Filistin'in kurtuluş yolu ABD emperyalizminin Batı Asya'dan sürülmesidir

Mehr Haber Ajansı'na konuşan tanınmış gazeteciler, araştırmacılar ve siyaset uzmanları "Dünya Kudüs Günü" nün önemine ilişkin soruları yanıtladılar.

Mübarek Ramazan ayının son cuması olarak bilinen "Dünya Kudüs Günü" islami ülkelerdeki bazı insanların Filistin'in bağımsız olması isteğiyle toplu yürüyüşler yaptığı gündür.

İlk kez, İran İslam Cumhuriyeti Kurucusu  İmam Humeyni 1979 yılında Siyonist Rejim'in Güney Lübnan'a saldırısı ardından bütün Müslümanların dikkatini rejimin zulmüne maruz kalan Filistin’e çekmek için Ramazan ayının son cuma gününü “Dünya Kudüs Günü” ilan etmiştir. 

O tarihten bu yana Ramazan ayının son cuması "Dünya Kudüs Günü" olarak duyarlı Müslümanlar tarafından, vazifelerini eda etmek için sokaklarda ve meydanlarda Filistin halkının yanında olduklarını göstermek amacıyla ve onların kanuni haklarını savunmak adına büyük yürüyüşler yapılıyor.

Mehr Haber Ajansı bu konuda Aydınlık Gazetesi Yazarı Avukat Onur Sinan Güzaltan, Türk Yazar Atasoy Müftüoğlu, Türkiye Ehlibeyt Alimleri Derneği (Ehla-Der) Genel Başkanı Kadir Akaras ve Kudüs TV Genel Yayın Yönetmeni Nurettin Şirin ile birer röportaj gerçekleştirdi. 

İşte uzmanların verdiği yanıtlar:

Sinan Güzaltan: Filistin'in kurtuluş kavgası sadece İslam coğrafyasında değil dünyanın dört bir yanında, Latin Amerika'daki Amazon Ormanları'ndan tutun ta Asya steplerine ve Afrika'nın derinliklerine değin destek bulmuş bir mücadele.

Filistin halkının İsrail işgaline karşı sürdürdüğü kavga,  İran'daki Kudüs Günü'ne benzer mücadele ve anma günleriyle, dünyadaki çeşitli devletler ve anti- emperyalist kuvvetler tarafından desteklenmektedir.

İsrail, kurulduğu 1948 tarihinden itibaren bölgede emperyalizmin karakolluğunu yapan bir devlet oldu.

Tel Aviv, Siyonist siyasetlerini uygulamak için sürekli savaş stratejisi izledi. Bu savaş ve yıkım tarihinin başlangıç noktası Filistin'dir.

Bugün bazı bölge ülkelerinde, ABD ve İngiltere'nin telkinleriyle İsrail'le ilişkileri normalleştirme adımları atıldığını görüyoruz.

Filistin ve Küdüs meselesi Arap milletleri için büyük bir yaradır.

Mısır'ın efsanevi lider Cemal Abdül  Nasır’ın kaybından bu yana Arap dünyasındaki liderler ve siyasi hareketler maalesef Filistin davasına samimiyetle yaklaşmadılar.

Bugün Batı Şeria ve Gazze'deki sıkışmışlık ve bölünmüşlük, Arap dünyasının yanlış siyasetlerinden kaynaklanıyor.

General Süleymani, bölgede emperyalizme karşı sürdürülen savaşta ABD tarafından sinsice katledilmiştir. Bu röportaj vesilesiyle, İran halkına baş sağlığı dileklerimi bir kez daha iletmek isterim.

Süleymani'den bahsedilirken sadece savaşçı yönleri ön plana çıkartılıyor ve diplomatik becerileri unutuluyor.

Iraklı yetkililerinde doğruladığı üzere suikasta uğradığında Süleymani'nin cebinde, Suudi yetkililere iletilmek üzere Iraklı makamlara teslim edilmek üzere yazılmış bir mektup vardı.

Mektubun içeriği açıklanmasa da yapılan açıklama ve genel gidişattan, mektubun Riyad yönetimine yönelik ilişkileri normalleştirme çağrısı içerdiğini anlayabiliyoruz.

Atasoy Müftüoğlu: Kudüs Günü münasebetiyle İslam dünyası toplumlarının ve kültürlerinin eleştirel sorgulanmalar yapması gerektiğini düşünüyorum. Kudüs Günü büyük ölçüde, toplumlarımızda sembolik bir gün olarak kutlanıyor. Kudüs günü kutlamalarının beklenilen ölçüde yankısının olmadığını görüyorum. Kudüs Gününün çok daha etkili, daha derinlikli, kuşatıcı, somut etkiler uyandırması için, önce İslam toplumlarının derin yapısal ve varoluşsal sorunlarla karşı karşıya bulunduğunu, bu sorunlarla acilen yüzleşmesi gerektiğini kaydetmek önemlidir. 

Kudüs Günü, yeni başlangıçlar için, yeni etkinlikler, yeni ufuklar, yeni umutlar için çok anlamlı bir hareket noktası olabilir. Ancak, tarihsel, yapısal, varoluşsal sorunlarla, gerçeklerle, İslami anlamda yüzleşmeyi sevmeyen, bu sorunları aşmayı düşünmeyen, bu nedenle de romantik/nostaljik yanılsamalar biriktiren, kötürümleştirici bir geleneğimiz var. Gelenek/ahbarilik tarafından kötürüleştirilen toplumlar ve kültürler, hiç bir alanda dönüştürücü etki üretemezler, dışarıdan dayatılan etkilere açık hale gelirler. İslam toplumlarının, entelektüel/zihinsel/ahlaki bağımsızlık temelinde, devrimci bir entelektüel ortam/iklim/toplum oluşturmaları hayati bir konudur. İslami umutları gerçek kılmak için, İslami bütünü ve bütünlük bilincini somutlaştırmak üzere, Müslümanların milliyet/mezhep asabiyetlerinden feragat etmeleri beklenir. Bu asabiyetleri terk etmediğimiz takdirde umuta hak kazanamayız. Umutun sorumluluğunu üstlenebilmek için,statükolari aşma cesareti gösterilebilmelidir.

Realpolitik insani/ahlaki/vicdani ilişkilere hayat hakkı tanımıyor. Her hangi bir ülkeyi realpolitik yapmaya zorlayan bir dünyada, hiç bir iyi şey yapılamaz. Barbarlığın küreselleştiği bir dünyada, Müslüman halklar varoluşsal güvenlikten yoksun oldukları gibi, varoluşsal tehditler altında yaşıyor. Başta Arap devletleri olmak üzere, İslam ülkeleri Filistin ve Kudüs'e kesinlikle siyasal yardımda bulunamıyor.

Emperyalistler/ sömürgeciler tarafından sistematik bir biçimde kontrol altında tutulan, vesayet altına alınan yapılar, istedikleri doğrultuda hareket edemezler. İçerisinde bulunduğumuz dönemde, Hizbullah ve Hamas bağımsızlık bilinci temelinde siyasetler üretiyor. Dünya Müslümanlığının Kudüs konusunda hamaseti bir yana bırakararak, bütün insanlığın dikkatini Kudüs sorununa çekebilecek çok yönlü çalışmalar yapması gerekiyor. Bu konuda bilinçli bir farkındalık oluşturarak, toplumların bilincine ve kalbine ulaşabileceğimiz yogun entelektuel çabalara ihtiyacımız olduğu açıktır. Ancak, bilinçli bir farkındalıkla unuda ve özgürlüğe giden yollar açılabilir.

Kadir Akaras: Siyonist rejim İsrail, arkasında aldığı destekle 1948’den bu yana, Filistin topraklarını adım adım işgale soyunmuş, kendisine karşı duran tüm bölge ülkelerini hezimete uğramıştır. Hatta öyle ki İsrail, İslam Devrimi’ne kadar, varlığıyla topyekûn mücadele fikrini kırmış, bölgenin gerçeği olduğunu ve hatta sahibi olduğunu, kabul ettirmeye başlamıştı. Ancak İran’da başlayan ve tüm bölge halklarının fikri altyapısını derinden etkileyen İslam Devrimi ve Dünya Kudüs Günü’nün ilanı, her nerede olursa olsun, antisiyonist/ anti-emperyalist olan her bir bireye, İsrail’in varlığını topyekûn reddetme cesareti kazandırmıştır. Dünya Kudüs Günü’nün ilanı, aslında direnişe ruh kazandırmıştır.

İran İslam İnkilabı’ndan sonra, İmam Humeyni’nin ilan ettiği Dünya Kudüs Günü, aslında sadece Filistin ve Kudüs’le ilgili değil. İmam Humeyni’nin temel tasası Filistin ve Kudüs olsa da, aslında Dünya Kudüs Günü, tarihte kendisine yer bulan baskın bir fikri altyapıyı da yıkma hedefi taşımaktadır. Dünya Kudüs Günü, Filistin ve Kudüs’ün Müslümanlar için öneminin unutulmamasını hedeflediği kadar, güçlü olanın haklı görüldüğü düzenle mücadele etmeyi de hedeflemektedir. Dolayısıyla dünyanın her neresinde olursa olsun, bir haksızlıkla mücadelede, insanoğlunun sahip olması gereken düşünce yapısı ve ideoloji, Dünya Kudüs Günü ideolojisi ve ruhu olmalıdır. 

1948 yılında İsrail, Filistin topraklarını işgal etmeye başladığında, hedefleri, bölgenin tamamını Yahudileştirmek, Müslümanların bölgedeki varlığına tamamen son vermekti. Ancak aradan geçen 70 yıldan fazla zamanda İsrail, bugünler için hedeflediği duruma kavuşabilmiş değildir. Bu da, İran’daki İslam Devrimi’nden sonra oluşan Kudüs ve Filistin bilinci sayesindedir. Bugün de İsrail’in hedefi, bu bilince rağmen, bölgedeki Müslüman varlığını ve İslamiyet izlerini tamamen silmektir. Bölgede izlenen işgal planlarının temel hedefleri budur.

General Kasım Süleymani, direniş için kilit taşı olan Suriye ve Irak’taki, İsrail’in çıkarlarını koruyacak bir yapının oluşmasını engellemiştir. Bu ülkelere dünyanın dört bir yanından akın eden silahlı militanları, bu ülkelerin kendi halklarına öncülük ederek oluşturduğu direniş yapılarıyla bölgeden temizlemiştir. Bu sırada oluşan tüm gruplar, direniş ekseni için büyük bir kazanım olarak bölgedeki varlığını sürdürmektedir.

Nurettin Şirin: Dünya Kudüs günü, bütün dünya müslümanlarının, hatta müslüman olmayan özgür devrimci insanların ilgisinin ve yönünün Kudüs’e odaklanmasına, öncelikli olarak siyonizmle mücadele konusunu gündemine almasına ve dünya çapında bir direniş bilinci ve kültürünün oluşmasına en büyük bir kıvılcım oldu. Öyle ki, emperyalizm ve siyonizmin ve bunnun yanısıra onların tüm işbirlikçilerinin Kudüs Günü’nü unutturmak, gündemi saptırmak ve insanların Kudüs’le olan ilgilerinin kopmasını sağlamak için sergilediği küresel komplolara, kumpaslara ve oyunlara rağmen bu kıvılcım bütün dünyada dev bir ateş topuna dönüştü.

Enver Sedat ve Camp David ile başlayan Siyonist rejimle normalleşme ilişkilerinin bugün başını hain Suudi Arabistan’ın çektiği yeni bir dalgaya dönüşmesinin sebebi, aslında direniş cephesinin bölgesel anlamda ortaya koyduğu sarsıcı güç, emperyalist ve siyonist projeleri yenilgiye uğratan başarı ve zaferler karşısında duyulan büyük kaygı, korku ve paniktir. Zira Filistin davasını unutturmak, siyonist rejimin varlığını ve işgalini zihinlerde normalleştirmek ve müslüman halklardaki devrimci iradeyi yok etmek amacıyla atılan bu adımlar, onların ne denli bir korku içinde olduklarının, müslümanların ve özgür halkların da zafere ne kadar yaklaştıklarının kanıtı durumundadır.

Ancak, direniş cephesinin gösterdiği irade, siyonizm rejimle ilişkilerin normalleştirilmesi girişimlerinin hüsrana uğrayacağının ve direniş hattının bir ihanetleri mezara gömeceğinin kanıtıdır.

Kudüs ve Filistin Arap devletlerinin tamamına yakınının utancı ve zillet göstergesidir. Zira, kendilerini “Arap” olarak tanımlayan ve Filistin davasını da bir “Arap davası” olarak göstermeye kalkan bu rejimler, tarihin hiç bir evresinde görülmediği şekilde, bir “Arap toprağı” olan Filistin’i siyonist işgal rejimine satacak kadar alçalmış ve ihanet içine girmişlerdir. Bu rejimler bir taraftan “Arap olmayan ülkeler Arapların iç işlerine karışmasınlar” diyerek İran İslam Cumhuriyeti’nin Filistin konusundaki tavrına tepki verirlerken, diğer yanda Filistin’i masaya koyup Amerika ile “Yüzyılın Anlaşması” adı altında anlaşmalara ve ittifaklara girmektedirler. Tam bir paradoks sözkonusu. İşgal altındaki bir Arap toprağı olan “Filistin” tarihin hiç bir döneminde bu kadar Arap devletlerine uzak olmamıştı, Arap devletleri Filistin’i hiç bu kadar sahipsiz bırakmamış, siyonist saldırı, işgal ve ilhak politikaları karşısında terk edip yalnız bırakmamışlardı.

Kudüs Gücü komutanı general Kasım Süleymani bütün zerrelerine kadar, başta ve öncelikli olarak Kudüs’ün özgürlüğüne, İslam ümmetinin topyekun kurtuluşuna adanmış bir iradenin, bir adanmışlığın, bir direniş ve cihadın, bir azim ve sebatın, bir istikamet ve kervanın simgesi, şiarı, güneşi ve pusulasıdır.

Kasım Süleymani demek, Tahran, Tebriz ve Kirman demekten önce, Kudüs, Gazze ve Hayfa demektir! Kasım Süleymani demek, İran demekten önce Filistin demektir! Kasım Süleymani demek, Mescid-i Aksa demektir!

Muhabirler:
Azar MAHDAVAN
Rüya FEREYDUNİ 

News Code 1886637

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • 7 + 10 =