Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin daha geliştirilmesi lazım

Mehr Haber Ajansı'na konuşan Gazeteci-yazar Ferhat Ünlü, Tahran-Ankara ilişkilerine ilişkin, "Türkiye ile İran arasındaki ilişkiler daha da geliştirilmesi lazım" dedi.

Bölgesel ve uluslararası gelişmeler sebebiyle Türkiye'den Arap ülkelerine kaşı politikasında değişim sinyali geldi.

Son zamanlarda Türkiye’nin dış politikasında özellikle Mısır, BAE ve Suudi Arabistan'la ilgili bir değişiklik izleniyor. İlişkilerini normalleşme yolunda adımlar atan Ankara yönetiminin, Suriye'ye karşı da böyle bir adım atılmasının zamanı geldi mi diye merak ediliyor. Türkiye, uzun zamandır göçmenler meselesiyle ilgili bir çok Avrupa ve Arap ülkeleriyle görüşme yapıyor. Ancak göçmenlerin çoğunun Suriyeli olmasına rağmen Ankara- Şam hattında bir görüşme gerçekleşmemiştir.

Bu konuyu Mehr Haber Ajansı'na değerlendiren Gazeteci-yazar Ferhat Ünlü, "Şam'la zaten istihbarat düzeyinde sürekli temas var, göçmenler meselesi biraz Suriye'nin de elinde olmayan bir konudur"dedi.

Aşagıdaki yazıda Ferhat ünlü'nin değerlendirmelerini okuyabilirsiniz:

1- Son haftalarda Türkiye'nin bazı Arap ükeleriyle ilişkileri düzeltmek için olumlu adımlar attığını görüyoruz. Örneğin Türkiye ۸ yıllık bir aradan sonra Mısır’la ilişkilerin normalleşmesi için görüşmeler yapıyor. Kaşıkçı cinayatinden sonra Riyad- Ankara ilşkilerinde gerilim yaşansa da son zamanlarda az da olsa ilişkilerin iyiye gittiğine tanık olmaktayız. Öte yandan Türkiye-BAE arasında Mısır, Libya ve Suriye meselesinde fikir ayrılığı olsa da son aylarda çeşitli düzeyde görüşmeler yapılıyor. Sizce Ankara bu adımları, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerde Türkiye’ye yönelik yapılan yanlızlaştırma çabalarını etkisiz hale getirebilmek için mi yoksa bölgesel sorunlar için mi atıyor ?

Tabii Cemal Kaşıkçı cinayeti sürecinde Türkiye'yle Suudi Arabistan ilişkisi ciddi bir gerilim atmosferine girmişti. Birleşik Arap Emirlikleri'nin de zaten Libya'daki faaliyetleri Suriye'de PKK PYD'ye verdikleri destekler Türkiye tarafından not edilmişti. Bir de İsrail'e yakınlaşma stratejisi yürütmüşlerdi. Hem Birleşik Arap Emirlikleri hem de Suudi Arabistan İsrail’den Kaşıkçı olayında da kullanılan Pegasus isimli bir casus yazılım almışlardı. Böyle bir arka planda işbirliği yürüdü. Muhammed Bin Selman'ın Mossad'ın başkanıyla görüştüğü yönünde bilgiler edindik, bu basına da yansıdı. Ben Türkiye'nin politikasına böyle bakıyorum. Artık devrimiz konjektürel yanı ittifaklar dönemidir. Yani asimetrik ittifaklar diyorum. Tehditler asimetrik olunca, işte iç savaşlar şeklinde tezahür eden veya fazlasıyla vekalet savaşlarıyla yürüyen bir sürec oluyor, hatta İran’ın Suriye sahası başta olmak üzere bölgede zaman zaman Türkiye'yle karşı karşıya geldiği durumlar da oldu. Ama sonra görüşmeler yapıldı tabii ki Astana görüşmelerinin ruhuda oydu zaten. Suriye tabii çok ciddi bir kör düğüm; o ayrı bir bahis ama Mısır ve Arap monarşileriyle ilişki, istihbari düzeyde ciddi oranda başladı diplomatik düzeye de yansıyacak, Mevlüt Çavuşoğlu'nun açıklamaları da bunu gösteriyor. Türkiye tabii ki Doğu Akdeniz'de yalnız kalmayı istemez. Bu konuda haklı; Oradaki enerji kaynaklarının araştırılması konusu, Yunanistan’la olan meselesi var (ki Kıbrıs üzerinden bir şeyler yapmaya çalışıyorlar), dolayısıyla buradaki görüşmeleri genel manada olumlu buluyorum, devletler duygusal davranamazlar  sonuçta bu Mısır'da bir darbe oldu o kadar insanın katledildiği gerçeğini de değiştirmiyor, her ülke kendine diyelim bölgesel gücüne göre, kendi nüfus gücüne göre bir pazarlık oluşturur. Sahada ne kadar eliniz varsa masada da o kadar, sahada ne kadar ayağınız varsa masada o kadar eliniz var. Dolayısıyla ben bu diplomatik görüşmeleri, istihbari görüşmeleri olumlu buluyorum yani Türkiye'ye yönelik yapılan Doğu Akdeniz'deki yalnızlaştırma çabalarına karşı da bir hamledir tabii ki. Türkiye son yıllarda bu konularda yanı ciddi istihbarat diplomasisi konusunda ciddi bir tecrübe kazandı. Bunun sonuçlarını birlikte göreceğiz.

2 - Türkiye'nin son dönemde Arap ülkeleriyle ilişkileri geliştirdiği şekilde Şam yetkilileriyle de özellikle göçmenler meselesiyle ilgili olarak doğrudan görüşmelere girmesi daha yararlı olmaz mı?

Şam'la zaten istihbarat düzeyinde sürekli temas var, göçmenler meselesi biraz Suriye'nin de elinde olmayan bir konu. Daha doğrusu Şam'ın elinde olmayan bir şey. İdlib'de çok ciddi yığılma var ve bir mikro Suriye haline geldi adeta, oradan akın var, başka bölgelerden de var yani dolayısıyla Türkiye'nin Şam'la konuşarak kendi göçmenler meselesini halletmesi biraz imkan harici görünüyor. Türkiye gereğinden fazla göçmen kabul etti, beş milyon civarı bir varlıktan söz ediliyor; En son buna Afganlar da dahil oldu  Cumhurbaşkanı'nın açıklamasına göre 300 bin civarında, çok sayıda Suriyeli var. Dolayısıyla buraya da  oynanıyor yani Türkiye'de bu ülkenin asli unsurları arasında mezhebi veya etnik bir çatışma çıkaramayacaklarını artık anladılar. (Türkiye bu konuda şerbetlidir malumunuz) ama göçmen meselesi hassas siyaset konusunda da çok tartışma konusu oluyor. Bu işin yani Şam'la görüşülerek çözüleceğini düşünmüyorum ama Şam'la istihbarat düzeyiyle temas gereklidir Suriye'de ne olacak? Sonrasında nasıl bir yapı oluşacak? Hangi ülkeler etkin olacak? Bu henüz netlik kazanmış değil, hala sahadaki çekişme devam ettiği için masaya yansıyan tam bir konsensus yok Suriye o anlamda bir gördüğüm gibi, Umarız en kısa sürede Suriye iç savaşı nihayetlenir.  Bunların en çok zarar gören Türkiye'dir. Yani bunu kimse inkar edemez. En fazla göçmen varlığı Türkiye'de. Tamam terörle mücadele için başka bir ülkenin topraklarına girmiş vaziyetteyiz. Orada ilanihaye gözümüz yok ama bize, müzahir olmasa bile diyelim, muhalif olmayan bize karşı olmayan bir yapının kurulmasından yanayız. Dolayısıyla bunlar tabii hep sadece Türkiye'ye de bağlı değil İran'a işte Rusya'ya yer yer Amerika'ya tabii ki Şam yönetimine ve diğer parametrelere bağlı bir konudur. Göçmenler konusunun da Şam’la görüşülerek çözüleceğini düşünmüyorum.

3- Görünen o ki, Türkiye Asya'da daha etkili olmak istiyor. Ankara'nın Afganistan’daki gelişmelerde daha aktif olmak isteği ve Kabil havalimanı meselesi için Taliban’la yaptığı görüşmeler medyada geniş yer bulmaktadır. Bu konuda sizin görüşünüz nedir?

Açıkçası Afganistan çok zorlu bir coğrafya. ABD Ekim 2001 itibarıyla Afganistan’a girdi. 4trilyon dolar harcadı ve bir milyon insanın ölümüne sebep oldu. Bunlar resmi rakamlar. 926 bin insandan bahsediliyor. Ama maksat hasıl olmadı. Çıkarken de bir kaotik oluştu. Tabii İran'ın Afganistan'la ilgili duruşu, konumu önemlidir. Pakistan’ın da duruşu önemlidir.  Türkiye'nin Pakistan'la çok yakın ilişkileri var. Pakistan da orada bir nükleer güç. İsrail'in mesela bundan çok rahatsız olduğuna dair çeşitli makaleler okudum geçen gün de yazdım, Türkiye'nin Pakistan’la yakın bir ilişkisi var. Tarihsel bir geçmişi de var, Pakistan'ın da Taliban üzerindeki etkisi malum. Aslında Türkiye tüm dünyada böyle bir sorun olduğu zaman ya gel şu sorunu beraber çözelim denilecek bir ülkedir. Türkiye ihtiyaç duyulduğunda hani böyle çatışma kavga sorulması şey çözülmesi gereken bir problem Türkiye'ye ihtiyaç duyulur. Ama bunun pastası dağıtılacağı zaman, bunun payları dağıtılacağı zaman kimse Türkiye'yi çağırmaz. Türkiye akıllara gelmez. Afganistan tabii sorunlu bir bölge bizim orada bulunmamız biraz tarihsel misyon gereği gibi de geliyor, ama şu ayrımı görmek lazım  Türkiye'nin Suriye'de asker bulundurmasının sınır güvenliğiyle ilgisi var bizim Suriye'yle dokuz yüz küsur kilometre sınırımız var. Orada bir iç kamuoyuna anlatılabilecek bir şey var ama Afganistan'da herhangi bir şehit cenazesinin iç kamuoyunda tabii ki olumlu karşılanmaz ama ben böyle bir zemin olduğunu düşünmüyorum Taliban belli ki devletleşmeye çalışıyor. Biliyorsunuz hani örgütler sürekli devletleşmeye çalışırlar. Buna uygun zemin bulurlarsa da yaparlar . Bu çok nadirattandır gerçi yani örgütlerin devlet olduğuna pek şahit olmayız ama Taliban’ın böyle bir şansı var mı? Var.  ABD yani ABD'nin çekilmesi buna bir fırsat oluşturdu. Bölgesel ilişkileri doğru kurarsa, Türkiye gibi ülkelerle yakın çalışırsa iyi olur. Sonuçta Türkiye, İslam dünyasında önemli bir yere sahip, dolayısıyla Taliban'la yapılan görüşmeleri de böyle yorumluyorum orada işte Kabil Havalimanı'nın korunmasından başlayarak bir düzen kurulursa bu durumda Türkiye bölgede tabii ki bir etkinlik sağlayacaktır ama bunun bir misyon işi olduğunu düşünüyorum. Bu misyon görevi yani Suriye gibi bir gereklilik sınırımızın hemen dibinde değil. Mesela İran'ın tabii ki o göçmenler konusunda nasıl bir tutum aldığı da önemli. Sonuçta Afganistan'dan gelen göçmenlerin bir kısmı İran'dan geliyordu. İran da kendince tedbir almalı,  Türkiye'de almalı, ama hiçbir ülke kendi sınırlarını korumakla ilgili bahanesi olamaz ama sınır koruma işi de biraz bölgesel işbirliğine, bölgesel dayanışmaya da bağlı. Türkiye'yle İran PKK konusunda diplomatik kültür oluşturdular ve askeri tedbirleri de birlikte yürüyor ama Kabil meselesine, Kabil Havalimanı meselesine genel olarak böyle bakıyorum. Türkiye'nin Asya'da etkin olmasının oradaki işte Türk Cumhuriyetleri harekete geçirmek için orada olduğunu düşünmeyelim. Türkiye'nin meşhur Adriyatik'ten işte Çin Seddi'ne Türk rüyası meselerle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Türkiye tabii ki etkin olduğu yerde nüfusunu kullanacak konomide de girişimci bir ruhu olan bir insana sahibiz. Dışarılarda iş yapıldığı zaman tabii ki bu bizim ekonomimize de yansıyor dolayısıyla. Yanlış anlaşılmasın İran medyasına röportaj verdiğim için değil Türkiye'yle İran arasındaki ilişkilerin daha geliştirilmesi lazım.

News Code 1897303

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • 4 + 1 =