4 Kas 2026 19:53

Türkiye ve İran, emperyalizme karşı ortak sinema projeleri geliştirmeli

Türkiye ve İran, emperyalizme karşı ortak sinema projeleri geliştirmeli

Tahran’da düzenlenen 19. Uluslararası Direniş Film Festivali’nde konuşan gazeteci Muharrem Coşkun ve akademisyen Özlem Aslan, sinemanın emperyalizme ve siyonizme karşı mücadeledeki önemine dikkat çekerek Türkiye ile İran arasında ortak film ve belgesel projeleri geliştirilmesi çağrısında bulundu.

Tahran’da düzenlenen 19. Uluslararası Direniş Film Festivali kapsamında, Türkiye’den gazeteci ve Akit TV Haber Koordinatörü Muharrem Coşkun ile akademisyen Özlem Aslan’ın katılımıyla bir söyleşi gerçekleştirildi. Söyleşide sinemanın emperyalizm ve siyonizme karşı mücadeledeki rolü, Türkiye-İran kültürel iş birliği ve bölgedeki gelişmeler ele alındı.

İran’ın en büyük güçlerinden biri tarihî hafızasını koruması

İran’ı üçüncü kez ziyaret ettiğini belirten Coşkun, önceki ziyaretlerinde ülkenin siyasi tarihi, kültürel mirası ve tarihî şehirleri üzerine belgesel çekimleri gerçekleştirdiğini söyledi. İsfahan, Şiraz, Kum ve Tahran’ı gezdiğini aktaran Coşkun, İran’ın tarihî ve kültürel zenginliğinden etkilendiğini ifade etti.

Türkiye’nin yakın tarihi üzerine kitaplar yazdığını ve çeşitli televizyon kanallarında yayımlanan belgeseller hazırladığını belirten Coşkun, Türkiye ile İran’ın tarihî hafızalarının korunması konusunda farklı tecrübeler yaşadığını dile getirdi.

Türkiye’de özellikle harf ve dil devrimleri sonrasında tarihî ve kültürel hafızanın aktarılmasında ciddi kopuşlar yaşandığını belirten Coşkun, 1927 yılında çıkarılan 1057 sayılı kanun kapsamında Osmanlı dönemine ait bazı tuğra ve kitabelerin ortadan kaldırılmasını bu duruma örnek gösterdi.

İran’ın ise farklı siyasi dönemler ve yönetim değişikliklerine rağmen tarihî ve medeniyet mirasını korumayı başardığını belirten Coşkun, şu değerlendirmede bulundu:

“İran’ın en büyük kazanımlarından biri, tarihî ve medeniyetsel sürekliliğini korumasıdır. İslamiyet öncesinden bugüne uzanan tarihî bir hafıza ve kültürel devamlılık söz konusu. Yönetimler değişmiş olsa da geçmişin izleri bütünüyle silinmemiştir. Persepolis’ten tarihî saraylara kadar bu mirasın korunduğunu görmek mümkündür.”

“Sinema, toplumların zihninde güçlü algılar oluşturabiliyor”

Sanatın ve sinemanın toplumsal düşünceyi şekillendirme gücüne değinen Coşkun, merhum Necmettin Erbakan’ın televizyonu geniş kitlelere ulaşan güçlü bir iletişim aracı olarak değerlendirdiğini hatırlattı.

İran Sinema Müzesi ziyaretinde İmam Humeyni’nin sinema ve sanat anlayışına ilişkin değerlendirmeleri dinlediğini aktaran Coşkun, sanatın bir fesat aracı olmaktan çıkarılarak kültür, eğitim ve iyiliği yayma aracı hâline getirilmesi gerektiği yönündeki yaklaşımın önemine dikkat çekti.

Coşkun, İran sinemasının İslam Devrimi sonrasında uluslararası alanda önemli başarılar elde etmesinin de dikkat çekici olduğunu belirterek İranlı yönetmenlerin ve filmlerin kazandığı ödüllerin kendisini bir Müslüman ve komşu ülkenin insanı olarak mutlu ettiğini söyledi.

Türkiye ile İran arasında sinema alanında geçmişten gelen güçlü bağlar bulunduğunu hatırlatan Coşkun, Yeşilçam döneminde iki ülkenin sinema dünyası arasında oyuncu ve yapım düzeyinde ilişkiler kurulduğunu, Cüneyt Arkın’ın Tahran’da filmler çektiğini ve İranlı oyuncuların da Türkiye’de çeşitli yapımlarda yer aldığını ifade etti.

“Yenilmez Amerika ve dokunulmaz İsrail algısı filmlerle oluşturuldu”

Sinemanın yalnızca bir eğlence aracı olmadığını, aynı zamanda ülkelerin ve toplumların uluslararası imajını şekillendirdiğini belirten Coşkun, Hollywood yapımlarının Amerikan gücünü dünyaya sunmada önemli rol oynadığını söyledi.

Rambo filmlerini örnek gösteren Coşkun, bu tür yapımlarla Amerika’nın her ülkeye müdahale edebilen, yenilmez ve karşı konulamaz bir güç olduğu algısının oluşturulduğunu ifade etti.

Coşkun, sinema ve medya aracılığıyla İsrail hakkında da benzer bir imaj oluşturulmaya çalışıldığını belirterek “güçlü ve dokunulmaz İsrail” algısına dikkat çekti.

Muhammed ed-Durra’nın babasıyla birlikte İsrail ateşi altında kaldığı görüntüleri hatırlatan Coşkun, Avrupa’da karşılaştığı bir olay üzerinden İsrail propagandasının etkisini anlattı.

Bir televizyon kanalında görev yaptığı dönemde kanalın genel müdürünün Almanya ziyaretinde yaşadığı bir olayı kendilerine aktardığını belirten Coşkun, bazı Almanların savunmasız bir baba ve çocuğun öldürülmesini konu alan görüntüler üzerinden Filistinlileri suçladığını söyledi.

Coşkun, bu örneğin propaganda yoluyla gerçeklerin nasıl tersine çevrilebildiğini gösterdiğini vurgulayarak sinema, televizyon ve sanatın kamuoyunu şekillendirmedeki gücüne dikkat çekti.

“Medya ve sosyal medya alanını boş bırakırsak başkaları bizim yerimize konuşur”

Günümüzde sinema ve televizyonun yanı sıra sosyal medya ve yapay zekânın da önemli bir mücadele alanı hâline geldiğini belirten Coşkun, bu mecraların doğru içeriklerle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

TikTok gibi platformlarda da içerik ürettiğini ifade eden Coşkun, bu mecraların farklı düşüncelere sahip insanlara ulaşmak için bir fırsat sunduğunu belirtti.

Paylaştığı videolar sayesinde daha önce bazı konularda yanlış bilgi sahibi olan kişilerin kendisine ulaştığını, araştırmaya ve sorgulamaya başladıklarını aktaran Coşkun, doğru içeriklerin insanların düşüncelerini değiştirebildiğini ifade etti.

“Bu mecraları boş bırakırsanız başkaları sizin yerinize konuşur ve sizin hikâyenizi başkaları yazar” diyen Coşkun, Müslüman toplumların kendi tarihlerini, yaşadıkları acıları ve kahramanlık hikâyelerini sinema ve sanat yoluyla dünyaya anlatmaları gerektiğini vurguladı.

Türkiye ve İran, emperyalizme karşı ortak sinema projeleri geliştirmeli

“Coğrafyamızın büyük acıları ve kahramanlık hikâyeleri sinemaya aktarılmalı”

Bu yıl 19’uncusu düzenlenen Uluslararası Direniş Film Festivali’nin önemine değinen Coşkun, çok sayıda ülkeden filmlerin katıldığı organizasyonun kültürel ve sanatsal mücadele açısından değerli olduğunu söyledi.

Türkiye’den de filmlerin festivale katılmasının ve bir Türk yapımının ödül aldığını duymanın kendisini gururlandırdığını ifade eden Coşkun, özellikle Filistin ve Gazze’de yaşananların sinema ve belgesel yoluyla dünyaya aktarılması gerektiğini belirtti.

Emperyalist güçlerin ve siyonist çevrelerin gerçekte yaşanmamış olaylardan hikâyeler üreterek kahramanlar oluşturduğunu ve kendi tarih anlatılarını dünyaya pazarladığını belirten Coşkun, Müslüman coğrafyasında ise anlatılmayı bekleyen çok sayıda gerçek hikâye bulunduğunu söyledi.

Filistin, Gazze ve İran’da yaşanan acıların, saldırıların ve direniş hikâyelerinin yeterince sinemaya aktarılmadığını belirten Coşkun, şu ifadeleri kullandı:

“Bizim coğrafyamızda büyük dramlar, kahramanlıklar ve unutulmayacak hikâyeler yaşanıyor. Ancak bütün bunları gerektiği gibi filme, belgesele ve diziye dönüştüremiyoruz. Bazen korktuğumuz için hakikati söyleyemiyoruz, bazen mahalle baskısından çekiniyoruz, bazen de ‘Bana ne?’ diyerek uzak duruyoruz. Oysa artık ‘Bana ne?’ deme zamanı değil. Herkes kendi imkânları ve yetenekleri doğrultusunda sorumluluk almalı.”

“Emperyalizm Şii-Sünni ayrımı yapmıyor”

Coşkun, konuşmasında emperyalizm ve siyonizme karşı mücadelede Müslüman toplumların mezhep ayrılıklarını bir kenara bırakması gerektiğini de vurguladı.

ABD Savunma Bakanı’nın Şii-Sünni ayrımı gözetmeksizin Müslümanları ortak düşman olarak gördüklerine ilişkin açıklamasını hatırlatan Coşkun, bölgedeki gelişmelerin emperyalist güçlerin mezhep ayrımı yapmadığını gösterdiğini söyledi.

İsmail Heniyye ve Hasan Nasrallah’ın öldürülmesini örnek gösteren Coşkun, Yemen’de yaşanan saldırılara ve Hizbullah’a yönelik operasyonlara da değindi.

Coşkun, emperyalist güçlerin kendi çıkarlarına ve sömürü düzenlerine engel olan herkesi tehdit olarak gördüğünü belirterek, Müslüman toplumların mezhepçilik ve ayrımcılık üzerinden birbirine düşürülmesine karşı ortak bir duruş sergilemesi gerektiğini söyledi.

Bir gazeteci olarak kendi mücadelesini kalemi ve kamerasıyla verdiğini ifade eden Coşkun, sinemacılara, yönetmenlere ve sanatçılara da kendi yetenekleri aracılığıyla yaşanan haksızlıkları ve zulümleri anlatma çağrısında bulundu.

“Türkiye ve İran ortak film ve belgesel projeleri geliştirmeli”

Konuşmasının sonunda Türkiye ile İran arasındaki kültürel ve sanatsal iş birliğinin artırılması gerektiğini vurgulayan Coşkun, iki ülkenin bölgenin güçlü aktörleri olarak ortak projeler geliştirebileceğini ifade etti.

Film festivallerinin yanı sıra sinema, televizyon ve belgesel alanlarında ortak yapımların artırılmasının önemine dikkat çeken Coşkun, özellikle emperyalizm ve siyonizme karşı ortak projelerin geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

Coşkun, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Türkiye ve İran arasındaki ilişkilerin güçlenmesi bizi de güçlendirecektir. Özellikle emperyalizme ve siyonizme karşı ortak projeler geliştirebilir, ortak filmler ve belgeseller üretebilirsek bundan hepimiz kazançlı çıkarız. Etnik ayrımcılığı, ırkçılığı ve mezhepçiliği bir kenara bırakmalı, coğrafyamızı altüst eden emperyalizme ve siyonizme karşı tek vücut olmalıyız.”

Türkiye ve İran, emperyalizme karşı ortak sinema projeleri geliştirmeli

Akademisyen Özlem Aslan: “Sinema, halkların sesini dünyaya duyurmanın en önemli araçlarından biri”

Festival kapsamında konuşan akademisyen Özlem Aslan, İran’a ve Direniş Film Festivali’ne ilk kez katıldığını belirterek İran sinemasını uzun süredir takip ettiğini ve bu ülkenin sinema alanındaki sanatsal üretimini son derece değerli bulduğunu söyledi.

İran sinemasının ülkenin kültürünü, inançlarını ve gündelik yaşamını güçlü bir sanatsal anlatımla beyaz perdeye taşıdığını ifade eden Aslan, bu yönün kendisini her zaman etkilediğini dile getirdi. Aslan, İran’a gerçekleştirdiği bu ziyarette festivalin kendisi için önemli bir vesile olduğunu belirterek davette emeği geçenlere teşekkür etti.

“Sinema, halkların sesini dünyaya duyurmanın önemli bir yolu”

Sinemanın yalnızca bir sanat dalı değil, aynı zamanda toplumların kendi meselelerini, beklentilerini ve anlatmak istediklerini uluslararası kamuoyuna ulaştırabilecekleri güçlü bir araç olduğunu vurgulayan Aslan, sanatın duygular üzerinden insanlara ulaşmayı kolaylaştırdığını ifade etti.

Direniş Film Festivali’nin her yıl daha da büyümesini ve uluslararası alanda daha geniş bir görünürlük kazanmasını temenni eden Aslan, ilerleyen yıllarda Türkiye’den de festivale filmlerin katılmasını umduğunu söyledi.

“Bu coğrafyadaki savaşların temelinde emperyalist sistem var”

Konuşmasında direniş kavramına da değinen Aslan, dünyada güçlü ülkelerin daha zayıf gördükleri toplumlar ve ülkeler üzerinde hâkimiyet kurmaya çalıştığı adaletsiz bir sistemin bulunduğunu belirtti. Bu düzenin ekonomik temelinde kapitalizmin yer aldığını söyleyen Aslan, söz konusu sistemin insan emeğini tükettiğini ve toplumları baskı altında tuttuğunu dile getirdi.

Bölgedeki savaşların temelinde de bu emperyalist anlayışın bulunduğunu ifade eden Aslan, binlerce kilometre uzaktan gelerek başka bir ülkenin topraklarına ve insanların yaşam alanlarına müdahale edilmesini büyük bir haksızlık ve insanlık adına utanç verici bir durum olarak nitelendirdi.

Aslan, bu nedenle İran halkının verdiği direnişi önemli bulduğunu belirterek, “Yüreğim ve kalbim sizinle” sözleriyle İran halkına desteğini ifade etti.

Mehr Haber Ajansı muhabirinin sorusuna yanıt: “İsrail rejiminin hedefinde yalnızca İran yok, Türkiye de var”

Mehr Haber Ajansı muhabirinin İsrail rejiminin Türkiye’ye yönelik tehditleri ve bölgedeki gerilime ilişkin sorusunu yanıtlayan Akit TV Haber Koordinatörü Muharrem Coşkun, rejimin bölgedeki politikalarının yalnızca İran’ı değil Türkiye’yi de yakından ilgilendirdiğini söyledi. Coşkun, bölge ülkelerinin karşı karşıya olduğu tehditler karşısında ortak hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

“Azerbaycan ve Türkiye tam bağımsız bir politika izleyemedi”

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Azerbaycan’ın tam bağımsız bir siyasi ve stratejik yapı kurmakta zorlandığını belirten Coşkun, İsrail rejiminin bu süreçte bölgedeki nüfuzunu artırdığını söyledi.

İsrail rejiminin Azerbaycan’ın eğitim, altyapı, savunma ve istihbarat alanlarındaki etkisini genişlettiğini belirten Coşkun, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in rejimi dost olarak nitelendirmesine dikkat çekti.

Türkiye’nin de İsrail rejimiyle ticari ilişkileri konusunda kamuoyundan gelen tepkilerin ardından bazı adımlar attığını belirten Coşkun, Türkiye’nin yanı sıra bütün İslam ülkelerinin rejime karşı daha etkili ve ortak kararlar almasını arzu ettiğini ifade etti. Bu noktada İspanya’nın rejime yönelik tutumunu örnek gösterdi.

Türkiye ve İran, emperyalizme karşı ortak sinema projeleri geliştirmeli

“İslam ülkeleri birlikte hareket etmek zorunda”

İsrail rejiminin saldırılarının ve ABD’den gelen açıklamaların İslam dünyasını ortak hareket etmeye zorlayacağını düşündüğünü dile getiren Coşkun, bölge ülkelerinin ayrı ayrı hareket etmeleri hâlinde daha kırılgan hâle geleceklerini belirtti.

Suriye’de yaşanan parçalanmaya işaret eden Coşkun, İran’a yönelik saldırıların da bölgedeki diğer ülkeleri yakından ilgilendirdiğini belirtti. Türkiye’nin de İsrail rejimi tarafından hedef olarak görüldüğünü ifade eden Coşkun, Türkiye’de hem kamuoyunun hem de siyasi çevrelerin İran’ın ardından Türkiye’nin de hedef alınabileceği ihtimalinin farkında olduğunu söyledi.

“İsrail rejiminde seçimleri kazananlar daha fazla saldırı ve işgal vaat ediyor”

İsrail rejiminin siyasi yapısı ve seçim süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Coşkun, rejimde seçimleri kazanan siyasi aktörlerin önemli bir bölümünün Filistinlilere yönelik saldırıları artırma ve yeni yerleşim alanları açma vaatlerinde bulunduğunu söyledi.

Yaklaşık 30 yıllık gazetecilik deneyimine atıfta bulunan Coşkun, seçim kampanyalarında daha fazla saldırı ve işgal vaatlerinin öne çıkmasının dikkat çekici olduğunu söyledi. İsrail toplumunun tamamını aynı şekilde değerlendirmemek gerektiğini belirten Coşkun, buna rağmen Siyonist ideolojinin toplum ve medya üzerindeki etkisinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti.

Coşkun ayrıca, İsrail rejimine ait bir televizyon kanalında yayımlanan programda bir kişinin, yayında olmadığını düşünerek Gazze’de yaşananları soykırım olarak nitelendirdiği yönündeki olaya değindi. Bu tür örneklerin, İsrail toplumunda da yaşananlara ilişkin farklı değerlendirmelerin bulunduğunu gösterdiğini belirtti.

Coşkun, İsrail rejiminin İran’a yönelik politikalarının Türkiye açısından da güvenlik sonuçları doğurduğunu belirterek, bölge ülkelerinin karşı karşıya olduğu ortak tehditlerin iş birliğini daha önemli hâle getirdiğini vurguladı.

News ID 1939570

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha