21 Haz 2026 14:30

Ateşkes ihlalleri gölgesinde İran’ın güvenlik denklemine yeni yaklaşımı

Ateşkes ihlalleri gölgesinde İran’ın güvenlik denklemine yeni yaklaşımı

İran ile ABD arasında imzalandığı belirtilen 14 maddelik mutabakatın ardından Lübnan’ın güneyinde ateşkes ihlallerinin sürmesi, Tahran’ı yeni bir güvenlik denklemine yöneltiyor.

Mevcut koşullarda, İran ile ABD başkanları arasında Ramazan Savaşı’nın ardından imzalanan 14 maddelik mutabakata rağmen, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki ateşkesi sürekli ihlal ettiği iddiaları devam etmektedir. Bu mutabakatın ilk maddesi, Lübnan da dâhil olmak üzere tüm cephelerde savaşın derhal ve kalıcı olarak sona erdirilmesini öngörmekte, taraflar da her türlü düşmanca eylemden, tehditten ve güç kullanımından kaçınmayı taahhüt etmektedir.

Buna karşın İsrail güçlerinin sınır bölgeleri ve Güney Lübnan’daki varlığını sürdürmesi ve sahada üstün bir konum elde etmeye çalışması, Tel Aviv’in ya yükümlülükleri tam olarak uygulama niyetinde olmadığını ya da bunları farklı hesaplar çerçevesinde değerlendirdiğini göstermektedir. Bu durum, İranlı karar alıcıların önüne temel bir soru koymaktadır: İran İslam Cumhuriyeti, ateşkesin bu açık ihlali ve Lübnan’daki denklemi değiştirme girişimleri karşısında nasıl bir yol izlemelidir?

Bu mesele yalnızca taktik düzeyde bir ateşkes ihlali olarak değerlendirilemez. Konunun, ABD ile İsrail arasındaki yapısal ilişki, Ramazan Savaşı’nın caydırıcılık dengelerine etkisi ve İran açısından yeni bir güvenlik düzeninin tesis edilmesi gerekliliği bağlamında ele alınması gerektiği savunulmaktadır.

ABD ile İsrail arasında görüş ayrılıklarına dair işaretler bulunsa da taraflar arasındaki stratejik ittifakın temelinin hâlâ korunduğu belirtilmektedir. Bu ayrışma gerçek olsa bile, iki tarafın yollarının tamamen ayrılması ihtimali düşük görülmektedir. Hatta bunun “iyi polis-kötü polis” yaklaşımının yeniden üretilmesine yol açabileceği; İsrail’in sahadaki ilerleyişinin ABD’nin müzakere masasında elini güçlendirebileceği ve Lübnan dosyasını anlaşma çerçevesinin dışına çıkarabileceği ileri sürülmektedir.

Karşı tarafın azami hedeflerine ulaşamadığı Ramazan Savaşı sonrasında İran’ın, kendi yeni güvenlik düzenini pekiştirmek için inisiyatif alma fırsatına sahip olduğu değerlendirilmektedir. Bu denklemde İran’ın temel rakibi olarak İsrail görülmekte ve anlaşmanın sonuçlarından asıl etkilenmesi gereken tarafın da Tel Aviv olduğu savunulmaktadır.

Bu çerçevede İran politikasının; aktif caydırıcılığın korunması, jeopolitik kozların kullanılması ve nükleer dosyada akıllı ve taktiksel bir esnekliğin sağlanması arasında denge kurması gerektiği ifade edilmektedir.

ABD-İsrail ilişkisi: gerçek bir ayrışma mı, yapısal bir eşgüdüm mü?

Ramazan Savaşı’nın ardından ABD ve İsrail cephesinin hedeflerine ulaşamaması sonrasında, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump arasında görüş ayrılıkları ve gerilim işaretleri ortaya çıkmıştır.

Ancak bu farklılıkların, iki eski müttefikin yollarını ayırmasından çok, ortaya çıkan krizden nasıl faydalanılacağına ilişkin yöntem farklılıklarını yansıttığı öne sürülmektedir. İsrail’in hâlen Batı Asya’da ABD’nin en önemli güvenlik ortaklarından biri olduğu ve Washington’un bu stratejik varlıktan kolay kolay vazgeçmeyeceği belirtilmektedir.

Ayrıca İsrail’in Güney Lübnan’daki kademeli kara ilerleyişinin hem ABD’ye İran ile yürütülen müzakerelerde ek bir baskı unsuru sağlayabileceği hem de Lübnan sahasında Tel Aviv lehine yeni bir güvenlik düzeni oluşturulmasına hizmet edebileceği savunulmaktadır.

İran’ın baskı araçları ve operasyonel seçenekleri

Yazıda, İran’ın bu durum karşısında aşamalı ve dikkatli biçimde kullanabileceği çeşitli seçeneklere sahip olduğu ifade edilmektedir.

Bunlardan biri olarak, Hürmüz Boğazı veya Babülmendeb Boğazı gibi stratejik geçiş noktalarının önemli jeopolitik baskı araçları olduğu belirtilmektedir. Bu tür adımların, ateşkes ihlallerinin maliyetini artırabileceği ve Washington ile Tel Aviv’in maliyet-fayda hesaplarını değiştirebileceği belirtilmektedir.

Bununla birlikte, böyle adımların tam kapsamlı bir çatışmaya dönüşmemesi için kademeli, kontrollü ve ihlallerin düzeyiyle orantılı şekilde uygulanması gerektiği vurgulanmaktadır.

Nükleer dosyada taktik esneklik

İran’ın düşük seviyeli uranyum zenginleştirmesinde sınırlı ve taktiksel bir esneklik gösterebileceği de savunulmaktadır. Bu yaklaşımın ABD açısından sembolik ve pratik önem taşıyabileceği ve müzakerelerde ilerleme sağlayabileceği ileri sürülmektedir.

Yazara göre, İran’ın yüzde 60 düzeyindeki zenginleştirilmiş uranyum stoklarını koruması halinde, böyle bir esnekliğin ülkenin güvenliğini tehlikeye atmayacağı ve gelecekte kapasite artırımı için gerekli altyapının korunacağı düşünülmektedir.

Bu nedenle, nükleer alandaki olası tavizlerin ancak somut ve stratejik kazanımlar karşılığında verilmesi gerektiği belirtilmektedir. Lübnan’da ateşkesin korunması, İsrail’in bölgeden çekilmesi, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol ve yüzde 60 seviyesindeki stokların muhafazası ise İran’ın kırmızı çizgileri olarak tanımlanmaktadır.

Yeni güvenlik düzeninin tesis edilmesi

Analize göre İran, bölgede arzuladığı güvenlik düzenini kurabilmek için Lübnan cephesindeki güvenlik denklemine yeniden şekil vermek zorundadır.

Bu çerçevede Hizbullah’ın, “direniş ekseni” içinde kilit aktörlerden biri olduğu ve mevcut koşulları dikkate almayan herhangi bir anlaşmanın ileride ciddi sonuçlar doğurabileceği ileri sürülmektedir.

Bu nedenle İran’ın politikasının; eksen içindeki koordinasyonun güçlendirilmesi, jeopolitik kartların etkin kullanılması ve diplomasi ile caydırıcılığın eş zamanlı işletilmesi üzerine kurulması gerekiyor.

Sonuç

Yazıya göre, 14 maddelik mutabakatın ardından Güney Lübnan’da yaşanan ateşkes ihlalleri, hem anlaşmanın güvenilirliği hem de İran’ın bölgesel güvenlik düzenini yeniden tanımlama iradesi açısından ciddi bir sınav niteliğindedir.

ABD ile İsrail arasındaki görüş ayrılıklarının belirli ölçüde gerçek olduğu kabul edilse de, Tel Aviv’in Washington için stratejik öneminin devam ettiği değerlendirilmektedir. Bu nedenle İran’ın yalnızca ABD’nin iyi niyetine güvenemeyeceği, aynı zamanda kendi baskı araçlarını kullanarak yeni bir denklemi kabul ettirmeye çalışması gerekmektedir.

News ID 1937165

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha