General Süleymani suikastı ABD'nin haydut olduğunu gösterdi

Mehr News'a konuşan Dr. Kadir Ertaç Çelik, "General Süleymani suikastı sonrası ABD’nin hukuk tanımaz ve haydut bir devlet olduğu, karar alıcılar tarafından doğrudan zikredilmese de akademisyenler ve entelektüellerce açık bir kabul görmüştür" dedi.

İran Devrim Muhafızları'na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Korgeneral Kasım Süleymani, 3 Ocak 2020'de ABD tarafından Bağdat Havaalanı'nda suikasta uğraması sonucu şehit düşmüştü.

Bu olayın dünya medyasında büyük yankı uyandırırken Şehit Süleymani'nin cenaze merasiminde İran halkının bir kez daha birbirine kenetlendiğini gösterdi.

Kasım Süleymani suikastıyla ilgili Mehr Haber Ajansı'na konuşan Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) uzmanı Dr. Kadir Ertaç Çelik, "Amerika Birleşik Devletleri tarafından gerçekleştirilen bu suikastı ana şekliyle tanımlayacak olursak bir devletin başka bir devletin sınırları içerisinde yani topraklarında üçüncü bir devletin resmi askeri görevlisine karşı gerçekleştirdiği bir eylemdir. Bu eylemi Washington yönetimi, Pentagon ve CIA her ne kadar operasyon olarak tanımlasalar da bu eylem bir suikasttır. Dolayısıyla suikast zaten uluslararası hukukta karşılığı olmayan yani uluslararası hukuka göre meşru olmayan bir eylemdir." dedi.

Aşağıdaki yazıda Ertaç'ın Mehr'in sorularına verdiği yanıtları okuyabilirsiniz:

1- ABD yönetimi, terör örgütü IŞİD’e karşı mücadele kahramanı olarak bilinen General Süleymani’yi bir terör saldırısıyla hedef almakla direnişe ve bölgedeki Amerikan karşıtı söylemlere son vereceğini düşünerek bunu yapmış olabilir. Size göre ABD’nin bu eylemi direniş üzerinde bir etki bırakabildi mi?

İran’ın yurt dışı operasyonlarından sorumlu Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’ye yönelik 3 Ocak 2020 tarihinde gerçekleştirilen suikastın görünür nedeni olarak her ne kadar ABD Büyükelçiliğini hedef alan eylemler ve ABD askerlerine yönelik saldırılar gösterilse de esasında Washington yönetiminin hem kendi kamuoyu hem de uluslararası sistemdeki aktörlere yönelik birden fazla hedefi olduğunu ifade edebilirim. Bunlardan en öne çıkanlar:

•    ABD’ye karşı bölgedeki direnişin hem fiziki hem de psikolojik olarak yıpratılması
•    İran’ın desteklediği gruplar üzerinden bölge ülkelerindeki etkinliğinin ve nüfuzunun azaltılması
•    İsrail’in tehdit olarak algıladığı bir aktörü ortadan kaldırmak suretiyle bu devletin güvenliğine katkı sunulması
•    Irak’ın kuzeyinde gerçekleşen ve Talabani yönetiminin bağımsız devlet kurma hevesinin bir ürünü olan referandumun neticesiz kalmasında etkili olan bir aktörü yok ederek bölgede garnizon devlet olarak kullanacağı bir Kürt devleti kurulmasının engellerinden birisinin ortadan kaldırılması
•    Suriye jeopolitiğinde İran’a bağlı grupların ve İran etkisinin bu suikast neticesinde azalması ve buna bağlı olarak PYD-YPG’nin alan kazanması
•    Yurt dışı operasyonlar biriminin lider kadrosunun öldürülmesiyle bu birimin operasyonel yeteneğinin yok edilmesiyle İran’ın elinin zayıflaması. Buna bağlı olarak da Rusya’nın bölgede güç kaybetmesi
•    İran kamuoyunda olumsuz hava oluşturularak psikolojik bir çöküşün yaşanması 
•    Trump yönetimince önce IŞİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’yi ardından da Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’yi ortadan kaldırarak kendi kamuoyuna (kendilerinin ifadesi ve tanımlaması) radikal terörist unsurlarla mücadelede zaferler elde ettikleri mesajının verilmesidir.

ABD karşıtı direnişin kırılması amaç edinilmiş olmasına karşın suikast sonrası gelişmelere bakıldığında bu amaca ulaşılamadığı görülmüştür. Öncelikle İran’da kamuoyunun bölünmesi veya umutsuzluğa bürünmesi beklenirken aksine İran halkı Süleymani’nin cenazesi ve defni sürecinde ortak bir kimlikle hareket ederek daha bütünleşmiş ve daha milli bir cephe oluşmuştur.

Yukarıda bahsettiğim hedefler içerisinde pek tabi olarak sorunuzda yer alan ABD karşıtı direnişin kırılması amaç edinilmiş olmasına karşın suikast sonrası gelişmelere bakıldığında bu amaca ulaşılamadığı görülmüştür. Öncelikle İran’da kamuoyunun bölünmesi veya umutsuzluğa bürünmesi beklenirken aksine İran halkı Süleymani’nin cenazesi ve defni sürecinde ortak bir kimlikle hareket ederek daha bütünleşmiş ve daha milli bir cephe oluşmuştur. Ayrıca İran’ın yurtdışı operasyonları ve desteklediği grupları yönetme stratejisinde de pratik anlamda bir çözülme olmamıştır. 

2- İran'ın üst düzey bir askeri yetkilisi olan General Kasım Süleymani’ye yönelik suikastı uluslararası hukuk açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce ABD’nin bu eylemi uluslararası hukukun ihlali değil miydi?

Amerika Birleşik Devletleri tarafından gerçekleştirilen bu suikastı ana şekliyle tanımlayacak olursak bir devletin başka bir devletin sınırları içerisinde yani topraklarında üçüncü bir devletin resmi askeri görevlisine karşı gerçekleştirdiği bir eylemdir. Bu eylemi Washington yönetimi, Pentagon ve CIA her ne kadar operasyon olarak tanımlasalar da bu eylem bir suikasttır. Dolayısıyla suikast zaten uluslararası hukukta karşılığı olmayan yani uluslararası hukuka göre meşru olmayan bir eylemdir. Bunun yanı sıra ABD’nin Irak topraklarında yani başka bir ülke topraklarında eylem yapması için gerekli hukuki şartlara da riayet etmediği görülmüştür. Irak yönetimi hukuken bu eyleme izin vermemiştir. Son olarak ise bir devletin resmi görevlisine barış zamanında (hukuken İran ile ABD arasında bir savaş durumu söz konusu değildir.) silahlı bir saldırıda bulunulması da uluslararası hukuka göre meşru değildir. Netice itibarıyla ABD yönetimi birden fazla hususta uluslararası hukuku ihlal etmiştir ve uluslararası hukuka göre suç işlemiştir. 

3- Sice ABD’nin üst düzey bir askeri yetkiliye yönelik böyle bir terör eylemi düzenlemekten asıl amacı neydi?

Öncelikle İran ve bölgedeki diğer ABD karşıtı aktörlerin motivasyonlarının bozulmasını sağlamak amaçlanmıştır. Bunun dışında birinci maddede bahsettiğim hedeflerle birlikte başta ABD’nin vekalet savaşında kullandığı terör örgütlerine alan açılacağı beklentisi ve İsrail’e güvenlik noktasında pozitif bir katkı sunmaktı. Nihai amaç ise İran’ı provoke etmek suretiyle hata yapmaya ve topyekûn bir savaşa zorlamaktı. 

4- Bilindiği üzere General Kasım Süleymani, terör örgütü IŞİD’in yenilgisinde etkin rol oynamıştır. Siz General Süleymani’nin bölgede özellikle de Irak'ta IŞİD ile mücadeledeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kasım Süleymani, kendisini İran’ın Irak, Lübnan, Gazze, Afganistan ve Suriye politikalarını kontrol eden isim olarak tanımlamaktaydı. Tabii ki başta Irak olmak üzere bölgede IŞİD terör örgütünün yenilmesinde önemli bir paya sahipti. Bununla birlikte Haşdi Şabi’nin Irak’ta resmi bir kurum olmasıyla daha da etkinliği artmış ve “İran’ın kılıcı” olarak değerlendirilmeye başlamıştı.

5- General Süleymani’ye karşı düzenlenen terör saldırısının ardından bazı uzmanlar Trump’ın başkanlık seçimlerini kazanmaya zemin hazırlamak amacıyla böyle bir eylemde bulunduğunu ifade etti. Eğer öyleyse Trump neden seçimi kazanamadı?

Trump bu suikastı iç kamuoyunu da pazarlamak için kullanmıştır. Bağdadi gibi Süleymani gibi ABD’yi düşman olarak kodlayan ABD’nin düşmanı olarak nitelendirdiği isimlerin suikast sonucu ortadan kaldırılması Trump yönetimi için Amerikan halkı nezdinde bir itibar getirisi olacak hamlelerdir. Bunların dışında ABD ekonomisine yönelik olumlu gelişmeler de söz konusu olmuştur. Ancak Trump seçimi, kendileri kabul etmese de kaybetmiştir. Seçimi kaybetmesinin en temel nedeni ise Covid-19 Pandemi sürecidir. Pandemi koşullarından olumsuz etkilenen Trump’a karşı Demokrat aday Biden’ın önü açılmıştır. Buna ek olarak söz konusu ülkedeki siyahilere yönelik polis şiddeti de Trump yönetimini zora sokan bir diğer unsurdur. Ayrıca küreselci çevreler de Trump yerine Biden’ı tercih etmiştir. Bu noktada şu durumu da belirtmek gerekir ki Trump bütün bu olumsuz duruma ve seçimi kaybetmesine rağmen oyunu da artırmıştır. Ve önümüzdeki dönemde Trumpizim olarak ifade edebileceğimiz bir siyasi eğilimin ABD’de etkin olmasının da önünü açmıştır.

6- General Süleymani suikastı dünya kamuoyunda ve Türkiye’de nasıl bir yankı uyandırdı?

Öncelikle şunu net olarak ifade etmek gerekir ki bu suikast sonrası ABD’nin hukuk tanımaz ve haydut bir devlet olduğu, karar alıcılar tarafından doğrudan zikredilmese de akademisyenler ve entelektüellerce açık bir kabul görmüştür. Batı devletleri dahi ABD’nin bu suikastını desteklememiş ve ABD yönetiminin yanında yer almamıştır. Türkiye ise gerek tarihsel ilişkilerinin olduğu sınır komşusu gerekse son dönemde bölgesel işbirliği ilişkilerini üst düzeyden yürüttüğü İran’a karşı gerçekleştirilen bu saldırıyı hem hukuk hem de politik açıdan reddetmiştir. Ayrıca Türk karar alıcılar bu saldırının yine bölge devletlerinin birinin topraklarında gerçekleştirilmesi de kabul edilir bir durum olarak ele almamışlardır. ABD’nin bölge devletlerinin içişlerine müdahale etmesi ve bu tip hukuk dışı eylemlerinin bölgenin barış ve refahına katkı sunmayacağı aksine bölgede istikrarsızlığa, kaosa ve teröre katkı sunacağı gerek karar alıcılar gerekse de uzmanlarca defaatle ifade edilmiştir. 

News Code 1891217

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • 9 + 0 =