteğine dayanan birçok hesaplama, bu savaşta ciddi şekilde sarsıldı.

BAE için bu gerçek, ciddi bir uyarı olarak görülmeli. Güvenlik ve istikrarının önemli bir bölümünü çevresindeki mevcut duruma borçlu olan bir ülke, uzun vadede çatışmacı politikalar temelinde hareket edemez. Abu Dabi'nin politikaları ile bölgenin jeopolitik gerçekleri arasındaki makas ne kadar açılırsa, bu ayrılığın maliyeti de o kadar artacaktır.

Son yıllarda BAE'nin dış politika yaklaşımlarında bazı revizyonlara işaret eden gelişmeler görüldü. Bazı bölge ülkeleriyle gerilimi azaltma çabaları ve komşularla ekonomik ilişkileri geliştirme adımları bu çerçevede değerlendirilebilir. Ancak 40 günlük savaş, bu sürecin daha fazla derinlik ve ciddiyet gerektirdiğini gösterdi.

Fars Körfezi bölgesinde kalıcı güvenlik, dış ittifaklar yoluyla değil, bölge ülkeleri arasındaki iş birliğiyle sağlanır. Tarihsel deneyimler, dış güçlerin varlığının genellikle gerilimleri azaltmak yerine krizleri daha karmaşık hale getirdiğini de ortaya koymuştur. Bölge ülkeleri anlaşmazlıklarını diyalog ve iş birliği yoluyla yönetebildiklerinde, istikrar seviyesi artmış ve daha fazla ekonomik fırsat doğmuştur.

Stratejik açıdan bakıldığında, 40 günlük savaşın BAE için en önemli dersi, güvenliğin satın alınamayacağıdır. Hiçbir silah anlaşması, güvenlik sözleşmesi veya dış destek, komşularla istikrarlı ve yapıcı ilişkilerin yerini tutamaz. Güvenliklerini yapay dengeler üzerine kuran ülkeler, uluslararası koşullar değiştiğinde ciddi kırılganlıklarla yüzleşecektir.

Abu Dabi bugün önemli bir tercih noktasında. Birinci yol, ülkeyi bölge dışı projelere entegre eden ve istemeden de olsa maliyeti yüksek rekabetlerin bir parçası haline getiren politikaların devamı. İkinci yol ise bölgesel iş birliğine yönelmek, jeopolitik gerçeklere saygı duymak ve komşularla sürdürülebilir ilişkilere yatırım yapmak.

40 günlük savaş, Batı Asya’nın geleceğinin dış aktörler tarafından değil, bölge halkları tarafından belirleneceğini bir kez daha gösterdi. Bu gerçeği ne kadar erken kavrayan ülke, o kadar az maliyet ödeyecek ve kalkınma ile istikrar için daha fazla fırsat yakalayacaktır. Belki de bu savaşın BAE için en önemli mesajı budur; bölgede kalıcı bir yer edinmenin yolu, kaderi uzak başkentlerde belirlenen projelere bağlanmaktan değil, iş birliği ve birlikte yaşama kültüründen geçmektedir.

Abu Dabi’nin yöneticileri bu mesajı ciddiye alırsa, 40 günlük savaş bu ülkenin dış politikasında stratejik bir gözden geçirme sürecinin başlangıç noktası olabilir; aslında bu, sadece BAE için değil, tüm bölgenin istikrarı ve güvenliği için de faydalı olacaktır.
 

News ID 1936893

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha