İran’ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği Büyükelçisi ve Maslahatgüzarı Gulam Hüseyin Derzi, BM Genel Kurulu’nun 81’inci oturumunda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) raporuna ilişkin yaptığı konuşmada, nükleer enerjinin kalkınma ve enerji güvenliği açısından vazgeçilmez olduğunu belirtti.
Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın (NPT) 4’üncü maddesinin, tüm taraf devletlerin barışçıl amaçlarla nükleer enerji araştırma, üretme ve kullanma konusundaki devredilemez haklarını ayrımcılık yapılmaksızın güvence altına aldığını vurgulayan Derzi, bazı ülkelerin bu hakkı sistematik biçimde şeytanlaştırdığını savundu. Derzi, nükleer silahların yayılmasına ilişkin kaygıların, ülkeler üzerinde baskı kurmak ve onları ulusal nükleer yakıt döngüsünden vazgeçmeye zorlamak için kullanıldığını ifade etti.
ABD’nin, NPT’ye taraf bir ülke olmasına rağmen, devletlerin uranyum zenginleştirme de dahil olmak üzere tam nükleer yakıt döngüsünü izleme hakkını açıkça sorguladığını belirten Derzi, ülkelerin barışçıl nükleer enerji teknolojilerine erişiminin engellenmesinin antlaşmanın 4’üncü maddesini ihlal ettiğini söyledi. Hiçbir ülkenin antlaşmayı tek taraflı olarak yeniden yazamayacağını veya diğer taraf devletlerin meşru haklarını siyasi veto yoluyla engelleyemeyeceğini kaydetti.
İran’ın NPT kapsamındaki haklarını kararlılıkla savunmasına karşılık ABD ve nükleer silahlara sahip İsrail’in 2025 ve 2026 yıllarında İran’a karşı iki saldırganlık savaşı başlattığını öne süren Derzi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın denetimi altındaki barışçıl nükleer tesislerin geniş çaplı saldırıların hedefi olduğunu ifade etti.
Derzi, bu saldırıların büyük yıkıma yol açtığını ve binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olduğunu belirterek, nükleer silahların ve diğer kitle imha silahlarının kullanımını reddeden fetvasıyla bilinen İran’ın şehit liderinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu söyledi. Söz konusu eylemlerin uluslararası hukuku, BM Şartı’nı, UAEA Statüsü’nü, Ajans Genel Konferansı’nın ilgili kararlarını ve BM Güvenlik Konseyi’nin 1981 tarihli 487 sayılı kararını ihlal ettiğini savundu.
İranlı diplomat, UAEA Genel Konferansı’nın, Yönetim Kurulu’nun ve Genel Direktörün saldırıları kınamadığını; BM Güvenlik Konseyi’nin de benzer şekilde bu konuda başarısız kaldığını ifade etti. Derzi, UAEA Başkanı'nın aynı gündem maddesi kapsamında bugün yaptığı açıklamalarda da saldırıları kınamaktan kaçındığını belirterek, “Saldırganlar hesap vermekten kaçarken baskı mağdura yöneltiliyor” mesajını verdi.
Bazı Batılı delegasyonların nükleer silahların yayılmasına ilişkin kaygıları gündeme getirmeye devam ettiğini, ancak UAEA denetimindeki barışçıl nükleer tesislere yönelik saldırıları kınamaktan kaçındığını söyleyen Derzi, bu yaklaşımın tutarlı bir nükleer silahların yayılmasını önleme politikası olmadığını, söz konusu ilkenin siyasi amaçlarla araçsallaştırılması anlamına geldiğini dile getirdi.
İran’ın 1970’ten bu yana NPT’ye taraf olduğunu hatırlatan Derzi, ülkesinin uluslararası yükümlülüklerine ve diplomasiye bağlılığını sürekli dile getirdiğini vurguladı. Buna karşın İran’ın barışçıl nükleer programının ve denetim altındaki tesislerinin siyasi baskı ve askerî saldırılara maruz kaldığını belirten Derzi, UAEA Sekretaryası’nın teknik iş birliğini esirgemesinin de İran’ı Ajansın teşvik etmekle yükümlü olduğu barışçıl nükleer kalkınmanın faydalarından mahrum bıraktığını savundu.
Derzi, nükleer tesisleri UAEA denetimi altında bulunmayan ve bölgedeki tek nükleer silah sahibi ülke olarak nitelendirdiği İsrail’in ise hesap verebilirlikten muaf tutulduğunu ileri sürdü. Nükleer silahların yayılmasını önleme standartlarının seçici biçimde uygulanmasının İran’a yönelik baskıların arkasındaki siyasi motivasyonları ortaya koyduğunu ve uluslararası nükleer silahların yayılmasını önleme sisteminin güvenilirliğini zayıflattığını söyledi.
İranlı diplomat, bazı delegasyonların askerî tehditler sürerken denetçilerin erişimini talep ettiğini ve saldırılar sonucunda ortaya çıkan olağanüstü koşulları göz ardı ettiğini belirtti. Derzi, İran’ın güvence denetimlerine ilişkin yükümlülüklerini terk etmediğini ve bu yükümlülüklerin uygulanmasını resmen askıya almadığını vurguladı.
Ancak saldırıların, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi için gerekli fiziksel ve güvenlik koşullarını temelden değiştirdiğini ifade eden Derzi, UAEA’nın kendi raporlarının da doğrulama faaliyetlerinin durduğunu ve denetçilerin güvenlik gerekçeleriyle sahalardan ayrıldığını kabul ettiğini söyledi. Denetçilerin geri dönmesinin talep edilmesi halinde aynı güvenlik kaygılarının göz ardı edilemeyeceğini kaydetti.
Güvence denetimlerine ilişkin yükümlülüklerin devam etmesinin, doğrulama faaliyetlerinin güvenli ve etkili biçimde yürütülüp yürütülemeyeceğinin değerlendirilmesi gereğini ortadan kaldırmadığını belirten Derzi, hiçbir ülkeden devam eden askerî operasyonlar ve tehditler altında, yeterli güvenlik garantileri olmaksızın erişim sağlamasının beklenemeyeceğini ifade etti. Bu koşulları oluşturanların saldırganlar olduğunu, sorumluluğun saldırıya uğrayan ülkeye yüklenemeyeceğini savundu.
Derzi, İran’ın koşullar elverdiği ölçüde UAEA ile iş birliğini sürdüreceğini, ancak bu iş birliğinin insanların, tesislerin veya Ajans denetçilerinin güvenliği pahasına gerçekleştirilemeyeceğini sözlerine ekledi.
yorumunuz