Ünlü Arap dünyası analisti Abdülbari Atvan, Rai al-Youm gazetesindeki köşe yazısında şöyle yazdı:
ABD Başkanı’nın İran’a yönelik tehditleri ve bölgeye askerî malzeme sevkiyatı, bu ülkeye saldırının kesin olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü Trump, yalnızca bir uçak gemisiyle Orta Doğu’da ya da başka bir yerde savaşa girecek kadar cesur biri değil. Daha önce İran’a, Rusya’ya ve Çin’e karşı güç kullanma tehdidinde bulunup sonrasında geri adım atması, bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor.
ABD’nin İran’a karşı Batı ittifakı olmadan –tıpkı George Bush’un 2003’te Irak’a saldırdığı dönemdeki gibi– askerî bir saldırıya kalkışması, bu savaşta zaferin garanti olmadığı anlamına gelir. İran’ın teslim olup Washington’un şartlarını kabul ederek masaya dönmesi ise uzak bir olasılık değil, imkânsızdır. Çünkü İran, istihbarî kabiliyetleri sayesinde son dönemdeki karışıklıkları yatıştırmış, ABD ve İsrail’in rejim değişikliği planını başarısız kılmıştır.
Bu konuda dört noktaya dikkat etmek gerekiyor:
Birincisi, ABD Savunma Bakanlığı’nın açıkladığı yeni strateji; İran’la daha aktif şekilde mücadele edilmesi, bölgedeki Amerikan müttefiklerinin ve İsrail’in desteklenmesi maddelerini içeriyor. Bu durum, ABD’nin artık başkaları adına Orta Doğu’da çok sayıda savaşa girmek istemediğini gösteriyor. Ayrıca Washington, Avrupalı ülkeleri cephe gerisinde durmakla ve Irak ile Afganistan’da Amerikan askerlerini yalnız bırakmakla suçluyor.
İkincisi, işgal altındaki topraklarda İran’ın olası askerî tepkisine dair büyük bir korku hâkim. İsrail’in Kanal 2 televizyonu, İran bir Amerikan saldırısının kesin olduğuna inanırsa İsrail’e füze saldırısı düzenleyebileceğini ve bunun ciddi ekonomik kayıplara ve can kayıplarına yol açacağını bildirdi. Tel Aviv’e yapılan dış uçuşların askıya alınması bu gerçeği doğruluyor.
Üçüncüsü, İranlı yetkililer, ABD’den gelecek her tür saldırının —sınırlı, geniş kapsamlı ya da hassas hedefli olmasına bakılmaksızın— bir genel savaş olarak değerlendirileceğini ve buna en sert şekilde karşılık verileceğini vurguluyor. İran elindeki tüm silahları kullanacak ve en kötü senaryolara hazır durumda.
Dördüncüsü, İran’ın askerî ve sivil kadroları ABD ile İsrail’in zayıf noktasının, bölgede uzun sürecek ve yıpratıcı bir savaşa sürüklenmek olduğunu gayet iyi biliyor. Bu nedenle Tahran muhtemelen uzun vadeli bir askerî strateji belirledi ve 12 günlük son savaşın sonuçlarından dersler çıkardı. Hatta İran içinde, ateşkesin hemen kabul edilmesinden rahatsız olan çevreler bile var.
İran’ın ABD’nin olası saldırısına yanıtı sadece Fars Körfezi'ndeki Arap ülkelerinde bulunan Amerikan üsleriyle sınırlı olmayacak; İsrail’i de kapsayacak. Bölgedeki direniş güçleri —Hizbullah ve Yemen’deki Ensarullah gibi— de çatışmaya katılacak. Savaş sonrasında büyük topraklara ve güçlü silahlara sahip İran harita üzerinde kalmaya, hatta daha da güçlenmeye devam edecek. Buna karşın bazı Arap rejimleri ve Siyonistler küçülmeye veya sahneden tamamen silinmeye bile maruz kalabilir.

yorumunuz